Zeybeklik kurumu üç birimden oluşmaktadır. Efe, Zeybek, KızanEfe, zeybeklerin başıdır. Zeybekler, kızanlardan sorumlu kolbeyidirler. Kızanlar ise efenin buyruğundaki askerlerdir. EFE Efelik bir tür seçimle olur. Efenin oğlu efenin değerinde ise efe seçilir. Artık her şey onun buyruğuna kalmıştır. Efenin oğlu seçilemezse , Zeybekler aralarından en değerli zeybeği efe seçerler. Efeler birbirlerine ateşli silah çekmezlerdi. Zira bu korkaklık sayılırdı. Mintanlarının yaka düğmeleri sürekli açıktır. Sakal bırakmazlar, pala bıyıklıdırlar. Başları ustura ile tıraş edilir, arka ortadan “Perçem “ sarkar. Bindikleri at erkek, koşumlarının metal aksamları gümüştendir. Ayaklarında “kayalık” denilen özel işlemeli çizmeler bulunur. Uzun namlu’lu silah olarak da “Filinta “ taşırlardı. ZEYBEK Zeybek kelimesi ve Zeybeklik çeşitli kaynaklarda değişik tariflerle tanımlanmıştır. Bilindiği üzere Anadolu'ya yerleşen ilk Türk'lerde asker ve orduya Sü denilmektedir. Bundan türemiş pek çok kelime arasında subaşı (Ordu Komutanı) Sü-be (ordugah, karargah) ve birde subay anlamına gelmek üzere Sü-bek sözcüğü bulunmaktaydı. Nitekim günümüzde aynı anlamda Su-bay olarak kullanılmaktadır. Bu sözcükteki S harfinin diğer birçok eski sözcükte olduğu kabul edilirse sözcüğün Zü-bek, Zi-bek ve dil akıcılığı dolayısıyla da Ziybek, ZEYBEK şekline dönüştüğü ortaya çıkar. Diğer taraftan başka bir anlama gelen Sü-bek sözcüğü nasıl Arapça kökenli Seybekten alınmışsa Arapçanın o çağlardaki büyük etkisi nedeniyle de SÜ-BEK sözcüğünün Zeybek veya Seybek haline gelmesi o kadar olağandır. Nitekim zeybeklerin tarihteki fonksiyonları üzerinde yapılacak her araştırmada onların askerlikle yakından veya uzaktan kesinlikle bir ilişkisi olduğu görülür.(Türkoğlu,1977) Zeybeklik Türkmenlerin Batı Anadolu'ya gelmeleri ile ortaya çıkmıştır. Bu nedenlede kökleri Türkmenlere kadar uzanmaktadır. bu dönemlerde (10-13.y.y) Bizans metinlerinde görülen Salpace sözcüğü Sahilbeği olarak kabul edilmiştir. Oysa, Bizanslı bir tarihçi bu sözcüğün anlamını kuvvetli insan olarak açıklamaktadır. Bu nedenle de Salpace sözcüğünün Anadolu insanına geçmiş ve zamanla değişerek Zeybek sözcüğüne dönmüş olması mümkündür. Zeybek sözcüğünün kökeni konusundaki diğer bir görüş ise, bu sözcüğün Arapça çevik insanlara verilen bir ad olan Zibaki'den geldiğidir. Ayrıca Şemsettin Sami "Kamus-u Türki" adlı eserinde Zeybekliği hafif silahlı ve güvenliği sağlamakla görevli eski bir sınıf asker olarak tanımlamaktadır. KIZAN Kızanlar efenin maiyetindeki askerlerlerdir. Kızan kelime anlamı olarak; Batı Anadolu'nun bazı yörelerinde "Çocuk" anlamında kullanılan bir sözcüktür. Kızanların; mintanlarının kolları uzundur. Giyimleri sade, cepkenleri sırma işlemelidir. Başlarının ortası traş edilir. Uzun namlulu silah olarak da "Martin" kullanırlardı. Efenin izni olmadan evlenemezlerdi. “Ankara, 11 Haziran 1920 Aydın ve Havalisi Kuvayi Milliye Umum Kumandanı Demirci Mehmet Efe kardeşime: Kahraman efelerinizi size gönderiyorum. Aydın’ın bu doğru özlü ve fedakar evlatları, Bolu ve Düzce havalisinde memleketimizi gavurların esaretine düşürmeye çalışan hainleri pek kahramanca ve fedakarca bastırdılar. Vatanımıza büyük hizmetler ifa ettiler. Allah iki cihanda aziz etsin. Kendilerine ve umum kumandanları olan zat-ı alinize Büyük Millet Meclisi’nin kalbi ve samimi teşekküratını takdim eder, gözlerinizden öperim. Kardeşim efendim... İmza: Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal” |
12 Şubat 2008 Salı
ZEYBEKLİK
11 Ocak 2008 Cuma
DIDYMAION
Dinsel duyarlılıkları karışık ve değişikti. Kendilerince her yararlı ve güzel şeyin ayrı bir tanrısı olduğu var sayılırdı. Örneğin; Deniz Tanrısı Poseiden, aşk tanrısı Eros, Şarap Tanrısı Baküs “Dionysos”, Işık ve Güneş Tanrısı Apollon gibi.
Bu inançtaki insanlar genel olarak Ege Denizi çevresinde yaşıyorlardı. O günkü koşullarda ticaret ve kültürde, sanatta bir hayli gelişmişlerdi.
Ulaşım kolaylıkları gereği denize yakın yerlerde Truva, Bergama, Efes, Priyon, Milet gibi büyük şehirler kurmuşlardı.
Didim’deki Apollon Mabedi de 20 km kuzeydeki Milet şehri ile diğer yöre halklarının geleceklerini öğrenme ve dertlerine çare bulma isteklerini karşılamak için yapılmıştır.

Yapım işi çok büyük çapta tutulur. Mimar olarak Efes’te yanan Artemis Mabedi’ni yeniden yapan Panienie Mileti Dephnis görevlendirilir. Tapınak bitince dünyanın sekizinci harikası olacaktır. Yapım işi uzun yıllar sürer ve bu arada Milet’in hazinesini de bir hayli sarsar. Hatta mabedin inşaatında çalışan usta ve işçiler ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle bir süre çalışmazlar. Bir anlamda tarihin ilk grevi gerçekleşir. Bu konu ile ilgili yazılı belgeler Milet’te son yıllarda yapılan kazılarda bulunmuştur.
Bütün bu zorluklara rağmen mabedin yapımı M.S. II. Yüzyıl ortalarına kadar sürdürülmeye çalışılmıştır. Ama ne varki aradan geçen yüzyıllar içinde nesillerle birlikte inançlar da doğal olarak değişmiş, örneğin, İsa’nın ilan ettiği Hiristiyanlık dini Didim’deki halk tarafından da benimsenmişti. Dolayısıyla Tanrı Apollon unutulmuş ve onun adına yapımı sürdürülmeye çalışılan mabet de eski önemini yitirmişti. İnşaat Roma krallarının gayretlerine rağmen bitirilemeden yarım bırakılmıştır. Duvarlarının bir kısmına son işçiliğinin yapılması, bazı taşların traş edilmemesi, güneşli tarafta görülen yüksek tek sütunun yevsiz oluşu bunu belirtmektedir.Didim – Didyma Mabedi düzgün en uygun bir alan üzerine inşa edilmiştir. Temellerinde depreme karşı dayanıklı ızgara plan uygulanmış, çevresine 124 sütun konulması (çatıyı tutması için) düşünülmüştür. Sütunların yüksekliği 19,4 metredir.
Mabedin en ilgi çeken tarafı 1,45 metre eşik bulunan anıtsal kapısıdır. Sağında, solunda ve tabanın’da 7 şer metre uzunluğunda ve yaklaşık 60 ton ağırlığında tek parça mermer bloklarla çevrelenmiş bu dev eşik mimari bir zorunluluktan ötürü yapılmış değildir. Bunda o zamanki, dini görüşün oldukça rolü vardı. Çağın inanışına göre ibadete gelen halk mabedlerin içerisine giremezler, önündeki sunağın çevresinde toplanırlardı. Ancak Rahipler ve Apollon kültürü ile ilgili kahinler mabede girerlerdi.
M.S. XV. Yüzyılın bitimine doğru meydana gelen bir deprem ve yangınlar mabedi çok büyük ölçüde tahrip etmiş ve yıkmıştır.
Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda varlığı bilinen “Mukaddes Yol”un kalıntıları gün ışığına çıkartılmıştır.
Bu mukaddes yol tapınakla, bu günkü Mavişehir’in bulunduğu yerdeki Panormas limanı arasındadır. Dua ve bir takım istekleri için gelenler Panormos Limanında karaya inerler ve 4 km. çevresi aslan ve Branhid heykelleriyle süslü mermer Mukaddes Yolu yürüyerek Tapınağa varırlardı.
19.Yüzyıl boyunca İngiliz ve Fransız araştırmacılarının birkaç kez giriştikleri kazılara rağmen, daha önce kimsenin tasavvur edemediği bu devasa yapının boyutları ancak 1906 yılından sonra büyük teknik zorluklarla gerçekleştirilen kazılarla ortaya çıkmıştır. Ayrıca, 1979 yılında keşfedilen duvarların yüzeyine çizili ayrıntılı planların ortaya çıkması da büyük heyecan uyandırmıştır.
2003 yılında Andreas Furtwangler yönetiminde başlayan çalışmalar, kutsal alanın erken dönemlerinin anlaşılmasına yönelik olup, aynı zamanda eserlerin ortaya çıkartılmasından hemen sonra onarım ve yeniden ayağa kaldırma çalışmaları sürdürülmektedir. Ayrıca var olan mimari parçaları korumak ve tapınağın etkileyici görünümünü muhafaza etmek için yangınlardan zarar gören mermer parçaların özenle onarılıp çok zaman gerektiren ince çalışmalarla emniyete alınması sürdürülmektedir.
8 Ocak 2008 Salı
DEVE GÜREŞLERİ
Deve Güreşlerinin tarihi 19. yy başlarına kadar uzanmaktadır. O tarihlerde İzmir yönünden gelen kervanlar eski adı Karapınar olarak bilinen yeni adı ise İncirliova olan ilçede konaklamaktaydı. Bu konaklama esnasında deve yavruları (dorumlar) kendi aralarında oynarlardı. Kervanda yük bulamayan boşta kalan develerin birbirleriyle güreştiklerini gören deve sahipleri develerin bu hareketlerine ilgi duyup deve güreşlerini organize etmeye başlamışlar ve bu oyunları gelenek haline getirmişlerdir. İlk zamanlarda şahıslar arasında iddia yoluyla yapılan deve güreşleri zamanla genişleyerek zamanla toplumsal bir eğlence halin gelmiştir. Aydın’ın İncirliova ilçesinde başlamış ve yaklaşık 200 yıldır ocak ayının ilk Pazar günü yapılmaktadır. Deve güreşlerinin amacı toplumsal dayanışma, topluma yararlı temel hizmet kuruluşlarının yapıtlarının çoğaltılması, korunması ve çoğaltılmasında büyük rol oynamaktadır. Bu organizasyonlarda elde edilen tüm gelirler kamu ve toplum kuruluşlarına aktarılmaktadır. Güreşler ayak, orta, başaltı ve baş olmak üzere dört kategori altında toplanmaktadır. Her deve kendi kategorisinde güreşmek zorundadır. Güreş develeri Buhur adı verilen çift hörgüçlü erkek deveyle tek hörgüçlü yoz dişi devenin çiftleşmesinden meydana gelen erkek devedir. Bu develere Tülü adı verilir.Tülü adı verilen güreş develeri yaz ve sonbahar aylarında arpa, burçak,üzüm ve yulaf gibi kuvvetli besinlerle beslenip kış aylarına doğru kızmaya başlarlar. Kızmalarının sebebi ise dişilerini diğer erkek develerden kıskanmalarından kaynaklanmaktadır. Develerin kızmaya başlamasından sonra güreşler başlar ve Aralık, Ocak, Şubat, ve mart ayının sonuna kadar devam eder. Deve güreşlerinden bir gün önceki gece tanışmak dostlukları geliştirmek için Halı Gecesi adı verilen gece düzenlenir. Halı gecelerine sanatçılar eserleriyle yer alırken ayrıca yöresel oyunlar oynanır ve gelen misafirler ağırlanır. Açık arttırma ile halılar satışa çıkartılır. Güreşlerde güreşi idare eden bir orta hakem, neticeleri belirleyen 4 kişilik masa hakemleri, 10’ar kişiden oluşan müteşekkirler, 2 grup halinde bulunan develeri ayıran urgancılar, develerin ağızlarını bağlayan 3-4 kişilik ağız bağcıları vardır. Güreşler davul ve zurna eşliğinde yapılır. Sağ taraftan güreşen develere sağcı sol taraftan güreşen develere solcu adı verilir. Karşılıklı güreş esnasında her iki devenin birbirlerinin ayaklarına kenetlemesine çengel, rakibinin ayaklarına ağzı ve dişleriyle vurmasına tekci, rakibini göğsünün altına alarak bastırmasına bağcı denir. |
12 Ekim 2007 Cuma
PAŞA BÖREĞİ
| Malzemesi 1kg un 3 yumurta bir fincan zeytinyağı veya çicek yağı biraz tereyağı yarım kilo taze dana kıyması 1/2 kg yoğurt çam fıstığı 2 bardak et suyu maydonoz karabiber kırmızı toz biber tuz Önce biraz yağ, karabiber varsa çam fıstığı ve maydonoz karıştırılarak bir tavada kavrulur. Un sadece yumurta ile yoğurulur. Bir yemek tabağı çapında yarım santim kalınlığında yufkalar açılır.(sekiz tane kadar). Herbiri teker teker tavada kızartılır. (bunlar nemli bir beze sarılıp serin bir yerde saklanılarak istenildiği zaman kullanılır) Hamur hazırdır. Geniş bir kapta et suyu kaynatılır. Daha önce pişirilen yufkalar et suyunda her iki tarafı ıslanarak tek tek kabartılır. Aralarına hazırlanan kavrulmuş kıymalar konan 3 yufakanın en üstüne yeniden kıyma ve yoğurt konulur. Tereyağı ile tavada kızdırılan kırmızı biberle hazırlanan renkli sos üzerine gezdirilir. Sıcak olarak servis yapılır. |
Gönderen MEL zaman: 00:15 0 yorum
Etiketler: AYDIN, YÖRESEL YEMEKLER
22 Mayıs 2007 Salı
DİDİM - BALIK ÇEŞİTLERİ
SARIGÖZ
Boyları 50 santimetre olabilir. Karagöze benzer. Çevresi kayalık ve kuytu yerlerde bolca bulunur.Etleri de karagöz ve mercan gibi beyaz,lezzetlidir.
MELANURYA
Eylül ayından sonra sularımız da bolca olta ile avcılığı yapılır. Eti fena sayılmaz, tavası tercih edilirse iyi olur. Boyu 20-25 cm civarındadır. Kefalin küçüğüne gamite benzer. Ağzı küçük olup, küçük iğneli takımlara yakalanır. Sandalla açılıp çapari ile avcılığının yapılması mümkündür.
SİNAĞRİT
Çipura balığına benzer. Sularımızda yaşayanları oldukça büyük olup, bir metre boyunda olanlarının zıpkınla avlandığı söylenmektedir. Yaz aylarında kayalıklarda sahile iyice yaklaşır. Olta ile avcılığı tesadüf olup, zıpkınla iyi avlanmaktadır. Sinagrit yassı bir balık olup, hemen kıyıdaki kayaların altındaki ulaşılması zor yarıklara saklanabilmektedir.
KEFAL
Ülkemiz sularında bolca bulunan bu balık, Didim sularında temiz ortamdan dolayı eti kokmaz ve çok lezzetlidir. 20 -70 cm boylarında olanları, sık sık sularımızda sürüler halinde görülür. Olta ve zıpkınla avcılıkta kıyıdan fazla açılmaya gerek yoktur. Kefaller sürü halinde dolaşan yüzey balıklarıdır. Olta avcılığında bu nedenle şamandıralı oltalar tercih edilir. Oltaya yem olarak ekmek takılsa da zaman zaman diğer yemlere de atladığı olur. Zıpkın avcılığında iyi nişan alınmaz ise zıpkının balığa saplanmadığı veya parçaladığı görülür.
LEVREK
Sularımızda sık bulunan olta ve zıpkınla, her mevsim özellikle eylül ayından sonra bolca av veren bir balıktır. Eti beyaz ve oldukça lezzetlidir.
SARDALYA
Sürü halinde yaşayan gezici balıklardır, ateş balığı diye de tanınır. Boyları, ortalama 15 santimetre en çok 20-22 santimetre olur. Ege'de bol bulunur. Etinin lezzeti ve çeşitli kullanım alanıyla ekonomik değeri çok yüksektir. Didim' de en çok tüketilen balıklardan olup, çok çeşitli yemekleri yapılır, olta balıkçılığında da vazgeçilmez yemlerden biridir. Kıprıs takımlarında yem olarak kullanılmaktadır.
ZARGANA
Ülkemiz sularında av dönemlerinde oldukça fazla bulunan bir balıktır. Didim sularında ise Eylül ayından sonra bulunmaya başlar ve olta ile oldukça zevkli bir avcılığı yapılır. Sürü halinde yüzeyde gezen bir balık olduğundan şamandıralı özel bir olta ile avcılığı yapılır. Olta olabildiğince uzağa atılır ve hafif hafif çekilmeye başlanır. Oltanın atıldığı bölgede zargana varsa birkaç tanesi birden yeme atlar.
MIGRİ
3 metre boydan 50-60 kilogram erişebilen, 30 yıla kadar ömrü olan, yazın sığ suların, kışın 150 metre derinliklerin taşlık, kumlu ve çamurlu zeminlerinde yaşayan bir balıktır. Nehirlere giremez. Sert, hareketli ve yırtıcıdır. Su içinde bulduğu her canlıyı yiyebilir. Gündüzlerini yatarak geçirip, karanlıkta avlanır. Özellikle akşam olta ile avlananlara rahat vermez, her seferinde Mıgri çekersiniz, oltadan çıkarmakta başlı başına bir dert olup dikkatli olmalısınız, yoksa elleriniz zarar görebilir.
MÜREN
Boyları 1 - 2 metre olabilir. Etçi ve vahşi bir balıktır. Ürkütüldüğü veya tahrik anında fazlasıyla saldırgandır. Avlanmasının tehlikesi ve denizlerde az bulunuşu nedeniyle fazla ekonomik sayılmaz. Denizlerimizin az derinliklerinde ve kuytu yerlerde yaşar. Özellikler zıpkınla avlananların geceleri dikkatli olması lazımdır. Çünkü bele takılan vurulmuş balıklardan yayılan kan kokusu Müren ve Mıgri' ler için davetiyedir.
SOKANA
Sahil bölgelerinde 2-3 metreden 100-150 metreye varan derinliklerde yumuşak kumlar arasında ömür geçirir. En fazla 50 santimetreye kadar büyüyebilir. Dikenleri trakonya gibi zehirli ve insan için tehlikelidir. Oltaya çok gelmekte olup, iğneden çıkarırken dikkatli olmak ve tepesinde ki dikenlerinden sakınmak gerekmektedir.
27 Nisan 2007 Cuma
EFELER DİYARI
Aydın ili, tarihi, kültürel ve doğal değerlerine sahip olmanın ötesinde, turizm faaliyetlerinin en yoğun olduğu Batı Anadolu’nun orta yerinde bulunmaktadır. Ayrıca, turizm açısından en önemli deniz sınır kapısına sahip olması, Aydın’ı, sektörün en gelişmiş illerinden biri haline getirmiştir. Aydın’ın batısı Ege denizine açıldığından, Kuşadası ve Yenihisar ilçeleri turizmin her alanında, diğer ilçeler ise daha çok folklorik ve arkeolojik değerler açısından günübirlik ziyaretlere daha uygundur. Kıyı ve ören yerleri dışında sağlık turizmi (termal), tarihi ve mimari eserler, ören yerleri, müzeler, geleneksel el sanatları, yöresel festivaller, deve güreşleri gibi, kültür turizmi sportif turizm, doğa yürüyüşleri-trekking, atlı doğa gezileri, golf,dalma,deniz ve kara avcılığı, yüzme,yelken, su sporları gibi sportif turizm ildeki geliştirilebilecek potansiyele sahip etkinliklerdir. Kent merkezlerindeki Camiler ve Nazilli’deki Arpaz Kalesi, Bozdoğan’daki Körteke Kalesi, Koçarlı’daki Cincin Kalesi, türbeler, medreseler, mescitler ve hamamlar, gereken restorasyonların yapılması ve tanıtımlarına ağırlık verilmesiyle yukarıda sözü edilen Roma ve Yunan dönemlerine ait ören yerleri dışındaki Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait yapıların da turistik amaçlı ziyaretlere teşvik edilmesi, il turizmine farklı bir perspektif kazandıracaktır. Turizm talebi yaratabilecek ildeki diğer çekici unsurlar arasında, eski kentsel dokuları, özellikli tarihi yöresel konut yapıları, festivalleri, otantik kırsal yerleşmeleri, gelenekleri, halı dokuma tezgahlarını, deve güreşlerini, orman ve yaylalardaki piknik ve mesire alanlarını saymak mümkündür. Değişik kültürleri ve kültür eserlerini görmek, izlemek, folklorik faaliyetlere katılmak, yöresel mutfak, müzik, giyim gibi geleneksel etkinlikleri izlemek, ziyaretlerde bulunmak için, Aydın ili önemli olanaklara sahiptir. Sivil mimari örnekleri ve ilginç kırsal yerleşmelerden biri olan Kuşadası yakınındaki Kirazlı köyü, mimari dokusunun yanı sıra halıcılık ve dokuma tezgahları, saç böreği-ayran gibi yöresel yiyeceklerini de hizmetleri içinde sunan nitelikleri ve yakınındaki Aslan Mağarası ile turist çekmektedir. Eski Çine ise mimari dokusu, 14. yüzyıldan kalma Ahmet Gazi Camii ve Ahi İbrahim Türbesi ile yakınında Asarlık mevkiindeki kaya mezarı ve kalıntıları, el dokuma sanatlarıyla dikkate değer bir tarihi yerleşimdir. Ayrıca Aphrodisias, Neopolis arasında Bozdoğan ilçesinde Olukbaşı köyünde Türkmenler’in geleneksel kıl çadırları üretilmekte ve bu çadırlarda otantik giysilerle yerel yemekler sunulması için çalışmalar yapılmaktadır. |
24 Nisan 2007 Salı
KEŞKEK
| Malzemesi 1kg buğday (aşurelik buğday) 1 adet tavuk veya 1kg kuzu eti tereyağı tuz su 1kg ayıklanmış ve yıkanmış buğday geniş bir tencerenin içinde kaynatılır. İyice kaynayan ve ortalarından ayrılan buğdaylar bir süzgeç içine alınarak suyu süzülür ve buğdaylar ezilir. Ayrı bir tencerede kaynayan etlerde et suyunun içersinden çıkarılırak lif lif olacak şekilde parçalanır. Büyük ayrı bir tencerenin içine kaynayan ve ezilen buğdaylar koyularak üzerine etsuyu ilave edilerek karıştırılır. Yeteri kadar et suyu koyulduktan sonra lif lif hazırlanan etler buğdayın içine ilave edilerek karıştırılır. Tahta kepçe ile karıştırılan keşkek , karıştırılırken ezilmeye devam edilir. İyice sakız gibi oluncaya kadar karıştırılarak pişirilir. Servis tabaklarına hazırlanan keşkeğin üzerine tereyağı ile kavrulan kırmızı biberli sosu gezdirilerek sıcak servis yapılır. Aydın ve yöresi düğünlerinin baş yemeği , sofraların baş tacıdır. |
Gönderen MEL zaman: 00:13 0 yorum
Etiketler: AYDIN, YÖRESEL YEMEKLER





