23 Nisan 2007 Pazartesi

ESERLER





Elazığ, turizm potansiyeli yüksek olan bir ilimizdir. Târihî eserleri, tabiî güzellikleri ve zengin folkloruyla turisti çeken özelliklere sâhiptir.

HARPUT KALESİ: Coğrafi durum bakımından tarih boyunca önemli bir kale olarak kendinden bahsettirmiştir. Yalçın kaya üzerine inşâ edilmiş olan kalenin iç kısmında birçok yapı kalıntıları mevcuttur. İç kale ve dış sur olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Dış surlar tamâmen yıkılmış, sadece Harput’a girişte bâzı kalıntıları zamanımıza gelmiştir. “Süt Kalesi” diye adlandırılan iç kale, muhasarası çok güç olan bir kaledir. Roma, Bizans ve Arapların Harput Kalesini ele geçirdikleri târihî belgelerde mevcuttur. Yalnız bu devrelere ait izler kalede görülmemektedir. Kale duvarlarının örme tekniğinden, Osmanlılar devrinde de onarım görmüş olduğu anlaşılır. Kaleye ait onarım kitabelerinden bâzıları Harput Müzesinde bulunmaktadır. Doğu Torosların yalçın kayalıkları üzerine kurulmuştur. Araplar Hısn-ı Ziyâd (Ziyâd Kalesi), Bizanslılar (Ziata), Türkler ise Harput Kalesi demişlerdir.
PALU KALESİ: Asuriler'den kalma çivi yazısıyla yazılmış dev bir kitabesi vardır. Tamamen yıkılmıştır.
AHMED BEY CAMİİ: Harput’a dağ kapısından girişte ilk görülen camidir. Yıkık olan caminin mihrabı ve minaresinin kaide kısmı mevcuttur. Kesme taşlardan yapılmış olan mihrap sadedir. Minare kuzeyde camiye bitişik, fakat camiden tamamen ayrı olarak inşa edilmiştir. Osmanlı devrinin ilk sancak beylerinden Ahmed Bey tarafından yaptırılmıştır. İlk Osmanlı devri eseri olması bakımından önemlidir.
AĞA CAMİİ: Harput’a girişte solda yer almaktadır. Dikdörtgen planlı cami tamâmen yıkılmasına rağmen ince işçilik gösteren taş minâresi ayakta durmaktadır. Osmanlı devri yapısı olan bu câmi, müzedeki kitâbesine göre, 1559 yılında Pervâne Ağa tarafından yaptırılmıştır.
ALACALI MESCİT: Eski Harput’un Kayabaşı mevkiinde bulunmaktadır. Dikdörtgen plânlı yapının üzeri düz dam ile örtülüdür. Mihrap, kesme taştan sâde olarak yapılmış ve mihrap içi atalaktitlerle süslenmiştir. Kalın gövdeli minâre, iki renkli taşla örülmüştür. İlk inşâsı Artuklulara âit olan bu mescit, 19. yüzyılda onarım görmüştür. Ahşap tavanı bu onarım sırasında yapılmıştır. Minâresi, şerefeye kadar bir sıra beyaz bir sıra karataşlardan yapılmış, şerefeden yukarısı karalı-beyazlı taşlarla dama şeklinde örülmüştür.
KURŞUNLU CAMİİ: Eskiden etrafında bulunan medreseler tamâmen yıkılmıştır. Bugün park olarak kullanılan bahçesindeki asırlık çınar, eski eser niteliğini taşımaktadır. Câminin harim kısmı kare plânlı olup, kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmaktadır. Kubbe kasnağında 4 pencere vardır. Mihrap kesme taştan örülmüş, sâde bir iniş hâlindedir. Harim kapısı yonca yaprağı şeklinde bir kemere sâhiptir. Bu tip kemer bölgede sevilen bir özelliktir. Son cemâat mahalli revaklı olup, orta kısmı beşik tonozlu, kenarlar ise kubbelidir. Kubbeler kurşunla kaplıdır. Minâre son cemâat mahalline bitişik olarak yapılmış olmasına rağmen tamâmen müstakildir. Kare kâide kısmından sekizgen ve sağır nişli gövde altına, oradan da oldukça uzun yuvarlak gövdeye geçilir. Kapı üzerinde iki kitabesi mevcuttur. Bir tânesi oldukça harapdır. İkinci kitâbe ise kapı kemeri üzerinde bulunmakta ve üzerinde 1153 H. târihi okunmaktadır. Câmi içinde abanoz ağacından yapılmış, san’at değeri büyük olan bir minber vardır. Bu minber aslında Ulu Câmiye âittir. Ulu Câmi onarılırken buraya getirilmiştir.
SARA HATUN CAMİİ: Kare plânlı câminin orta kısmının üzeri, dört kalın sütuna dayanan kubbe ile kenarları ise tonozla örtülüdür. Kubbe, tonozları örten çatı ortasından çok az yükselmektedir. Mihrap sâde bir niş hâlindedir. Minberi ise Harput taş işçiliğini göstermesi bakımından önemlidir. Son cemaat mahalli ile harim kısmı arasında bulunan minarenin merdiven kısımları koyu renk taştan, diğer kısımları ise beyaz renk taştan örülmüştür. Minârenin 1898 yılında yaptırıldığı kitâbesinden anlaşılmaktadır. Câminin ilk kısımlarında san’at değeri olan yazılar vardır. Sara Hâtun Câmiinin Akkoyunlu Hükümdârı Bahadır Han (Uzun Hasan) ın annesi Sara Hâtun tarafından yaptırılmış olduğu söylenir. Fakat daha sonraki devirlerde yapılmış olan birçok onarım, onun ilk inşâ tipini tamâmen bozmuştur. Kıble duvarının sol tarafındaki kitâbede 1585 (H. 993) yılında Hacı Mustafa tarafından onarıldığından bahsedilir. 1843 yılında da Harput müftüsü Hacı Ahmed tarafından bugünkü durumuna getirilmiştir.
ULU CAMİİ: Harput’un en önemli ve en eski yapısıdır. Dikdörtgen plânlı, duvarları moloz taştan; kubbe, kemerler ve minâre tuğladan yapılmıştır. İki kapısı mevcuttur. Sara Hâtun Câmiinin doğusunda, kaleye hakim bir yerdedir. Câmi, harim kısmı, son cemâat mahalli ve avlu olmak üzere üç bölümden meydana gelmektedir. Minâre bugünkü giriş kapısının hemen arkasında kare kaide üzerinde yükselir. Kalın eğri gövdesi değişik tuğla tezyinatlıdır. Artukoğulları yapısı olan bu câmi Anadolu’nun en eski câmileri arasındadır. Avludaki kitâbesine göre 1556-1557 senesinde Artukoğlu Fahreddîn Karaarslan tarafından inşâ ettirilmiştir. Tuğla işçiliğinin çok güzel bir örneğini veren minâresi eğri oluşu bakımından dikkat çekicidir.
YUSUF ZİYA PAŞA CAMİİ: Keban’ın önemli bir târihi eseridir. Yusuf Ziyâ Paşa yaptırmıştır. Osmanlıların son dönem mimârisi ve süslemelerinin çok güzel bir örneğidir. Hicrî 1210’da yapılmıştır. Bir san’at eseri olan kubbesi 4 sütun üzerine oturtulmuştur. Mihrap ve mimberde oyma taş süslemeler kullanılmıştır. İki kapısı oyularak süslenmiş tahtalardan yapılmıştır. Keban’ın en büyük câmisidir. Minâresi kesme taştandır.
MURAD BABA TÜRBESİ: Ağa Câmii yanında bulunan bu türbe altıgen plânlı ve üzeri basık bir kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Osmanlı devri yapısı olan bu türbe oldukça harap durumdadır.
İMAM EFENDİ TÜRBESİ: Osman Bedreddîn Erzurumî adı ile de bilinen büyük velînin türbesi Harput Mezarlığındadır. Çok ziyâret edilen yerlerin başında gelir.
ARAP BABA TÜRBESİ VE MESCİDİ: Kurşunlu Câmiinin doğusunda, Elazığ ovasına bakan yamaç üzerinde bulunmaktadır. Selçuklu devri mimârisine göre iki katlı olarak inşâ edilmiş yapının sağ tarafında mescit kısmı bulunmaktadır. Burada bulunan ve Arap Baba diye anılan şahsa âit cesed bozulmadan zamânımıza kadar gelmiştir. Yalnız cesedin yapıya âit olmadığı sonradan konulduğu rivâyet edilmektedir. Söz konusu şahsın şehid olduğu bilinmektedir. Kitâbesine göre bu yapı Selçuklu sultânı Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev zamânında 1280 (H.670) târihinde inşâ edilmiştir.
MANSUR BABA TÜRBESİ: Sara Hâtun Câmiinin kuzey batısındadır. Sekizgen plânlı iç kısım orijinal şeklini muhâfaza etmektedir. Fakat üst örtü sistemi sonradan yapılmıştır. İki katlı bir yapı olduğu izlerden belli olmaktadır. İçinde sanduka bulunmaktadır. Yapının Artukoğulları devrine âit olma ihtimâli kuvvetlidir.
FATİH AHMED BABA TÜRBESİ VE MESCİDİ: Harput’tan 2 kilometre uzaklıktadır. Mesîre yeri ve ziyâretgâh olarak kullanılmaktadır. Kaya üzerinde inşa edilmiş türbenin yanında san’at değeri olan bir mescidi ve yanında çeşmesi vardır. Türbe altıgen plânlı olup, üst kısmı sonradan yapılmış yalnız cenâzelik kısmı mevcuttur. İçinde büyük bir sanduka bulunmaktadır.
SEYYİD MUHAMMEDKATTAL TÜRBESİ: Elazığ-Diyarbakır yolu üzerinde, Kartaldere köyündedir. Hakkında fazla bir bilgi yoktur. Peygamber efendimizin dördüncü göbekten torunu ve büyük bir zât olduğu, türbedeki kitâbeden anlaşılmaktadır. Türbenin bitişiğinde ayrıca mescid vardır.
HOCA HASAN HAMAMI: Ağa Câmiinden anayolu tâkip ederek gidildiğinde sağda yer almaktadır. Kurşunlu Câmiinin güneyinde bulunur. Zamânımıza kadar iyi gelmiş klasik Osmanlı tipi hamamlarından biridir. Soyunma, ılıklık ve yıkanma yerlerinden meydana gelmiştir. İki giriş kapısı bulunur. Soyunma yeri kare plânlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. Tamâmen yıkılmış olan ılıklıktan yıkanma yerine geçilir. Yıkanma yeri dört eyvanlı ortası büyük kubbeli ve köşelerde birer kubbeli halvetlerden meydana gelmiştir.
CEMŞİT (Cimşit) HAMAMI: Sara Hâtun Câmii bitişiğinde bulunan bu hamam klasik Osmanlı hamamları tipindedir. Zamânımıza kadar bozulmadan gelmiştir. Su ihtiyâcını ünlü Dabakhâne şifâlı suyu ile karşılayan Cemşit Hamamının bâzı dert ve sıkıntılara karşı çok etkili olduğuna halk arasında inanılmaktadır. Soyunma yeri kare plânlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. İçte ortada havuz, kenarlarında setler bulunmaktadır. İki kapı ile ılıklık kapısı geçilir ve yıkanma kısmı Sara Hâtun Câmiine dayanır. Bu yapı, Yavuz Sultan Selîm’in Palu sipâhi beylerinden Cemşit Bey tarafından yaptırılmıştır (on dördüncü asrın ilk yarısı). Vakıflar Genel Müdürlüğü bu hamamı restore ederek halkın hizmetine açmıştır.
İBRAHİM ŞAH KERVANSARAYI: Elazığ-Çemişkezek yolunda Fırat köprüsünden öncedir. Onüçüncü asırda Artuklular’dan Nizâmeddîn İbrâhim inşâ ettirmiştir.
DÖRDÜNCÜ MURAD HANI: Elazığ’ın Denizli köyündedir. Kışlık ve yazlık bölümlerden meydana gelen hanın giriş kapısının solunda bir mescid vardır. Bugün yıkık durumdadır.
MERYEM ANA KİLİSESİ: Harput’ta bulunan en eski Süryâni kilisesidir. Kilise iyi bir durumda zamânımıza kadar gelmiştir. Dikdörtgen plânlı olup, bir duvarını bunun oturduğu kaya teşkil etmektedir. Diğer duvarları moloz taşlarla örülmüştür. Dışarı taşkın apsis önü yarı kubbe ile, diğer kısımları molozlarla örtülüdür. Apsis kenarındaki hücrelerden kaleye giden gizli yolların mevcut olduğu söylenmektedir. Bugün bu kısımlar toprakla dolmuştur. İlk inşâsına âit kitâbe mevcut değildir. Mardin Süryâni metropolitindeki kayıtlardan alınan bilgilere göre 1179 ile 1845 senelerinde onarılmıştır.
HARPUT MÜZESİ: 1960’da Alacamescit Medresesi’nde açılmıştır. Çeşitli çağlara âit târihî eserler sergilenmektedir.
ELAZIĞ ARKEOLOJİ VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ: 1965 senesinde kurulmuştur. Bugün Fırat Üniversitesi Rektörlüğü Kampüsü içerisindedir.

MİMARİ




Elazığ ve çevresinde Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemine ait dini, askeri ve sivil yapıların ilginç mimari örnekleri vardır. Bugün bile Akkoyunlu mimarisini yansıtan yapıları bulabilirsiniz. Akkoyunlu mimarisinin yapı ve süsleme sanatına getirdiği yenilikler Harput'taki eserlerde gözlenir. Mekan anlayışı gelişmiş, yapılarda iç ve dış uyum sağlanmış revaklı avlular, son cemaat yeri ortaya çıkmıştır.
Yöredeki Osmanlı camileri, klasik Osmanlı üslubunu yansıtan küçük ve güzel eserlerdir. Keban ilçemizde bulunan Yusuf Ziya Paşa Camii
ve Külliyesi bu üsluba yakın örneklerdendir.
20.YY başında Elazığ'da yapılan askeri kışlada, çağdaş batı mimarisinin özellikleri görülmektedir. Harput'taki Amerikan, Fransız ve Alman okullarının mimarisiinde batı tesiri görülür.
Tarihi Kervansaraylar
günümüze ulaşan sivil mimari örneklerinden sayılır. Denizli (Keban'ın Köyü), Kömürhan (su altında kaldı) İbrahim Şah Kervansaraylarının yazlık ve mescit bölümleri bulunmaktadır. Harput'un yerinin değişmesiyle dönemin ünlü konak ve evleri yok olmuştur.
Ancak günümüzdeki yapılar 20. yüzyıl yapılarıdır. Eski Palu'daki 2 katlı düz damlı konak, saçaklarının ahşap işçiliği ile ilginçtir.
Şu anda tamamen yıkılmış olan Beşkardeşler konakları yöremizdeki en eski evlerden örneklerdir. Harput-Elazığ Konakları Ahşap ve kerpiçten yapılmış olup,yer yer taşda kullanılmıştır. Yöre evlerinin belirgin özelliği geniş ve ferahlık duygusuna önem verilerek yapılmalarıdır. Geniş ve yüksek Şahnişenler, çıkmalar bu evlerin özelliğidir. Yazlık eyvanlar kuzeye, şahnişenler güneye dönüktür. Evlerin taş kemerli iki kanatlı kapıları olup dış ve iç avluludur. Alt katlar genelde ambar, kiler gibi bölümlerden oluşmaktadır. Üst katlarda ise harem ve selamlık bölümleri vardır. Harem kısmında iç ve dış süslemeye çokca önem verilir.
Elazığ (Harput) ve yöresinde ahşap işçiliği de parlak bir dönem yaşamıştır. Harput konaklarının iç bezemelerinde cami mihraplarında, ahşap işçiliğinin güzel örneklerine rastlıyoruz. Günümüzde ahşap işçiliği eski önemini kaybetmiştir. Elazığ ve çevresinde, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemine ait dini, askeri ve sivil yapıların ilginç mitrıari örnekleri vardır. Bugün bile Akkoyunlu mimarisinin özelliklerini yansıtan eserler vardır. Akkoyunlu mimarisinin yapı ve süsleme sanatına getirdiği yenilikler Harput'taki eserlerde gözlenir. Mekan anlayışı gelişmiş, yapılarda iç ve dış uyum sağlanmış, revaklı avlular, son cemaat yeri ortaya çıkmıştır. Yöredeki Osmanlı camileri klasik Osmanlı üslubunu yansıtan küçük ve güzel eserlerdir. Keban ilçesinde bulunan Yusuf Ziya Paşa külliyesi bu usluba yakın örneklerdendir.
Eski Harput mimarisinin özeliikleri ilk yıllarda Elazığ'da da sürmüştür. Büyük konaklar, geniş ve ferah odalıdır, pencereler soğuğa karşı küçük tutulmuştur. Isınma, ocaklarla sağlanmıştır. Halen mevcut olan ve Ulukent'te bir evin havuzbaşındaki duvarında bulunan 19. y.y Anadolu ressamlarından Ali Miralaygil'in yaptığı Harput'u tasvir eden resmi çok ilginçtir.

22 Nisan 2007 Pazar

EL SANATLARI




DOKUMACILIK:Harput ve civarında özellikle dağ köylerinde yapılan; kilim, cicim, çarpana, çul ve keçe çeşitleri ülke çapında ünlüdür. Kilimler ve cicimler nazman adı verilen gezici tezgahlarda dokunur. Kilimlerin enleri 60-120, boyları 210-350 cm arasında değişir. Türük adı verilen heybeler el tezgahlarında yapılırdı. Eskiden yörede çok yaygın olan bez dokumacılığı kuyu adı verilen tezgahlarda yapılırdı. Bugün kuyu dokumacılığı tamamen terk edilmiştir. Dokumalarda en çok koç boynu, deve boynu, çakmak, sinek, kartal, gonca, çengel, kaz ayağı, yayla yolu, öküz gözü, saç bağı, çiçek, göz,keçi, akrep ayağı, eli belinde, adı verilen motifler kullanılırdı. HALICILIK:Geleneksel el sanatlarımız içerisinde önemli bir yeri olan halıcılık, ekonomik değerini muhafaza ettiğinden günümüzde de gelişerek yaşamaktadır. Halılar el tezgahlarında ilmik ipleri uzun tutularak dokunur. İlde dokunan halıların 1 cm2 sinde 36 düğüm bulunmaktadır. Bu halılara 60’lık kalitede halı denilmektedir. Tamamıyla el emeği olan ve tezgahlarda dokunan halılar da taba (kiremit rengi), lacivert, saman sarısı, portakal rengi, mavi ve tonları, şarabi renkler kullanılır. Bu halılarda, daha çok akrep ayağı, kuş, ejder ve özellikle Türk ve Selçuklular dönemine ait motifler kullanılmaktadır. Tamamıyla el tezgahlarında yapılan halılar, ülkemizin en kıymetli halılarının başına gelmektedir. Elazığ’da Şavak, Goran, Drejan, Yılangeçiren, Meşeli, Hersenk, Aşvan, Halköyü, Dişidi halıları oldukça güzel ve ünlüdür. Bu halıların da daha önceden yapılmış olanları eksperler tarafından çok beğenilmektedir.
ÇİT BASKICILIĞI:Elazığ çit baskıcılığı sanatı geçmişte yaygın olan bugün ise sınırlı çevrelerde etkinliğini sürdüren geleneksel el sanatı koludur. Çitin sözlük karşılığı: pamuktan dokunmuş basma başörtüsü, yazma anlamlarını kapsamaktadır. Çit sözcüğü Anadolu’nun çeşitli yerlerinde değişik anlamlarda kullanılmaktadır. Kars ve Isparta çevrelerinde Elazığ’daki ismiyle kullanılmaktadır. Uzmanlar, Elazığ çit baskıcılığını, Anadolu yazmacılık sanatının, diğer bir deyişle tahta kalıpla kumaş baskısı sanatının bir uzantısı olarak görürler. Süslemede nakışın yerini alan baskı tekniği ile desenlenmiş kumaşlara da yörede çit denilmektedir. Elazığ’da çit üzerine yapılan tahta kalıpla kumaş baskı işlemi “çit basma” ve buna ilişkin dalı da “çitçilik” şeklinde yerel adlandırma ile bilinmekte ve tanınmaktadır. Elazığ’da basılan çitler teknik yönden kalıp baskı gurubuna girerler. Renklendirme yönünden ise, çoğunlukla tek tip “karakalem” çitler basılmaktadır. Kalıp baskı tekniği ile basılan çitleri eskiden başörtüsü (yazma), yorgan yüzü, sofra örtüsü, yatak örtüsü, bohça, geyme (erkek gömleği), ve elbiselik kumaşlar oluşturmaktaydı. Bugün ise sofra örtüsü, sedir örtüsü, bohça, peçete, namaz seccadesi gibi örnekler basılmaktadır. Giyim ve ev donanımı eşyası olarak kullanılan bu baskılı çitlerin yanı sıra “keklik alacası” ve “maşraf” lar (yüklük örtüsü, çarşaf) da basılmaktadır. Çit baskıcılığında bir diğer temel unsur da baskı için kalıpların hazırlanmasıdır. Başlı başına bir sanat olan oymacılıkta armut ağacı kullanılır. Harput’a has çit baskıcılığı sanatının 200 yıllık bir geçmişi olduğu bilinmektedir. Motiflerin büyük bir kısmı doğadan alınmıştır. Çiçek türleri, yapraklar, dal motifleri, kuş, horoz, kurt, geyik, aslan, deve gibi hayvan figürleri de kullanılır.
İĞNE OYACILIĞI: İğne oyacılığının tarihi, yörede oldukça eskidir. Özelikle Türk kadının el emeğini, göz nurunu ve estetik anlayışını yansıttığı oyalar, adeta birer küçük sanat abidesidir. Sergilendiği yeri gül bahçesine çeviren, örtüldüğü yüze büyülü bir güzellik katan oyaların eşine dünyanın hiç bir yerinde rastlanılmayacağını hiç çekinmeden söyleyebiliriz. Oyacılık, nineden toruna geçen ve eli biraz iğne tutabilen kız çocuğunun hemen öğrenmeye başladığı bir sanattır. Dün olduğu gibi bugünde çeyiz sandıklarının demirbaş malzemesi olan oyalı yazmalar sanat eserleri olmalarının yanında motifleri ve yapılış tarzının bizlere verdiği kültürel mesajlarla da kültür tarihimiz açısından fevkalade önem arz eder. El emeği-göz nurunun en küçük motifine kadar yansıdığı oyalar, onu dokuyan kadınlar duygularının ve sanat gücünün terkibinden doğan birer sanat abidesi durumundadır.Geleneksel kültürümüzde sözsüz konuşma aracı ve 200’e yakın çeşidi olan, sadece iğne ile ve ipeğin ağartılarak boyanması ile yapılan yazma oyaları, geleneksel motiflerle birlikte günlük olaylardan esinlenerek alınan yeni motiflerle de zenginleşerek yaşamaya devam etmektedir.
YEMENİCİLİK: Harput’ta, geleneksel yöntem ve tekniklerle yapılan ayakkabılara yemeni adı verilir. Yemenicilik (ayakkabı yapımı); Harput’un ve son zamanlara kadar Elazığ’ın en önemli geçim kaynaklarından birini oluştururdu. Eski Harput’ta ve günümüz Elazığ’ında halen yemeniciler çarşısı adıyla anılan bir çarşı bulunmaktadır. Bugün tamamen unutulmaya yüz tutmuş yemeniler; altı kösele üstü ise deriden yapılmış olup, son derece kullanışlı ayakkabılardı. Bugün özellikle çevre köylerden yemeni yaptırmak için istek gelmesine rağmen, yemeni yapacak usta bulunmadığından bu talepler karşılanamamaktadır. Sadece bir yemeni ustasının kaldığı yemeniciler çarşısında, şimdi fabrikasyon ayakkabılar satılmakta; bazı eski ustalar da dükkanlarda ayakkabı tamiriyle birlikte, kundura yapmaktadırlar. Yemenicilik sanatının unutulmaya başlamasının en büyük sebebi, yemeni yapımının zahmetli olması ve bu işe genç kalfa ve ustaların ilgi duymamasıdır. Ancak, Elazığ’da yemeniciliğin unutulmasına karşılık kundura yapımı oldukça yaygındır.
BAKIRCILIK:El sanatlarımız arasında bulunan bakırcılığın ilde çok köklü bir geçmişi vardır. Bakırcılar çarşısı adı altında sadece bakır üzerine çalışan dükkanları bulunduğu çarşı, bugün de mevcuttur. Ancak, günümüzde bu dükkanların bir çoğunun vitrinini fabrikasyon alüminyum araçlar süslemektedir. Bakırcıların kullandığı çekiç ve örs ince ve değişiktir. Kap-kaçak ve süs eşyası yapılır. Yapımlarda dövme, çekme ve dökme teknikleri uygulanmıştır. Bakır kaplar; kazıma, takma, çakma yöntemleriyle bezenmiştir. Bezemelerde yaprak, lale, nar, nar çiçeği, selvi, hurma, palmiye, dallı, çiçekli tavşan, panter, aslan, kaplan, yaban keçisi, karaca, balık, kurt, insan figürleriyle yazılar ve geometrik desenler kullanılmıştır. Kazan, teşt, oturak, güğüm, debbe (kavurma basmak için kullanılan kap), ibrik, sitil, üsküre (tas), sefer tası, yemek tabağı, hamam tası, saplı tencere, kepçe, guşhane (tencere), tava, kevgir, cezve, kilden (hamam malzemelerini taşımak için kullanılan kap), kapı tokmağı vb. eşyalar yapılmaktaydı. Bakır mutfak eşyaları yapıldıktan sonra mutlaka kalaylanarak kullanılacağından bakırcı dükkanında bir de kalaycı atölyesi bulunmaktaydı. Bir zamanlar, son derece canlı olan bu ocaklar bakırcılığın eski canlılığını kaybetmesi ile birlikte önemini yitirmiştir. Halen mevcut bir kaç kalaycı bulunmaktadır. Türkülere konu olan Harput bakırcılığı gelişen teknoloji ile birlikte ortaya çıkan alüminyuma yenilmiş son zamanlarda da bakırcılığın alüminyumdan öcünü çelik eşyalar almıştır.
SEMERCİLİK: Motorlu taşıtların bulunmadığı yıllarda önemli bir geçim kaynağı oluşturan semercilik, makineleşme karşısında eski önemini büyük ölçüde kaybetmiştir. Ancak; halen ulaşımın motorlu taşıtlarla güç yapıldığı yerlerde kullanılmakta olan, katır, eşek ve at için semer ve çul yapılmaktadır. Binek hayvanlarının koşum aracı olan semerler, çul, meşin, kamış, saman ve ip gibi malzemelerle yapılmaktadır. Çoğunlukla siyah, beyaz ve kiremit renginin kullanıldığı semer ve çulları usta semerciler çok güzel desenlerle de süslenmektedir. Günümüzde semerciler çarşısında 7-8 tane semerci dükkanı mevcuttur.
ÇÖMLEKÇİLİK:İnsanlığın belki de en eski sanatı olarak kabul edilen Elazığ civarında yapılan arkeolojik kazılarda Paleolotik çağa kadar uzandığı anlaşılan çömlekçilik sanatı, yörede binlerce yıldır yaşamaktadır. İlin Sivrice ilçesine bağlı Uslu köyünde halen geleneksel usullerle ve kadınlar tarafından çok güzel çanak ve çömlek işleri yapılmaktadır. Elazığ şehir merkezinde de çömlek atölyesi bulunmaktadır. Çömlekçilikte: su testileri, güveç, tandır malzemesi ve küpler başta gelir. Küplerde kışlık peynir, turşu, pestil, kavurma gibi erzak bulundurulur. Zahirenin korunduğu ve saklandığı depo küpler toprak kaplar, arı kovanları olarak kullanılan küpler de yapılmaktaydı. Kimi küplerde kabartma güneş kurusu, beş çengel, güneş gölü, beş benek, insan figürleri gibi işaretlerinde bulunduğu görülmüştür.
RÖLYEF:Rölyef sanatını, resime boyut kazandırma çalışmasıdır şeklinde kısaca tarif edebiliriz. İlde bakır üzerine rölyef çalışması yapılmaktadır. Yapılacak olan konu veya figür bakır üzerine tersten çizilerek yine tersinden olmak üzere değişik uçlu çekiçlerle zift veya kum torbası üzerinde dövülür. Normlarına uygun yükseklik elde edilinceye kadar dövme işlemi devam ettirilir. Bu çalışmalar tamamlandıktan sonra esenin üzeri okside olmaması için organik bir kaplama ile kaplanır.

20 Nisan 2007 Cuma

HARPUT




Asur ve Hitit yazılarında Harput'tan söz edilmektedir. Boğazköy'de bulunan Hititler'e ait çivi yazılı belgelerde Harput yöresine IŞUVA denildiği görülmektedir.M.Ö.19. uncu asırda bulunan Asurlar'a ait çivi yazılı Kapodokya metinlerinde KARPATA adıyla geçen yerin Harput olduğu söylenmektedir. Urarturlar döneminde Harput'a KARBERD denilmekte idi. "KAR" taş, "BERD" ise kale anlamına gelmektedir.
M.Ö.13. asra ait Hitit çivi yazılı bir vesikada Harput, HARPUTTAŞ olarak adlandırılmıştır. Vesikada Harputtaş, Harziuna ülkesinin dört şehrinden birisi olarak gösterilmiştir. Harputtaş şehri ile bugünkü Harput'un aynı olduğu konusundaki fikri Prof. Bossert ileri sürmüştür. M.Ö.9. ve 8. yüzyılda Hitit kitabelerinde Harput'a HARPUTTAVANAS denilmektedir.
M.Ö.900-650 yıllarında Urarturlar Harput'a SUPANI adını vermişlerdir. Eski Yunan ve Romalılar bu kelimeyi SUPHANE ya da SOFEN şeklinde kullanmışlardır. Bununla beraber ünlü Alman Coğrafyacılarından "K.Ritter" Harput'un bütün SUPHANE eyaletinin merkezi olarak göstermekte ve bu fikri Lehman Haupt'da muhtemel görmektedir.
Arap kaynaklarında Harput ve yöresi HİNZİT, Ermeni kaynaklarında ise HANDZİT olarak geçmektedir. Arap kaynaklarında İranlılar'ın zapt ettikleri ZIATA CASTELLUM denilen yerin Harput'tan başka bir yer olmadığı, ZİYATA kalesine Araplar'ın HISN-I ZİYAT dedikleri, Ziyata'nın Ziyad'a benzetilmiş olduğu ve Castellumun'da Arapça kale manasına gelen HISN kelimesinin karşılığı olduğu muhakkaktır.
Harput bir zamanlar bu şekilde isimlendirilmiş ve Hısn-ı Ziyat ismi yakın asırlara kadar devam etmiştir. Bazı bilginler Hısn-ı Ziyat isminin yalnızca kaleye verildiği, şehre ise HARTABIRT denildiği ve Arapça'ya bu şekilde ve bazen de HATR-EL-BUYUT geçtiği ifade edilmektedir.
Harput'un Elazığ'a taşınmasıyla Elazığ'da oturan insanlar Harput'a "yukarı şehir" demeye başladılar.
Elazığ'ın Osmanlı Dönemindeki ilk adı Mezradır. Elazığ'ın Sultan AZİZ zamanında bayındırlaştığı ve buraya MAMURET'ÜL AZİZ yani "Aziz'in yaptırdığı kent" adı verilmektedir. Sonraları halkın ağzında daha kolay söylenebildiği için ELAZİZ olarak kullanılmıştır. 17 Kasım 1937'de ELAZİZ'e gelen Atatürk, şehrin adının ELAZIK olmasını istemiş; Atatürk'ün önerisi ve bakanlar kurulu kararı ile Elaziz, Elazık olarak değiştirilmiştir. Azık diyarı anlamına gelen bu kelime, söyleniş zorluğu nedeniyle 10 Aralık 1937'de bir bakanlar kurulu kararı ile bugünkü söyleniş şekliyle "ELAZIĞ" kabul edilmiştir.

18 Şubat 2007 Pazar

SÜSLÜ FİDOŞ

MALZEME
500 gr kıyma
500 gr patlıcan
250 gr yeşil biber
1 çorba kaşığı margarin
1 çorba kaşığı salça
1 baş soğan
1 demet maydonoz
Yeteri kadar tuz ve kırmızıbiber

Kıyma, kuru soğan, kırmızıbiber, tuz ve maydonoz karıştırılıp yoğrularak harç yapılır. Harçtan küçük parçalar alınarak şekil verilir.
Patlıcan halka şeklinde doğranıp yağda hafif kızartılır. Doğranmış olan yeşilbiber, domates, patlıcan ve köfteler sıra ile tepsiye dizilir.
Ilık suda yapılan salça üzerine dökülerek fırına atılır. 10 dakika fırında pişirilir ve sıcak servis yapılır