1 Mayıs 2007 Salı

KARNAVAL DİYARI


1500 yılında Portekizli denizci Pedro Alvares Cabral tarafından keşfedilen Brezilya, önce bir Portekiz kolonisi iken 1822 yılında bağımsızlık ilanından sonra Brezilya İmparatorluğu ve 1889 yılında başkanlık sistemiyle yönetilen Brezilya Federe Cumhuriyeti şekline dönüştü.

Güney Amerika kıtasının en büyük ve en kalabalık ülkesidir. 1 milyonun üzerinde nüfuslu on üç şehri olan Brezilya’nın en büyük şehirleri São Paulo ve Rio de Janeiro’dur.

Brezilya halkı beşyüz yıllık geçmişinde tüm ırkların karışması nedeniyle dünyanın başka hiç bir ülkesinde rastlanmayan bir çeşitlilik ve renkliliğe sahiptir. Portekizli, Fransız ve Hollandalı kolonicilerin eşleriyle gelmemesi nedeniyle yerli halk ile karışmasıyla başlayan ırk ve kültür çeşitliliği, önce Afrika’dan getirilen köleler sonra 20nci yüzyılda gelen Alman, İtalyan, Polonyalı, Japon ve Arap göçmenlerin de bu karışıma yeni öğeler katmasıyla bu günkü haline gelmiştir. Bu ilginç karışım, kolonileştirilmiş diğer ülkelerde olduğunun tersine Avrupa kökenli olmayanlara karşı ırkçılığın çok daha az olması nedeniyle yalnız ten rengi düzeyinde kalmayıp günlük adetler, yemekler, müzik, danslar, el sanatları ve hatta çeşitli dinler gibi nice kültürel değerlerin hem korunmasını hem de birbirleriyle iç içe girmesini sağlamıştır.

TARİHİ GÜZELLİKLER





Eskişehir tarihi zenginlikleri ve kültürel zenginliği ile Anadolu'nun en eski yerleşim alanlarından birisidir. Bunlardan sadece birkaç tanesi :

PESSINUS ANTİK KENTİ
Eskişehir İli, Sivrihisar İlçesi, Ballıhisar Köyü yerleşimi altındadır. Antik Pessinus kenti, antik Kral Yolu üzerinde olup, ticareti yanında Kybele ve Attis için yapılan ayinleri ile de ün salmıştır. Pessinus, çok eski çağlardan beri Kybele Kültünün en önemli merkezidir. Ana Tanrıça Kybele'nin başında kuleye benzer yüksek bir taç vardır; bu taç, onun, kentlerin ve tarımsal ürünlerin tek egemeni sayıldığının simgesidir. Aynı zamanda genç kızların da koruyucusudur. Kybele kültünün Frig Krallığının ilk zamanlarına, çok masraflı bir ilk tapınağın yapılmasını hatta şehrin kuruluşunu Frig Kralı Midas'a bağlayan geleneğe rağmen, şehrin kuruluşu daha eski çağlara dayanır. Söz konusu tapınak etrafında bir baş rahip tarafından yönetilen bir "Rahip Prensliği" gelişmiştir. M.Ö.205'ten itibaren I. Attalos'la Pessinus baş rahibinin arasında dostluk bağları kurulmuştur.
Sibil kehanetinden sonra M.Ö.205/4 yıllarında Roma'yı Annibal'dan kurtarmak için Palatin'deki zafer tapınağına konulmak üzere Kybele'nin heykelini almak üzere bir Roma heyeti Bergama kralı aracılığı ile Pessinus'a gelmiştir. Helenistik Çağda (M.Ö.3.asırda) Grek hakimiyeti altına giren Pessinus şehrinin yapı ve planları Yunan anlayışına göre düzenlenir. Mabet tamamen onarılır. Meclis binası, stoa, yollar, kanal ve tiyatro kurulur. Pessinus, M.Ö.25 tarihinde Augustus zamanında Roma hakimiyeti altına girerek, şehir bu çağda çok gelişir ve büyür. Şehrin içinden geçmekte olan su kanalı mermerlerle onarılarak iki yanı heykellerle süslü muhteşem bir duruma getirilir. Hatta şehrin iç kısmandaki kanal tamamen mermer döşenerek içine merdivenlerle girilen bir havuz havasına bürünür. Şehir kendi adına para basma imtiyazına sahip olur. Mahalli Kybele dini inanç ve ayinlerine saygı daha da artar.
Bizans Çağında şehir çok bakımsız kalır. Yeni bir şey yapılmaktan ziyade, eski yapılar sökülerek basit iskan malzemesi olarak kullanılır. Şahane sanat eserleri kırılarak temellerde yapı malzemesi olarak kullanılır. M.S. 800 yıllarından sonra ise şehir bütün vasıflarını kaybeder. Bundan faydalanan Jüstinianapolis (Sivrihisar) üstünlüğü ele alır.

SELÇUKLU HAMAMI
Seyitgazi İlçe Merkezi, İkiçeşme Mahallesindedir. Selçuklular Devresinde; 1207-1208 yıllarında Ümmühan Hatun tarafından yaptırılmış, Cumhuriyet Döneminde restore edilmiştir. Bugünkü görünümüyle; kesme taş malzemeden, kubbeli, kubbe kasnağı dıştan çokgendir.

HAN ANTİK KENTİ
Doğal kayalıklarda, yeraltına oyularak yapılmıştır. Yeraltına yapılan kat kat mekanlar ile mekanları birbirine bağlayan koridorlar, en alt seviyede, kuzeyden gelen bir temiz su kanalına bağlanmaktadır. Yapılan araştırmalarda, bugünkü ilçe merkezinde, kayalıklara oyularak yapılmış gömü ve benzeri mekanların yerleri saptanmıştır. Yeraltı şehrinin yakınındaki mezar odası 1992 yılında Eskişehir Müzesi tarafından temizlenmiştir. Gömü odasının girişi güneydoğudandır. Yeraltına oyularak yapılmış üç odadan oluşmaktadır. Odalarda arcosoliumlu sandukalar bulunmaktadır. Oda duvarının özellikle üst seviyesinde ve tavanda rozet, baklava dilimi, fiyonk, yaprak ve fırıldak motifleri bulunmaktadır. Bu bölgede bilinen tek örnektir. Ayrıca ilçe merkezinde kolosal gömü taşları bulunmaktadır.

FRİG KALELERİ
Kaya yüzeyine tapınak cephesi biçiminde işlenen kaya anıtları ve kaya anıt mezarları yanında, askeri soylular sınıfının yaşadığı, kayalıklar üzerine kurulmuş, tahkimli Frig kaleleri bölgemizde yoğunluk kazanmaktadır. Genellikle bölgeye hakim tepelere kurulan Frig Kalelerinde, örülmüş sur duvarları yanında, doğal kayaya oyulmuş mazgal delikli sur duvarları, kale girişleri, gizli merdivenler önemli geçitler, dinsel amaçlı anıtsal nişler, kaya mezarları, anıtsal basamaklar, kaya anıtları, kaya rölyefleri, sunaklar, sosyal amaçlı sarnıçlar, karlıklar, ahşap mimari izleri ile Frig kaya işçiliğinin bütün detaylarını görebilmekteyiz. Ufak çaptaki kaleler ise haberleşme kuleleri olarak kullanılmış olmalıdır. Frig Kaleleri, Hellenistik, Roma ve Bizans Çağlarında, orijinal kullanımları yanında, zamanının kültürünü yansıtan değişik tipte kaya mezarları, kaya anıtları ve kaya barınakları ile kayaya oyulmuş irili ufaklı kiliselerin yapılması ile değişikliklere uğramışlardır. Buna rağmen Frig kaya işçiliğinin detaylarını Frig kalelerinde gözleyebiliriz.
Seyitgazi, Çukurca Köyünde Doğanlı Kale, Çukurca-Yazılıkaya arasında sıralanan Antik Yazılıkaya'nın kuzeyinde bulunan Akpara Kale, Gökgöz Kale, Pişmiş Kale, Kocabaş Kale, Seyitgazi Kümbet Köyünde Kümbet Vadisi, Kümbet Asar Kale ve Berberini Kaya Kilisesi, Körestan Nekropolü, Delik Kaya, Seyitgazi Yapıldak Köyünde Yapıldak Kale ve İnli Yayla, Seyitgazi Göcenoluk Köyünde Zahran Yeraltı Şehri ile Eskişehir Merkez Gökçekısık Köyü Gökçekısık Kale, Han İlçesi Akhisar Köyünde Akhisar Kale, Dübecik Kale, Sivrihisar Zey Köyü' nde Zeykale, Merkez Uluçayır Köyü' nde Keskaya önemli Frig Kale ve yerleşimlerindendir.

ANITSAL FRİG KAYA MEZARLIĞI
Antik Yazılıkaya Kentinde, platformun kuzeybatı yamacında, 1970'de tespit edilen Anıtsal Frig Kaya Mezarı, Frig ahşap mimarisini en güzel şekilde temsil etmektedir. Frig mimarisinin iç yapısının en ince detayına kadar işlenmiş olan bu kaya mezarı anakayaya yekpare oyulmuştur, girişi kuzeydendir, yastıklı iki klinesi vardır. 1990 ve 1998'de Eskişehir Müze Müdürlüğünce restore edilmiştir.

YAZILIKAYA (MİDAS ANITI)
Antik Yazılıkaya Platformunun kuzeydoğu yamacında, 17.00 m. yüksekliğinde ve 16.50 m. genişliğinde, doğuya bakan anıt üzerinde yazılar olması nedeniyle "Yazılıkaya" olarak isimlendirilmiştir, Frig Kralı Midas' a dayandırılarak "Midas Anıtı" da denmektedir. Antik şehir ismini bu anıttan almıştır. M.Ö. 6. yy. ilk çeyreğine tarihlenmektedir. Frig Kaya Anıtlarının en görkemlisi, bölgenin ve dünyanın önemli, ünik yapılarındandır. Üzerindeki çatlakları ile yıkılma tehlikesi arz eden anıtı kurtarabilmek için bilimsel inceleme ve araştırma yapılmaktadır

GERDEKKAYA MEZAR ANITI
Bölge halkının "Kızlar Manastırı" olarak adlandırdığı bu anıt, Seyitgazi, Çukurca Köyünün 500 m. kadar batısındadır. Grek mimarisi içinde Dor Mimari stilinde, iki sütunlu bir tapınak cephesi biçiminde, volkanik tüf kayalığa oyularak, yekpare bir şekilde işlenmiş arcosoliumlu iki mezar odalı anıtsal bir kaya mezarıdır. Dor mimarisinin en ince detayları kayaya işlenmiştir. Hellenistik Çağ'a tarihlenen anıtın üçgen alınlığının altında triglif-metop sıraları bulunmaktadır. 1991 yılında Eskişehir Arkeoloji Müzesi tarafından restore edilmiştir.







SU KÜLTÜRÜ


Eskişehir gibi su kentlerinin kendilerine özgü su kültürleri olması son derece olağandır. Hamam geleneği, hamam folkloru da su kültürünün vazgeçilmez parçalarıdır. Pek çok yörede olduğu gibi Eskişehir'de de hamamla ilgili folklorik gelenekler giderek unutulmaktadır. Eskişehir'in yerli ahalisi için hamamlar yalnızca yıkanmaya, temizlenmeye yarayan mekanlar değildir. Hamamlar geçmişte ve kısmen de olsa günümüzde bir sosyal boyut taşırlar. Kent merkezinde yer alan çok sayıdaki hamam eş, dost ve akraba hanımların düğün, kırk uçurma ve benzeri gerekçelerle bir araya geldikleri, kimi zaman müstakbel gelin adaylarının belirlendiği, beğenildiği sosyal mekanlardır....
Gün gelir hamamlar, hanımların eğlendikleri, dinlendikleri bir yer haline geliverir.

Geleneğin yaşanmakta olduğu 1970'lerin sonlarına kadar sadece düğün ve benzeri gerekçelerle değil; yıkanmak, temizlenmek için bile hamama gitmek bir tören, bir ritüeldi. Hamam için günler öncesinden hazırlıklar başlar, ipekli hamam bohçalarına en az üç parçadan oluşan havlu takımları, gümüş tas, gümüş kakmalı fildişi taraklar, sedef veya gümüş kakmalı nalınlar, en güzel kokulu sabunlar konur... hamamın soyunma bölümünde giyinirken kerevetlerin üzerine sermek için su bezi denilen yaygılar hazırlanırdı. Daha eski zamanlarda bavul kullanılmadığından hamama bohça ile gidilirdi. Bohçalar atlas ve değişik türde ipek kumaştan yapılır; üstü işlemeli olurdu. En az üç parçadan oluştuğu belirtilen havlu takımları sarı veya beyaz sırma işlemeli ya da mahrama adı verilen hesap işli olurdu. Hamama giderken, çoğu kez evlerde dolmalar, börekler hazırlanır veya evin erkekleri öğleye doğru hamama çarşı fırınlarında pişirilmiş güveç gönderirlerdi.

Yıkanmaya çıplak gidilmediğinden hamama girerken fıta veya futa adı verilen ipekten yapılmış peştamallarla sarınılır, yıkanma çoğu kez bir defileye dönüşürdü. Eğer gelin hamamı gibi bir nedenle hamama gitmek söz konusu ise düğün evi genellikle en popüler hamamlardan birini o gün için kiralardı. Hamama yalnızca düğün evi tarafından çağrılı olanlar giderdi. Hamam takımlarının en güzelleri böylesi günlerde ortaya çıkartılır, en gösterişli giysiler o güne saklanırdı. Hamama gelen kadınlar tüm takılarını takarlardı. Hamama giren ve hamamdan çıkan konuklara yiyecekler, içecekler ikram edilirdi. Gelin de en gösterişli peştamalıyla hamama girer, yaşlıların ellerini öper, yaşıtlarıyla kucaklaşır, bekar olanlarına 'darısı senin de başına' temennisinde bulunurdu. Gelin ve genç kızlar hamamda kurna başında türküler, şarkılar söyler ve oynayıp eğlenirlerdi.

Hamama payton (fayton) veya landon adı verilen bir veya iki atın çektiği mevsime göre açık veya kapalı arabalarla gidilirdi. Bu arabalar ya hamam önünde bekletilir veya çıkış saatinde arabacıların yıkananları gelip almaları tembihlenirdi. Daha sonraki yıllarda faytonların yerini taksiler aldı; ekonomik duruma bağlı olarak hamamdan eve taksiyle dönme alışkanlığı hala sürmektedir.

Gelin hamamı dışında bir de loğusa hamamı geleneği vardır. Doğumun kırkıncı gününü takiben doğum yapan kadın, akrabaları ve yeni doğmuş çocuk hamama götürülürdü. Loğusa hamamında cıngıl adı verilen bir ipe dizili anahtar, kilit, delik para gibi nesneler son yıkanma suyunun içine konur, nazara karşı koruması için anne ve çocuğun başından aşağı " üç kez "dökülürdü.
Doğuma ilişkin sağlık hizmetlerinin yaygın olarak yerel ebeler tarafından verildiği dönemlerde; doğum günü geçen (doğumu gecikmiş) kadınlara ebeler hamama gitmelerini ve sıcak havuz içinde oturmalarını önerirdi, doğum günü yaklaştıkça hamama gidilirse doğumun kolay olacağına inanılırdı.

XX. yüzyılın başlarında (özellikle Sarısungur Suyu kente ulaştırılmadan önce) yerel hamamların yıkanma dışında bir diğer fonksiyonu da çamaşırhane olmalarıydı. Birkaç ailenin bir araya gelmesiyle belli zaman aralıklarında bir hamam kiralanarak uzun süreli birikmiş çamaşır veya benzeri eşyaların yıkanma işlemi gerçekleştirilirdi. Ayrıca söz konusu tarihlerde Yukarı Mahalle Debboy'da, Akarbaşı'nda, Yediler'de üstü kapalı çamaşırhaneler bulunmaktaydı.
Bir su kenti olan Eskişehir'de şifalı sıcak su kaynakları ve hamamların önemi, tarihsel ve kültürel düzeydedir. Hamam ve sıcak su olgusu türküler, maniler ve deyişlerle kendini kentin tarihine kazımıştır.

Bu kentte yaşayanların sıcak su tutkusu, "Eskişehir'in kızı anam der ağlar, hamam der ağlar" deyişiyle ifade edilmiştir.

KAZ ETLİ PİLAV

Malzemeler

500 gr kaz göğüs eti
500 gr pirinç
150 gr tereyağı
1 yemek kaşığı salça
1 adet soğan
1 adet ayva
tuz

Kaz göğüs etini 10 dakika 4 su bardağı tuzlu suda haşlayıp didikleyin. Daha sonra bir tencerede kaz etin kendi yağında 10 dakika kavurun.
Pirinci yıkayın. 750 ml su kaynatıp pirinci ekleyin. Suyunu çekene kadar 15 dakika pişirin. 100 gr tereyağını pilava ekleyip 5 dakika demlendirin ve iyice karıştırın.
Ayvayı soyup küp şeklinde doğrayın. Toprak güveçte pilav, kaz eti ve ayvayı karıştırın. Orta sıcaklıktaki fırında 15 dakika pişirin. Diğer tarafta soğanı küp şeklinde doğrayıp 50 gr tereyağında kavurun. Salçayı katıp karıştırın.
Pilavı servis tabaklarına alın. Üzerine salçalı sostan gezdirip servis yapın.

KATTE BÖREĞİ

Malzemeler

1 kg un
125 gr tereyağı
1 yemek kaşığı kuru maya
tuz

Helva için
125 gr tereyağı
125 gr margarin
200 gr un
200 gr ceviz içi
tuz

Mayayı 1 bardak ılık suda eritin. 600 gr unu havuz gibi açın. İçine 1 su bardağı suda erittiğiniz mayayı koyun. ½ su bardağı su ve biraz tuz ekleyip yoğurun.
Daha sonra hamuru 20 eşit parçaya ayırın. Fırın tepsisinin üzerine un serpip hamur toplarınız dizin. Tekrar unlayıp şeffaf folyo ile tepsinin üzerini kapatın. Buzdolabında 15 dakika dinlendirin.
Tereyağını bir tavada eritin. Hamur toplarını 40 cm çapında ince açın. Açtığınız her yufkanın arasına erittiğiniz tereyağını sürün. Hazırladığınız hamurları 10'lu gruplar halinde üst üste dizin.

Helva için tereyağı ve margarini bir tavada eritin. Un ve tuzu ekleyip 10 dakika kavurun. Ceviz içini mutfak robotunda toz haline getirip ateşten aldığınız helvaya ekleyin ve karıştırın.

Hamur dizilerinden birini fırın tepsisine alın. Üzerine helvayı sürün. Diğer hamur dizisi için üzerine kapatın. 180 derece ısıtılımış fırında 30 dakika pişirin.

HÖRRE

Malzemeler

2.5 yemek kaşığı tereyağı
3 yemek kaşığı un
5 su bardağı su
1 tatlı kaşığı salça
tuz ,karabiber

Bir tencerede 2 kaşık tereyağı ile un kavrulur. Rengi hafif pembeleşince yavaş yavaş su ilave edilir. Tuz ve karabiber ile tatlandırılır. Sürekli karıştırarak pişirilir.
Diğer tarafta yarım kaşık tereyağında salça ezilerek kızdırılır. Bu çorbanın üzerine gezdirilir ve sıcak olarak servis edilir.

KİLİSELER





Havariler Kilisesi (Kümbet Cami):
Kars Kalesi’nin güneyinde, Kaleiçi Mahallesi’nde bulunan Havariler Kilisesi’ni, eski gravürler surların hemen içerisinde göstermektedir. Günümüze iyi korunarak gelebilen, Selçuklu kümbetlerine benzemesinden ötürü Kümbet Camisi olarak isimlendirilmiştir. Bu yapıyı Bagrat Kralı Abbas II.Takvor Kars’ı başkent yaptığı sırada, 932-937 yılları arasında 12 Havari adına yaptırmıştır. Selçukluların Kars’ı ele geçirmesinden sonra 1064 yılında camiye çevrilmiş, sonraki yıllarda yine kilise olarak kullanılmış, Osmanlı döneminde 1579 yılında yeniden camiye dönüştürülmüştür. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Ruslar tarafından Rum Ortodoks Kilisesi’ne çevrilmiş ve onarılmıştır. 1890 yılında da yanına bir çan kulesi yapılmıştır. Ancak bu kule 1918 yılında yıkılmıştır. Kars’ın 1918’de Türklerin eline geçmesi ile yeniden camiye çevrilmiş, 1919’da Ermenilerin buraya hakim olması ile bu kez Ermeni Kilisesine dönüştürülmüştür. Kars’ın 1920’de yeniden Türk egemenliğine geçmesi ile de bir kez daha cami olmuştur. Yapı 1960-1970 yıllarında müze olarak kullanılmış, Kars Müzesinin yapılmasından sonra kilise kendi haline terk edilmiş ve 1999 yılında yeniden cami olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Yapının günümüze gelen bir kitabesi bulunmamaktadır. ortaçağ araştırmacıları bu yapıdan katedral olarak söz etmektedirler. Havariler ismi ilk defa XIX.yüzyılda bu yapıya verilmiş olup, bunun da nedeni kubbe altında bulunan 12 Havari figüründen ötürüdür.

Meryem Ana (Surp Asdvadzadzin- Ani) Katedrali:
Kars Arpaçay ilçesi, Ani surları içerisinde şehir merkezinde bulunan bu katedral, kilisenin güney duvarında bulunan bir kitabeden öğrenildiğine göre Kral Sımbad II zamanında, yapımına başlanmış, Kral Kakig I’in (898-1020) eşi Kraliçe Gadalina tarafından 1001 yılında tamamlanmıştır. Ani kentindeki yapıların çoğunun mimarı olan Dırtad tarafından yapılmıştır. Ani’deki Ermeni mimarisinin en gelişmiş kilise örneklerinden biri olarak nitelenen bu yapı, kubbeli bazilika ile kapalı Yunan haçının bir arada kullanılmasından meydana gelmiş bir plan düzenine sahiptir. Katedral kırmızı tüf taşından yapılmış ve basamaklı bir zemin üzerine oturtulmuştur.
Alpaslan’ın 1064 yılında Ani’yi fethetmesinden sonra katedral camiye çevrilmiş ve içerisine geçici olarak minber ve mihrap konulmuştur. Bundan sonra da Fethiye Cami ismi buraya verilmiştir. Yapı 1124 yılındaki Kıpçaklı istilasına kadar 60 yıl cami olarak kullanılmıştır.

Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Şırlı Kilise):
Kars Arpaçay ilçesinde Ani şehrinin doğu kesiminde yer alan bu kilise Arpaçay’a kadar inen sarp kayalıkların eteğinde bulunmaktadır. Kilisenin güney cephesindeki 25 satırlık Ermenice kitabede, 1215 yılında Ermeni devletinin başı olan Zaharca ve oğlu Saharsak devrinde, Tigran’ın Zaharca’nın oğluna ve ailesine uzun ömürler vermesi dileğiyle yaptırıldığı yazılıdır. XII.yüzyılda Dikran isimli bir prensin yaptırdığı anlaşılan bu kilisede Ermeni mimarları ibadet mekanının ortasındaki kare mekanı örten yüksek kubbe düşüncesini ilk kez burada benimsemişlerdir.
Kilise içerisinde İncil’den alınmış dini temalarla ilgili freskler bulunmaktadır. Bu freskler arasında yer yer stilize bitki ve haç motifleri de eklenmiştir. Ani’de yaşayan Dikran Honents isimli bir zenginin yaptırdığı bu resim ve kabartmalardan ötürü de buraya Nakışlı Kilise ismi de verilmiştir. Aynı zamanda kilisenin yaşayabilmesi için Dikran Honents buraya köyler, çiftlikler, değirmenler, hanlar, dükkanlar ve hamamlar vakfetmiştir.

Genç Kızlar Kayalıklarındaki Kilise (Güvercinli Kilise):
Kars Arpaçay ilçesinde, Ani şehrinin güneyinde kayalık bir tepe üzerinde bulunan bu kilisenin yapım kitabesi olmamakla beraber, mimari yapısından XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Günümüze oldukça harap bir durumda gelen bu kilise XIII.yüzyıl Ermeni kilise mimarisinin tüm özelliklerini yansıtmaktadır. Üst örtüsü çökmüş olmasına rağmen bazı duvar parçalarından kiborion tipinde bir yapı olduğuna işaret etmektedir. Kilisenin yuvarlak bir planı vardır. Kalıntılarından üzerinin konik bir çatı ile örtüldüğü anlaşılmaktadır. Kilisenin giriş kapısı Ani’deki kervan yolunun başlangıcına açılmıştır.

Çoban Kilisesi:
Kars Arpaçay ilçesinde, Ani surlarının dışında ve surların kuzeydoğusunda bulunan bu kilisenin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber J.Strzygowski bu kilisenin X.yüzyıl sonu veya XI.yüzyıl başlarında yapıldığını ileri sürmektedir. Onun yanı sıra, A.Khatchatrıan bu yapının XII.yüzyılda yapıldığını belirtmiştir. Çoban Kilisesi merkezi planlı bir yapı olup, onikigen içerisinde altıgen bir plan düzenindedir. Kilisenin büyük bir bölümü yıkılmış olmasına rağmen yine de yapısı ile ilgili yeterli bilgi vermektedir.

Surp Pırgiç Kilisesi (Halaskâr Kilisesi-Keseli Kilise):
Kars Arpaçay ilçesinde Ani’de bulunan kiliseyi J.Strzygowski 1035-1036 yıllarında Bagratlılardan Abulgarib döneminde yapıldığı ve Hz. İsa’nın adına yapıldığını belirtmiştir. Kilise 19 köşeli, poligonal bir plan düzeninde olup, içerisi nişlere bölünmüştür. İbadet mekanını örten kubbe yüksek bir kasnak üzerine oturmuştur. Ayrıca bu kasnak kilisenin duvarları ile niş kemerlerini köşelere bağlayan sütunlar üzerine oturtulmuştur. Bu kilise de Ani’deki diğer yapılarda olduğu gibi oldukça hareketli bir cephe görünümüne sahiptir.
Kilise 1073 yılında papaz Tridot tarafından onarılmış 1291 yılında yapıya bir çan kulesi eklenmiş, 1342 yılında da kilise Atabekler tarafından tümüyle onarılmıştır. Bu kilise 1930’lu yıllarda yıldırım düşmesi sonucunda yıkılmış olup günümüzde harap durumdadır.

Surp Krikor Abuğamrents Kilisesi:
Kars, Arpaçay ilçesinde Ani surları içerisinde, Ani Çayı’nın meydana getirdiği vadide bulunan bu kilisenin kitabesinden öğrenildiğine göre; Ermeni Bahlavuni hanedanından Prens Krikor’un emriyle kardeşi Hamze ile kızkardeşi Seta için dinlenme yeri olarak yaptırılmış ve Aziz Krikor Lusavoriç’in adına sunulmuştur. Kilise 994 yılında yapılmış, daha çok XVII.yüzyılın çok apsitli kilise tipleri örnek alınmıştır. Kilisedeki kitabelerde 1047 yılında Selçuklularla yapılan bir savaşta ölen Ermeni kahramanlardan Vahram Bahlavuni’nin ismi sık sık geçmektedir. Kilise içten daire, dıştan yonca planlı altı apsitli bir yapıdır. Bu plan şekli merkezi planlı, rotundalardaki nişlerin derinleştirilmesi sonucu meydana gelmiştir. Taş yontma sanatının en güzel örneklerini ortaya koyan bu yapının masif duvarları üçgen nişlerle hafifletilmiş ve buralara açılan ince uzun altı pencere ile de ibadet mekanı aydınlatılmıştır. Yapının üst örtüsünü oldukça yüksek kasnaklı konik bir çatı meydana getirmektedir. Bu çatıya da 12 pencere açılmıştır.

Surp Hovhannes Kilisesi (Apostol Kilisesi, Havariler-Arakelots Kilisesi):
Kars Arpaçay ilçesinde Ani’nin merkezinde bulunan Surp Hovhannes Kilisesi’ni N.Marr X.yüzyıla tarihlendirmiştir. Bunun yanı sıra N.Tokarski bu kilise ile ilgili 1031 tarihli bir kitabeden söz etmiştir. Kilisenin yapımı 1038 yılında tamamlanmıştır. Dört yapraklı yonca planı düzenindeki kilisenin köşelerine birer hücre yerleştirilmiş ve bunun sonucu olarakta yonca planı tam ortaya çıkmamıştır.

Hoşavank Şapeli:
Kars Arpaçay’ın batısındaki vadide bulunan Hoşavank Şapeli Altıgen Şapel olarak da tanınmaktadır. Kitabesi günümüze gelememiş olmakla beraber, çeşitli Ermeni kaynakları bu şapelin XI.-XIII.yüzyıllar arasında yapıldığını belirtmektedir. Şapel küçük merkezi planlı bir yapıdır. Ani’deki eserlerin süsleme yönünden en ilgi çekenlerinden birisidir. Bu yapıda süsleme ve taş işçiliğinin son derece ileri düzeye çıktığı görülmektedir. Şapelin çevresini dolaşan iki sütuncukların oldukça sade olmasına karşılık, üzerlerinde alçak kabarma halinde geometrik sağır kemerlere yer verilmiştir. Bu kemerlerin birleştiği yerlere de stilize edilmiş palmet ve Rumilerden oluşan bir bezeme yapılmıştır. İbadet mekanının üzerini örten konik çatı kasnağı da yarım sütunlarla 12 bölüme ayrılmıştır. Bazı kaynaklar da bu yapıya bitişik bir mezar anıtının da olduğundan söz etmektedirler.

Surp Krikor (Gagik) Kilisesi:
Kars Arpaçay ilçesinde, Ani’nin merkezinde, surların kuzeyinde yapılan bu kiliseden günümüze yalnızca temel kalıntıları ile bazı duvar kalıntıları gelebilmiştir.
Kral II.Gagik tarafından yaptırıldığı sanılan bu kiliseyi J.Strzygowski 1001 yılına tarihlendirmiştir. Kesme taştan yapılan bu kilisenin temel kalıntılarından merkezi planlı bir yapı olduğu anlaşılmaktadır.
Yanık Kilise:
Kars Sarıkamış ilçe merkezinde bulunan Yanık Kilise, 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nda Rus işgaline uğrayan Sarıkamış’ta Ruslar tarafından yapılmıştır. Yapı moloz taş, kesme taş ve tuğladan, dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Yapının girişi tuğla çerçeveli yuvarlak kemerli ve üzeri küçük bir çatı ile örtülüdür. Girişin iki yanında dikdörtgen tuğla çerçeveli birer pencere bulunmaktadır. Giriş kapısının üzerinde çıkıntılı bir bölüme yuvarlak kemerli üçüz pencere yerleştirilmiştir. İlk yapımındaki çan kuleleri günümüze gelememiştir. Sarıkamış’ta Rus işgalinin sona ermesinden sonra yapı bir süre kendi haline bırakılmış, ardından Sarıkamış Belediyesi tarafından sinema olarak kullanılmıştır. Bir süre de yanına bir minare eklenerek cami olarak da kullanılmıştır. 1970’li yıllarda yangın geçirmiş, günümüze yalnızca ana duvarları gelebilmiştir.

Cengilli Kilise:
Kars Kağızman ilçesinin Çengili Köyü’nde bulunan bu kilise X.-XI. Yüzyılda Bagratlılar tarafından yapılmış bir Ermeni kilisesidir. Kilise üzerindeki Gürcü dilinde yazılmış iki kitabede Molla Zibiada ve Ruben isimli iki kişi tarafından onarıldığı belirtilmektedir. Kilisenin 1791 tarihli Ermenice yapım kitabesi günümüze gelememiştir. Kilise 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Kağızman’ı işgal eden Ruslar ve ardından da Ermeniler tarafından kilise olarak kullanılmıştır. İşgalin sona ermesinden sonra cami olarak kullanılmıştır.


MİMARİ



Eski Kars kuzeyde, tepeye kurulu kalenin içinde ve eteklerinde yer almaktadır. Kaleiçi Mahallesi bu bölümün çekirdeğidir. Burası dar ve eğri yollar boyunca düzensiz dizilmiş bakımsız evleriyle, sıkışık yapılar topluluğu görünümdedir. Evler çoğunlukla yığma taş ve kerpiçtir.

1878 Rus işgali sonrasında bu kesim olduğu gibi bırakılarak, Eski Kars'ın güneydoğusunda, Taht Düzü denilen ovaya yeni bir garnizon kent oluşturulmuştur. Kent, buraya yerleştirilen çoğu soylu sınıftan subay ailelerinin tüm gereksinimleri karşılayabilecek şekilde yapılmıştır. Geniş, düzgün taş kaldırımlı caddeleri, büyük parkları, düzenli ızgara planıyla zengin ve çağdaş bir kent görünümündedir. Kuzeyden güneye uzanan dört ana caddeyi, doğudan halıya dört cadde dike kesmekte, böylece 16 blok oluşmaktadır. Avrupa tarzı bir mimariye sahip olan Kars'ı gezen H.V. Velidedeoğlu: "Yollar boyunca çoğu iki katlı, büyük blok taştan, sağlam, yalın görünüşlü yapılar dizilidir. Ruslar' dan kalma büyük yapıları gördüm...43 yıllık işgal süresi içinde Ruslar bu kente epey bayındırlık getirmişler ve burasının dış görünüşü tipik Rus kentlerine benzetmişler. Fakat Kars'ın insanın ruhunu değiştirememişler" demektedir.

Yollar boyunca dizili, benzer mimaride, bir-iki katlı, büyük gri taştan villa tipi evler, kente düzenli bir görünüm kazandırmıştır. Bu evlerin çoğu cadde üstündedir, kimileri de duvarla çevrili bahçenin gerisindedir. İki katlı evlerde ortada avlu bulunmakta, buradan basamaklarla sütunlu açık sofaya çıkılmaktadır. Odalar sofanın çevresine yerleştirilmiştir. Arkada geniş bir bahçe, ahır, kümes ve benzeri bölümler vardır. Kimi evlerde iki-üç basamakla çıkılan demir parmaklıklı kapı ortadadır, kimilerindeyse yanda camekanlı bir bölümden ana yapıya geçilmektedir. Pencereler iklime bağlı olarak küçük ve çift camlıdır. Çatı kar tutmayacak biçimde dik, kiremit veya saç örtülüdür. Evlerin içi de yalındır. Odalar geniş ve yüksek tavanlıdır. Tavan ve taban tahtadır. Kışlar uzun ve soğuk geçtiğinden değişik bir ısınma yöntemi geliştirilmiştir. Odaları ayıran duvarın köşesinde bu odalara yarım daire biçiminde çıkıntılı "galanka" denilen büyük bir soba yerleştirilmiştir. Sobanın altı demir döküm, üstü tavana dek uzanan ve yukarıya doğru daralan geniş saç boru biçimindedir. Böylece bir odada yanan sobayla iki yada dört oda ısına bilmektedir. Mutfaklarda da "peç" denilen fırın ve büyük kuzineler vardır. Fırının üstü, iki kişinin yatabileceği genişlikte çıkıntılıdır. Çok soğuk kış gecelerinde burada yatılabilmektedir. Mutfağın altında kiler bulunmaktadır.

Belli bir mimari kültürün ürünü olan bu yapılar gün geçtikçe azalmakta, yok olmakladır. İsmail Habib Sevük yöreye ilişkin gözlemlerinde Kağızman'ı şöyle anlatıyor: "Beş altı bin nüfuslu Kağızman'ın her evi bir bahçe içinde... Sokaklar bahçelerin çitleriyle çizilmiş yeşil birer hülya gibi. Evler hep birer katlı, kagir, beyaz ve hep şırıltılı arklar içinde bahara sarılmış evler... Evler o kadar seyrek ki kasabanın boyu altı kilometreyi, eni dört kilometreyi buluyor." İşgal döneminin, Anadolu'yu yabancı yerleşme kültürü, köylerde de gözlenmektedir. Kars, Selim, Susuz, ve Arpaçay ilçelerinde rastlanan "yol boyu köyleri" bu türdendir. Kar tutmaması için çatılar dik ve yüksek yapılmıştır. Ana yola bakan ön bahçeye "efkere", arkadaki bostanlığa "topuzar" denilmektedir. Kars ve çevresinde doğa koşularına ve tarımsal üretime bağlı olarak "küme köy" biçimli toplu yerleşmeler yoğundur. Bunlar bir alan çevresine çember biçimi dizilmiş evlerden oluşmaktadır. Ortada cami vardır. Evler tek katlı, hafif eğimli, kubbemsi toprak damlı, taş yapılardır. Yörede bol bulunan taşlar (bazalt, andezit, tüf) yapıların ana malzemesidir. Duvarlar çamur harçla örülür. Cam yada kavak hatıllarla desteklenir. İlin güney kesimlerinde kerpiç, orman içi köylerde ise ahşap da kullanılmaktadır. Pencereler küçük ve tavana yakındır. Evler oda, mutfak, kapalı avlu, ahır, samanlık, tezeklik vb bölümlerden oluşmaktadır. Köy çevresinde küçük sebze ve meyve bahçeleri, tarla ve meralar bulunmaktadır.

DEDE KORKUT'UN TOPRAKLARI


Kars şehrinin adı bir Türk boyu olan Karsaklar'dan gelmektedir. M.Ö.130-127 yıllarında Kafkasyadan gelerek Kars çevresine yerleşen Karsaklar ilimize bu adı vermişlerdir. Bu durumda Kars en eski Türkçe il adı unvanını kazanmıştır.

Kars Anadolu’nun en eski yerleşim alanlarından birisidir. Tarih öncesi çağlardan itibaren sürekli bir yerleşimin burada olduğu, arkeolojik araştırmalar sonucu, özellikle höyük ve mağaralardaki buluntulardan anlaşılmaktadır. Alt Paleolitik Çağa ait buluntulara Susuz ilçesi, Cilavuz Dere düzlükleri ile Kars Platosu’nda rastlanmıştır. Bunlar, şölyen-aşölyen tipte işlenmiş bir el baltası; Ağzıaçık Suyu’nun batısındaki düzlüklerde oval çevreli , iki yüzü çok güzel işlenmiş, ucundan biraz kırılmış bir diğer aşölyen baltası; Ani çevresinde ele geçen bir el baltası; Yazılıkaya’nın yaklaşık 6 km. güneyinde, Tombultepe yamaçlarında püskürük kayalardan yapılmış, şölyen tipte el baltaları ve iri yongalardır.

Kars’ta günümüze gelebilen tarihi eserler; Kars Kalesi, Sarıkamış Micingirt Kalesi, Taş Köprü, Su Kapısı, Kümbet Camisi (Havariler Kilisesi), Ani (Ocaklı) Harabeleri, Surlar, Selçuk Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Gamuşlu Kaya Resimleri, Büyük Katedral, Surp Gregor Kilisesi, Gençkız kayalıklarındaki Kilise, Çoban Kilisesi, Keçeli Kilise, Havariler Kilisesi, Altıgen Martyon, Kral Gagik’in Surp Gregor Kilisesi, Aziz Prkch Kilisesi, Abukhamrents (Polatoğlu) Kilisesi, Yanık Kilise, Bakireler Manastırı, Küçük Hamam, Ebul Muhammeran Camisi, Menü Cehr Camisi, Selçuklu Kervansarayı, Yusuf Paşa Cami, Fethiye Cami, Evliya Camisi, Av Köşkü, Kazım Karabekir Anıtı’dır. Ayrıca Aktaş, Kızıltaş ve Akyaka Kaplıcaları ile Sarıkamış’ta Karaurganlı İçmesi, Susuzdaki Çermik ildeki doğal kaynaklardır.

Türk tarih ve Edebiyatının büyük kaynaklarından Dede Korkut Hikayelerinin doğrusu ve yayılışı Kars topraklarında olmuştur.
Gelenek, görenek, Halk hikayeciliği, Maniler, Türküler Ozanlık geleneği ve benzer şeylerde görülen değişiklik, zenginlik bu gün Türkiye’nin hiçbir ilinde görülmemektedir. Bu zenginlik Kars’ın eski bir yerleşme merkezi olması, çeşitli kavimlerin çeşitli zamanlarda bu bölgede yaşaması dolayısıyla olmaktadır.
Bugün Kars’ta derlenmiş olan Halk Edebiyatı verileri dışında henüz derlenmiş orijinal gelenek, görenek, ve kıyafetlerde vardır.