Isparta'da halıcılık, Türklerin Anadolu'yu fetihlerinden sonra, bölgeye yerleştirilen Türk oymakları ile başlar. Bu oymakların dokuduğu "Türkmen Halıları" yüzyıllar boyunca gelenekselliğini korumuş, ne var ki, son yüzyıllarda batılı halı tüccarlarının kendi isteklerine göre halı sipariş etmeleri yüzünden bu gelenek etkisini sürdürememiştir. 19. yüzyıl sonuna kadar Isparta ve çevresinde yaşayan Türkmenler ve Hamitoğulları, Melli, Sarıkaralı, Sarıkeçili, Karakoyunlu gibi aşiretlerle sürdürülen mahalli ve geleneksel Isparta halıcılığı yüzyılın sonundan itibaren, İzmir’den başlayarak Manisa, Kula, Uşak ve Isparta’da en ücra köylere kadar nüfus eden Şark Halı kumpanyası siparişleri ile Avrupa’dan gelen modeller ve bunlara uygun renklerle geleneksel dokuma tarzında büyük bir kültür değişimine uğramıştır. Isparta halı dokumacılığı, ilk defa 1891 yılında Babanzade Mustafa Zihni Paşa zamanında teşkilatlanarak köylere kadar yayıldığı görülmektedir. Ancak bu çalışma uzun ömürlü olmamıştır. Daha sonra Etirelizade Mehmet Efendi, doktor Bodasaki ve tarihçi Böcüzade Süleyman Sami, Cumhuriyet öncesi Isparta halıcılığını geliştiren ve bölgeye yerleştiren kişilerdir. Bu kişiler, Isparta’da sürgün bulunan Hacik Usta ile İzmir’de bulunan Isparta’lı Agapoğlu ve mahdumlarıyla ilişki kurarak, Isparta’da Şark Halı kumpanyasını kurmuştur. 1890’lı yıllardan 1930’lara kadar bölgede Şark Halı Kumpanyasının organizasyonu ile üreticilere yün ipi, boya ve desen verilerek, en ücra köylere kadar halıcılık götürülmüştür. Bu dönemde üretilen halıların desenleri ticari albeniye göre Uşak, Hereke, İran halılarından uyarlanmıştır. Üretilen halı desenlerine dokuyan kimseler halının desen kompozisyonlarına göre bir takım isimler vermişlerdir. Bunlar: Kandahar, Üzümlü, Saatli, Hançerli, Bademli, Şimşekli, Ağaçlı, Beşir, Elvan, Goblen, Goncalı, Çelenkli gibi isimlerdir. Halıcılığın yaygınlaşmasıyla köylerde, evlerde, ıstar denilen halı tezgahları yapılarak kurulmuştur. Istar iki yassı tahtanın bir üst, bir alt tarafına takılan "top" denilen yuvarlak ağaçlarla yapılır. Genel olarak halı tezgahları iki cinse ayrılır: 1. Sarma Sabit Tezgahlar: Leventlerin eksen uçları girecek şekilde iki uçları delik olan iki yan tahtası ve alt top, üst top tabir edilen iki adet levendin montaj edilmiş diğer cihazlarının takılmış haline "Takım Tezgahı" denir. Çözgü toplar üzerine sarıldığı için ve hali dokunacak yere payandalarla çakılıp tespit edildiğinden dolayı "Sarma Sabit Tezgah" adı verilir. 2. Portatif Seyyar, Düz Tezgahlar: Bir yere çakılmayıp üzerinde çözgü ile istenildiği yere gezdirilebildiğinden adına "seyyar tezgah" denilmiştir. Sanayide çeşitli tiplerde profil ve saç demirlerden de yapılmaktadır. Isparta halıları incelendiğinde, motiflerde genellikle bir hareketlilik ve sembolleşme görülmektedir. Isparta’nın simgesi haline gelen gül başta olmak üzere, genellikle çeşitli çiçek ve yapraklardan oluşan bitkisel bezemelerden seçilmektedir. İnsan, kelebek, kuş vb. hayvan figürlü bezemelerin, kandil, ibrik, şamdan gibi nesneli bezemelerin de halıyı çevreleyen bordürlerde düz ve çapraz düzenlemelerle yer aldığı görülmektedir. Isparta halılarında, genel olarak Gülistan, Serpme, Kompozisyon, Osmanlı, Goblen, Çin, Üzümlü, Dönümlü, Köşegöbek gibi desenler kullanılmaktadır. Isparta’da dokunan halılarda genellikle lâcivert, kiremit kırmızısı, cam göbeği mavi, kirli sarı, sarı-yeşil, yağ yeşili bejrengi tonları ile kırık beyaz kullanılmaktadır. Bu arada indrigo mavi ve genellikle motif kenarlarını güçlendiren siyaha yakın koyu kahve renklerine de sıkça rastlanmaktadır. Zemin renkleri, genellikle beyaz ve lâcivert ağırlıklıdır. Taban ve yolluk olarak dokunan düz renkli halılar da mevcuttur. Aynı karakterdeki motif ve bezemelerin beyaz veya lâcivert zeminde kullanıldığı da görülmektedir. Halılarda kullanılan motif, renk ve yüzey düzenlenmesinde yörenin tüm özelliklerin en güzel bir biçimde görmek mümkündür. Serbest gruplanan güller, menekşeler, mine çiçeklerden oluşan düzenlemelerde yıllardır değişmeyen Isparta imajını belirleyen halı örnekleri bugün pek çok evde odaları, salonları süslemektedir. Isparta halısının teknik, renk, motif ve kompozisyon özelliklerini taşıyan bir başka örnek de bordür zemin rengine zıt olmasına karşı, motiflerdeki rengi destekleyici güçlü bir renk ile bordür tamamlamaktadır. |
10 Mayıs 2007 Perşembe
ISPARTA HALISI
GÜLLER DİYARI
Her şehrin kendine has bir sembolü ve kokusu vardır. Isparta denilince akla ilk gelen elbette gül olacaktır. Isparta'da yağ gülü üretimi 1888 yılında başlar. İlk gül yağı imalatıda 1892'senesinde Müftüzade İsmail Efendi tarafından yapılır. Gülün işletilmesinde geçip giden yıllar, teknolojik gelişmeleri de beraberinde getirir. Bundan 112 sene önce gülyağı ve gülsuyu olmak üzere iki çeşit ürün imal edilen gülden bugün 38 farklı ürün yapılarak satışa sunuluyor. Isparta ile bütün gülün tarihi 1880 li yıllara kadar uzanır. Yağ gülünü Anadolu'ya 1870 li yılların başında Bulgaristandan gelen göçmenler getirir. Isparta da yağ gülü üretimi ise Anadolu'ya gelişinden 18 yıl sonra başlar. Gül Isparta'ya yaklaşık 150 yıl önce Yalvaç'tan Isparta'ya gelip yerleşen Müftüzade İsmail Efendi tarafından dikilir. O tarihe kadar Isparta Ovasında ekilip dikilen ürünlerin hiçbir gelir getirmediğini gören İsmail Efendi yeni ve gelir getirecek ürünler bulmak için Burdur, Denizli ve Çal gibi komşu yöreler bir araştırma gezisine çıkar. Bu yörelerde halkın geçiminin büyük bir kısmını göçlükten sağladığını gören Müftü Zade İsmail Efendi, gülcülüğün büyük alanlarda yapıldığı takdirde iyi para getireceğini düşünerek harekete geçer. Müftü Zade İsmail Efendi, 30 dönüm toprak alır ve tamamına gül fidanları diker. Yeni dikilen gül fidanlarının 3-4 yıl sonra en iyi ürünü vereceğini bilen gülcü İsmail Efendi, daha üçüncü verimli yılı gelmeden gül yağı ve gülsuyu çıkarmak içinde gerekli olacak araçları temin eder. İsmail Efendi, araç gereçlein bir kısmını Isparta da yaptırırken bir kısmını da Bulgaristan'dan bizzat getirir. Güllerin dikiminin üzerinden 4 yıl geçer ve bütün gözler İsmail Efendi nin üzerindedir. Halk yolda, sokakta, kahvede, handa ve gitiği, heryerde onu izler. Dördüncü yılının sonunda İsmail Efendi eline geçen fırsatı iyi değerlendirir. Binbir güçlükle üretmeyi başardığı katıksız arı gülyağı ve gülsularını değerinde satarak borçlarını öder. Elinde kalan parayla da 30 dönümlük gül bahcesini 50 dönüme çıkarır. İsmail Efendi'nin kazancını gören şehir halkı topraklarının gül yetiştirmeye çok elverişli olduğunu anlar ve böylece Ispartayla tarihi başlar. Isparta'da ilk olarak 1892 tarihinde "imbik" adı verilen basit ve ilkel kazanlarda üretilmeye başlanan gülyağı uzun yıllar bu metotla imal edilir. Köy tipi gülyağı üretimi olarak da bilinen metot Mustafa Kemal Atatürk'ün 6 mart 1930 tarihinde Isparta ziyareti sırasında verdiği talimat uyarınca değiştirilir. İhtisat vekaleti tarafından modern gülyağı fabrikasının 1935 yılında kurulması sonucu köy tipi üretimin yerini byük ölçekli sanayi tipi imalata bırakır. Yağgülü ilk üretildiği tarihlerde sadece yağı ve suyu için tercih ediliyordu. At sırtında getirilen ilk fidanlardan elde edilen ürünlerin ihracatı ise yok denilecek kadar azdı. Üretilen gülyağları ancak iç pazarda tüketiliyordu. Yıllar birbirini kovaladı ve gelişen teknolojiyle birlikte yenilenen üretim tesisleri, farklı ürünlerin imalatını mümkün hale getirdi. Gülyağı ve suyundan sonra gülkonkreti, gül losyonu, gül sabunu, gül kremi, v.b. pek çok mal üretilmeye başlandı. 2002 senesine kadar 6 olan ürün yerini yelpazesini yapılan çalışmalarla 38'e çıkardıklarını belirten Gül, Gülyağı ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği "Gülbirlik" Genel Müdürü Bolat Tamer, Türkiye'nin birçok yerine ürün satışı yaptıklarını belirtiyor. Gülbirlik, Fransız ve İsviçre firmalarıyla işbirliği içinde çalışmalarını sürdürüyor. Bu çerçevede geçtiğimiz sezon dört Fransız kozmetik firması 2500 kilo gülyağı tüketti. Çin, geçtiğimiz yıl içerisinde gül üretimine başlamasına rağmen gül yağı ihracatının yüzde 70'ine Türkiye cevap veriyor. Gülbirlik, yılda ortalama 500 kilo gülyağı üretimi ile pazarın lideri. |
ISPARTA EVLERİ





Isparta ve civarında eskiden yaşayan halkın çiftçilik ve hayvancılık yanında kısmen halıcılıkla meşgul olmaları nedeniyle evler genellikle iki katlı olarak inşa edilmiştir. Bu evlerin zemin katları halı atölyesi, kiler, ahır ve samanlık olarak kullanılırken, birinci katları ise yaşanan yerler olarak düzenlenmiştir. Evlerin avluya bakan odalarının önünde büyükçe iki teras bulunur. Zemin kattaki terasa tarım aletleri konulurken, birinci kattaki terasta aile fertleri yazın günlük hayatlarını sürdürürler. İki katlı köy tipi evlerde evin arka cephesi devamlı kuzeye gelecek şekilde inşa edilmiştir. Arka ve yan cepheleri taş duvar olarak inşa edilen evlerin diğer kısımları ahşap bağdadi olarak inşa edilmiştir. Sıva malzemesi olarak en çok samanla kıtıklı sıva harcı haline getirilen çamur kullanılmıştır. Evlerin çatı örtüleri genelde kiremit ve damdır.
Isparta evlerinin ana yapı malzemesi taştır, bodrum ve zemin katların bütünü taştan inşa edilmiştir. Üst duvarlar kerpiç dolgu “hımış” (iskiyet) veya bağdadi olarak inşa edilmiştir.
Yöresel özellikler gösteren evler daha çok sit alanı içinde yoğundur. Sit alanı dışında da eski evlere rastlamak mümkündür. Kepeci, Çelebiler, Gazi Kemal, Keçeci, Sermet, Kurtuluş, Doğancı, Dere, Emre, Karaağaç, Yayla mahallelerinde geleneksel özellikleri taşıyan Isparta evleri bulunmaktadır. Isparta evleri genel olarak Türk Evleri, Acem Evleri ve Rum Evleri şeklinde üç ana başlıkta ele alınabilir.
1.Tip Türk Evi (Ağa Evleri): Yaşantıya uygun olarak Ağa Evleri Tahtani ve Fevkani şeklinde iki kısımdan oluşur. Tahtani olanlar, Ağaya hizmet eden uşak, seyis v.b. kişilerin ikamet ettikleri avluya bakan tek sıra odalardan oluşur. Yaşantıya uygun olarak yiyecek malzemelerin konduğu dolaplar, davlumbaz gibi öğelerden oluşur. Avluya bakan pencereleri vardır. Fevkani olan kısma ise, evin içinden tahta bir merdivenle çıkılır. Buradan geniş bir sofaya geçilir. Merdivenin üzerinde bulunan kısım yükseltilmiş olduğundan buraya Yüksek Hanay denir. Böylece büyük sofa daha fazla hacim kazanmış olur. Merdiven üzerinde bulunan kısım ise kapalı olup, bu kısma çeşitli malzemeler konulur. Hanayda güneye bakan cephede abdestlik yer alır. Hanaya açılan odalara genellikle yan yana bulunan kapılardan girilir. Bu odalar fazlasıyla tezyin edilmiştirler. İnsanların hayatlarının büyük bir bölümünü bu odalarda geçirmesi sebebiyle tavandaki ahşap süslemelere, duvardaki nişlere ve dolaplara önem vermişlerdir.
2.Tip Türk Evleri (Hanaylı Evler): Orta sınıf evler olan hanaylı evler alt hanay, üst hanay olmak üzere iki kısımdan oluşur. Alt kısımda ahır ve eve açılan kapılar vardır. Üst hanayda ise 1. Tip evlerde olduğu gibi iç odalara açılan kapılar vardır. Bu odalar günlük yaşantının geçtiği yerlerdir. Yine güneye bakan kısımda abdestlik yeri vardır. Ortak özellik olarak odalarda gömme dolaplar, tuzun ve şekerin konulduğu tuzluk ve kahve-çay-şeker nişleri bulunmaktadır. Bu tip evlerde alt hanayın açıldığı geniş avluda aş ocağı mutlaka bulunur. Aş ocağının yanında bir ocak vardır. Dolayısıyla 2. Tip evlerde ev sahibi tabiatla daha fazla iç içedir. Her iki tip Türk evinde hanaya açılan odalarda atlanmaması gereken bir özellikte Musandıra (yani bir nevi meyve kurutma dolabı) bulunur. Duvarda boydan boya bir raf mevcuttur. Buna halk arasında Iraf denir. Ayrıca odaların tavanları süslemelerle kaplıdır.
Acem Evleri: 17. yy. sonunda 300 kadar Ermeni vatandaşın Isparta’ya Kafkasya’dan gelmesiyle kendilerine öz bir mimariyi de beraberlerinde getirmişlerdir. Fakat bu mimari yalın olarak uygulanmamış, yerleşik halkla beraber yaşamalarının sonucu olarak kompozit bir yapı şekli ile karşımıza çıkmıştır. Bu evlere Acem Evleri denilmektedir. Bu tür evler genellikle çay boyu Sümerbank ve Kestaneli sokak civarında yeralmaktadır. Yapılan araştırmalara göre bu tür evlerden 17 adet tespit edilmiştir. Bu yapılardaki mimari özellikler Türk evlerine oranla kapalı bir mimari özellik göstermektedir. Bu tür evlerin özellikleri Türk evi özelliğini ve yabancı mimariyi birlikte yansıtmasıdır. Bu özelliği ile diğerlerinden farklı bir gurup oluştururlar. Örneğin evlerin köşelerinde ve kapı girişlerinde bulunan süs mahiyetindeki bağdadi sütünceler cumba altlarındaki ahşap (stilize edilmiş) palmet motifleri, saçaklardaki aşırı süslemeler bu evlerin en belirgin özellikleridir. Bu evlerde zemin katlar genel olarak düzgün kesme taşlardan yapılmış ve pencerelerdeki basılı kemerlerde ise kilit taşı kullanılmıştır.
Rum Evleri (Ecnebi Evleri): Rumlar da yapmış oldukları evleri Ermenilerin etkisinde kalarak yapmışlar, yine kapalı mimariye uygun olarak yeni bir yapı türü ortaya çıkarmışlardır. Bu tür evler diğerlerinden tamamen farklıdır. Türk evi mimarisiyle hiç ilgisi olmayan süslemeler bu tip evlere bakıldığında hemen kendisini göstermektedir. Rum evlerinde Türk evlerindeki hanayların önü cam ile kapatılarak, bir nevi kapalı hanay durumuna getirilmiştir. Türk mimarisinde bulunmayan üçgen alınlık (tympanon) mevcuttur. Bu üçgen alınlıkların ortasında çoğu zaman yuvarlak süs mahiyetinde silme (sağır) pencereler bulunur veya kabartma, boyama şeklinde bir madalyon mevcuttur.
Ayrıca bu tür evlerin girişlerinde sütün veya sütünceler (süs) vardır. Aynı sütünceleri bazı evlerin pencerelerinde de görmek mümkündür. Yine bu evlerde Türk mimarisinin ortak özelliği olan cumbalar (cihannümalar) bulunabilir. Fakat bunlar Türk mimarisinden farklı olarak aşırı süslemelerle bezenmişlerdir.
1908’den sonra Isparta’daki mimaride büyük bir değişiklik olmuştur. Bu değişikliğin sebebi de şehrin büyük bir deprem geçirmesi ve sonucunda yukarıda bahsedilen kapalı mimariden etkilenerek sakız gibi ev denilen kapalı balkonlu yapıların ortaya çıkmasıdır.
EKO TURIZM


9 Mayıs 2007 Çarşamba
KABUNE
| Malzemeler: 1 kg pirinç 500 gr kemiksiz et 3 soğan 2 çorba kaşığı margarin Kaynar et suyu Tuz, karabiber Soğanı temizleyip halka halka doğrayın. Tuz ve biberle ovup yıkayın. Pirinci ılık suda 10-15 dakika bekletin ve yıkayıp süzün. Eti haşlayıp tel tel ayırın. Bir tencereye sırasıyla soğan, et ve pirinci yerleştirin. Tuz ve karabiber serpin. Üzerine bir porselen tabak kapatın. Tabağın hizasına kadar kaynar et suyu ilave edin. Kapağı kapalı olarak 25 dakika pişirin. 5-10 dakika dinlendirin. Servis tabağına ters çevirip sıcak olarak servis yapın. |
Gönderen MEL zaman: 22:10 0 yorum
Etiketler: ISPARTA, YÖRESEL YEMEKLER
GÜL REÇELİ
| Malzemeler: 350 gr reçellik gül 6 su bardağı tozşeker 2.5 su bardağı su 2 çorba kaşığı limon suyu Reçellik güllerin yapraklarını ayıklayıp yıkayın ve süzün. Gül yapraklarını tencereye alıp şeker ve limon suyunu ekleyin. Hafif ovup yarım saat bekletin. Suyu ilave edip tencerenin ağzı açık olarak koyulaşıncaya kadar pişirin. Pişirme sırasında oluşan köpüğü kevgirle alın. Reçel kıvamına gelince tencereyi ateşten alıp soğutun. İyice soğuyan reçeli kavanozlara paylaştırın.Reçelin kıvamını anlamak için bir kaşık kadar reçeli su dolu çay tabağına damlatın. Reçel toparlanıyorsa kıvamını bulmuş demektir. |
Gönderen MEL zaman: 22:09 0 yorum
Etiketler: ISPARTA, YÖRESEL YEMEKLER
PİSİDİA - ISPARTA
Pisidia, İskender İmparatorluğunun parçalanması ile Seleukos'ların hissesine düştü. Daha sonra da Bergama Krallığına bağlandı. Bu Krallığın M.Ö.II.yy’da yıkılmasını izleyen günlerde, Romalılar Anadoluyu ele geçirmiş oldular.
Ağlasun’un eski önemini kaybetmesinden sonra Isparta, Pisidia Piskoposluğunun (Daha sonra Rum Metropolitliğinin) Merkezi haline geldi.
Roma yönetiminin ikiye ayrılması üzerine Isparta ve çevresi Doğu Roma İmparatorluğuna bağlanmış oldu. Pisidia bölgesinde özellikle İmparator Augustus döneminde Roma egemenliğinin simgesi olan Koloni kentleri kurulmuştur.
Bunlar Antiokheia (Yalvaç), Kremna (Çamlık), Komama (Ürkütlü), Olbasa (Belenli), Parlais (Barla)’dır.







