17 Eylül 2007 Pazartesi

AHİLİK


Ahilik, kelime olarak, Arapça “kardeşim” anlamına gelen “Ahi” kelimesinden gelmektedir. Bunun yanında, Ahilik kelimesinin Türkçe kökenli “Akı” kelimesinden geldiğini savunanlar da vardır. Akı kelimesi “eli açık, cömert, yiğit” gibi anlamlara gelmektedir.
Anadolu halkının ekonomik ve kültürel yaşamında önemli bir boyut oluşturan Ahilik; dürüstlüğün, sevginin, dostluğun, yardımlaşmanın, hoşgörünün, bilginin ve dayanışmanın sanat ile birleşimidir. Bu anlamda Ahiliğin, işçinin, çalışanın, üretenin, namuslu kazancın, namuslu ticaretin ve namuslu yönetimin simgesi olduğunu söyleyebiliriz.


Ahiliğin temel ilkelerini şöyle sıralayabiliriz
- Ahilik, halka dönük bir kurumdur. Kendi ticaret çıkarını diğer meslektaşlarından üstün tutmayan kişi mutluluğu halka hizmet edip yararlı olmakta arar.
- Belli bir süre, bir iş basamağında kalarak olgunlaştırılan yamak-çırak-kalfa-usta hiyerarşisi kurmayı ve bu basamaklarda baba-evlat ilişkisi gibi öğreticiye candan bağlanmak suretiyle sanatı, sağlam ahlaki ve mesleki temellere oturtmayı amaçlar.
- Esnaf ve sanatkârlıkta önemli bir sorun olan üretici, tüketici çıkar ilişkilerini, birbirleriyle bir sürtüşmeye düşmeyecek şekilde ayarlar.
- İşe saygı ve çalışkanlık, yardımlaşma ve haksızlığın cezalandırılması da Ahilik kurumunun temel ilkeleri arasındadır.


Ahilik geleneğine göre bir Ahinin
- Alnı açık olmalı,
- Eli açık; cömert, yardımsever olmalı,
- Sofrası, kapısı açık olmalı, nesi varsa misafiriyle paylaşmalıdır,
- Dilini yalandan, gıybetten, iftiradan bağlamalı,
- Gözünü ayıp aramaktan, elini haramdan bağlamalı,
- Belini bağlamalı, kimsenin namusuna göz dikmemelidir.

9 Temmuz 2007 Pazartesi

HINDU DİNİ







Hindistan nüfusunun yüzde 80’i olan 600 milyon kişinin kabullendiği Hinduizm, bu ülkedeki en yaygın dindir. Hindistan’dan başka Nepal’de ve Endonezya’nın bir bölümünde de izlenmesi nedeniyle Hinduizm, Asya’nın en büyük dini niteliğindedir.
Tarihte, İndüs ırmağı çevresinde gelişen uygarlığın Hinduizm’e çok benzeyen bir din geliştirdiği bilinmektedir. Bu din, daha sonra güneydeki Dravidyanlar ile kuzey Hindistan’ı işgal eden Aryan’ların birleşmesiyle Hinduizm’e dönüşmüştür. M.Ö. 1000 yıllarında Veda’ların yazılmasıyla bu dinin ilk yazılı kaynakları ortaya çıkmıştır.

Hinduizm’in günümüzdeki önemli kitapları: Krishna’yı anlatan Bhagavad Giita bölümüyle ünlü Mahabharata Destanı, Rama’nın hikâyesini anlatan Ramayana Destanı, Veda’lar, Upanishad’lar ve Purana’lardır.

Hinduizmin temel inanışına göre insanlar, bir seri enkarnasyon yolu ile dünyaya birçok kez gelip gider. Bu geliş gidişlerin sonunda “yeniden doğma” zincirinin kırılması ile “moksha” -özgürlük- seviyesine ulaşılır. Her yeniden doğuşla bu ebedi sona biraz daha yaklaşılır, burada belirleyici faktör; sebep ve sonuç yasasını oluşturan “karma”dır. Yaşam boyunca yapacağınız kötü davranışlar kötü karma oluşturmanıza, sonuçta da aşağı bir beden almanıza sebep olacaktır. Aksine, bu yaşamınızdaki iyi davranışlarınız iyi bir karma oluşturarak bir sonraki yaşamınızda tekrar doğma zincirinden kurtulmanızı ve özgür kalmanızı sağlayabilir.

Hinduzm’de Dharma adı verilen doğa yasaları, yaşamın sosyal, ahlaki ve ruhsal uyumunu gösterir. Üç tip Dharma vardır.
Birincisi tüm evren ile ilgili evrensel uyumu belirler. İkincisi kastları ve kastlar arası ilişkileri anlatır. Üçüncüsü ise bireyin uygulaması gereken ahlakî kuralları oluşturur. Hindu dininde üç temel uygulama vardır. Puja denilen ibadet biçimi, ölülerin yakılması ve kast sisteminin yasa ve kuralları. Toplumsal yaşamda dört temel kast ve bunların altında yüzlerce alt sınıf bulunur. Bütün alt gruplar kendilerine özgü tanrı, tanrıça, ve putlara ibadet ederler. Batılıların Hindu dinini anlamakta karşılaştıkları en büyük güçlük, bu kadar çok sayıda tanrıyı ve kutsal varlığı sınıflandırmaktır. Bunu kolaylaştırmak için bütün farklı tanrıların, ana tanrının çeşitli durumlarda yeniden biçimlenen farklı ifadeleri olduğu düşünülebilir.

En üstün gücü sembolize eden, her şeye gücü yeten ve her zaman var olan yüce Tanrı; Brahma’dır. Brahma’nın üç fiziksel ifadesi vardır.
Bu ifadelere göre; Brahma - yaratıcı, Vişnu - koruyucu ve Şiva - yokedici ve yeniden yaratıcıdır.

Brahma’nın her yeri görme özelliği nedeniyle dört yöne bakan dört kafası vardır. Dört Veda’nın bu dört ağızdan yayıldığına inanılır. Tanrılar, ayrıca bazı hayvanlarla birlikte gösterilir, bu hayvan, o tanrının kullandığı araçtır. Her tanrı, elinde bir de sembol taşır. Bu sembole ve araca bakarak tanrının hangi konu ile ilgilendiği anlaşılabilir.

Brahma’nın temel enkarnasyonlarından birisi, öğrenme tanrıçası olan Sarasvati’dir. Bir kuğu üzerinde ve elinde vina adlı bir müzik aleti ile birlikte gösterilir.
'Koruyucu' olan Vişnu, yeryüzüne enkarne olduğunda aldığı biçimlerden biriyle gösterilir. Vişnu, yeryüzüne dokuz kez gelmiştir. Onuncu bedenlenişinde Kalki isminde ve at üstünde geleceğine inanılmaktadır. Eski enkarnasyonlarında çeşitli hayvan bedenlerinde ya da Narsingh ismiyle bilinen yarı aslan - yarı insan şeklinde biçimlenmişti. Ramayana destanına göre yedinci enkarnasyonunda, ideal insanın ve bir kahramanın olması gereken şeklini gösteren Rama şeklinde belirdi. Rama, aynı zamanda Hanuman gibi ikincil derecedeki tanrıları da oluşturdu. Günümüzde Hanuman, uğur getirici özelliğiyle çok popüler tanrılardan birisidir.
Vişnu, sekizinci ziyaretinde bir köylü olarak doğup büyüyen Krshna şeklinde enkarne olduğu için çalışan sınıfların en çok sevdiği tanrı olmuştur. Krshna, eşleri Radha, Rukmani ve Satyabhama ile çok iyi tanınır. Resimlerde mavi bir ten renginde ve flüt çalarken gösterilir. Vişnu’nun dokuzuncu ve son enkarnasyonu Buda olmuştur. Bu kabul, Budist’leri Hindu’ların etkisi altına almaya yönelik bir taktik olarak da yorumlanmaktadır.
Vişnu, Vişnu olarak gösterildiğinde sarmal şekilde oturmuş bir yılanın üzerinde bulunur; elinde deniz kabuğundan yapılma bir düdükle metal bir disk tutmaktadır. Vishnu’nun kullandığı araç, yarı insan yarı kartal olan Garuda’dır.
Vishnu’nun karısı denizden gelen ve varlık ve zenginliğin tanrıçası olan güzel Laksmi’dir. Laksmi, son zamanlarda para tanrısı olarak isimlendirilmeye başlanmıştır.
Şiva’nın yaratıcı rolü, erkek cinsel organı şeklinde gösterilen “lingam” ile sembolize edilir ve buna ibadet edilir. Şiva, öküz Nandi’yi araç olarak kullanır. Nandi’nin karışık saçları Ganj nehrinde yaşayan Ganga isimli tanrıçayı taşır. Şiva, hayatı boyunca Himalaya’larda yaşamış ve esrar kullanmıştır. İki kaşının arasında üçüncü bir göz taşır, bu nedenle üç çatallı bir mızrak ile birlikte sembolize edilir. Şiva, aynı zamanda dansçı Nataraja olarak da bilinir. Nataraja kozmik dansı ile bütün evreni titreştirmektedir.
Şiva’nın eşi, güzel Parvati’dir.
Parvati, Durga şekline girdiğinde karanlık bir görünüm alır. Bu rolde iken on tane koluyla çeşitli silahlar tutar ve bir kaplana biner. Şiva’nın yokedici kişiliğini gösteren Kali ise tanrıçaların en vahşisidir, insanlardan kurbanlar ister, belindeki kemerde kafatasları asılıdır. Şiva ve Parvati’nin iki çocukları vardır: Birinci çocukları olan Ganeş fil başlı tanrıdır. Ganeş, varlığın ve bilgeliğin tanrısıdır ve bütün tanrılar içinde en çok bilinenidir. Baba Şiva, uzun bir yolculuktan döndükten sonra karısının yanında ilk kez gördüğü Ganeş’in kendi oğlu olduğuna inanmamış ve kafasını kesivermiştir. Karısı Şiva’ya oğlunu yaşatması için baskı yapınca Şiva, Ganeşh’in ormanda karşılaşacağı ilk canlının kafasını alırsa yaşayacağını söylemiştir. Böylece Ganeş ormanda ilk karşılaştığı hayvan olan filin kafasını almıştır. Ganeş’in kullandığı araç ise bir faredir! Şiva ve Parvati’nin öbür çocukları, savaş tanrısı olan Kartikkaya’dır.
GaneşKayıp tanrı ve tanrıçalar ortaya çıktıkça sınıflandırma yapmak iyice zorlaşmaktadır. Bu kadar çok tanrı için pek çok da tapınak yapılması gerekmektedir. Birçok Hindunun genelde Vaişnavit (Vişnu’yu izleyen) veya Şivait (Şiva’yı izleyen) olduğu söylenebilir.

Hindu dinine sonradan geçmek mümkün değildir. Yani Hindu olabilmek için Hindu anne ve babadan doğmak gerekmektedir. Günümüzde Hinduizm, batılı hayranlarını eli boş çevirmemek için Guru’lar ihraç etmeye başlamıştır. Bir Guru, sadece bir öğretmen veya ruhsal rehber değildir. O, yolunu izleyecek olan öğrencilere kendi kişiliğini örnek olarak gösterir. Ruhsal yolda ilerleyebilmek için öğrencinin bir Guru’ya daima ihtiyacı vardır. Sadhular ruhsallığı arayış yolunda yalnız ilerleyen Dervişlerdir. Genellikle yarı çıplak gezer, üstü başı tozlu, ve saçı sakalına karışmış halleriyle kolaylıkla tanınırlar. Şiva’yı izleyen Sadhu’lar ellerinde üç çatallı bir mızrak taşır. Himalayalarda gezerken karşılaştığımz bir Yogi bize gunlük hayatının nasıl olduğunu, neler yiyip içtiğini ve nasıl meditasyon yaptığını anlattı.

Sadhu’lar normal ailesi olan ve toplum için elinden gelen her şeyi yaptığına inanan, ancak sahip oldukları her şeyden vazgeçerek ruhsal gerçekliğe ulaşmaya çalışan kişilerdir. Benliklerini aşabilmek için çeşitli yollar kullanarak inanılmaz acılara katlanıp bütün Hindistan’ı dolaşırlar. Çeşitli zamanlarda ve çeşitli yerlerde düzenlenen dini toplantılarda biraraya gelirler. Birçok Sadhu pis bir dilenci gibi görünmelerine karşın genellikle samimi bir arayış içinde olan saf kişilerdir. Gerçek bir Sadhu bahşiş olarak verseniz bile sizden para kabul etmez. Birçok Sadhu, bu parayı gerçekten saf ve temiz yardım duygularınızın bir ifadesi olduğunu hissederse belki kabul edebilir.

1 Haziran 2007 Cuma

KONFÜÇYÜS DİNİ

Çin Dinleri'nin en eskisi ve en büyüğü Konfüçyüs dini dir. Dinin kurucusu Konfüçyüs (M.Ö. 551-479) adındaki bir filozoftur. Şantung eyaletinde doğmuş ve orada ölmüştür. O zamandan beri bu eyalet Çinlilerce kutsal sayılır.
Konfüçyüs'ün hayatında başarılı bir öğretmenlik dönemi vardır. O'nun en önemli özelliklerinden biri kendine aşırı güvenidir. Bütün hayatı boyunca insanları, iyiye, doğruya ve şerefli yaşamaya yönelten, inandığı prensipleri yaymak için kitaplar yazan Konfüçyüs, daha çok akla hitap metodunu kullanmış, mistik bir tavır takınarak metafiziğin her türünü reddetmiştir. Sadece insanla ilgili nesnelerle ilgilenen Konfüçyüs'e bundan dolayı Çin Sokrates'i denmiştir. Konfüçyüs, hiçbir zaman Lao-Tseu gibi ilâhî bir kuvvetin elçisi olduğunu iddia etmemiştir. Dini konular üzerinde fazla konuşmamasına rağmen, çoğu zaman O, kutsallaştırılmıştır. Çin'de Konfüçyanizm'den önce, atalara saygı, yer ve gökteki tanrılara tapınma, gelecekten haber verme, mukaddes varlıklara kurban sunma ve yüce varlık (Şang-Ti)'a inanış vb. biliniyordu. Çin'de hemen her devirde değişmeyen dinî özellik atalara gösterilen bağlılık ve saygıdır. İnançlarına göre insanın kökü atalarındadır. Konfüçyanizm'de insanın evlenmeden veya bir erkek evlât bırakmadan ölmesi büyük günah sayılır. Çünkü erkek evlâdın, ata ruhlarına ibadeti devam ettireceğine inanılır. Ata ruhları her aile için özel koruyuculuk görevini yerine getirir. Konfüçyanizm Vu-Ti
(M.Ö.140-87) zamanından 1912 yılına kadar devletin resmî dini kabul edilmiştir. Bir bakıma Konfüçyanizm, geleneksel Çin Şinizmi'nin kaideleşmiş şeklidir. Yaklaşık XVII ve XVIII. yüzyılda Avrupa Hristiyan dünyası, ilk olarak Çin din kültürünü Cizvit misyonerleri vasıtasıyla tanıyınca Konfüçyüs'ün doktrini de dikkatleri çekmiştir.

MÜSLÜMANLIK


Arapça "selem" kökünden alınmış olan İslâm, lügatta, "İtaat etmek, boyun eğmek, teslim olmak, kötülüklerden salim bulunmak, selamete ulaşmak" vb. anlamlara gelen bir mastardır.
İslâm Hz. Muhammed (s.a.v)'e Allah tarafından vahiyle bildirilen son ve kâmil dinin adıdır. Bu dine uyanlara Müslüman denir. Genel manada Müslümanlık Allah'ın varlığına, birliğine O'ndan başka ilâh olmadığına Hz. Muhammed (s.a.v)'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna, O'nun tebliğleriyle temellendirilen sisteme inanmak ve inandıklarını uygulamak yani amel etmek demektir. Bu durumda olan kimseye Müslüman denir.
Herhangi bir kişinin Müslüman olabilmesi için Kelime-i Şahadet'i kalben tasdik ve dil ile ikrar etmesi gerekir.
Müslümanlığın esasları dörttür:
1- Kitap (Kur'an-ı Kerim),
2- Sünnet (Hz. Peygamber (s.a.v)'in örnek yaşayışı ve sözleri),
3- İcma-i ümmet (Din alimlerinin toplanarak, kitap ve sünnete uygun şekilde, dinî bir konuda karar vermeleri),
4- Kıyas-ı fukaha (Din alimlerinin, daha önceki verilen hükümlerden faydalanarak, yeni çıkan durumlar için kaideler koymaları).
İslâm açısından Kelime-i Şahadet, kesin kabul ve tasdik ifade eden imanın bir tezahürüdür. Kişi böylece Allah'ı ve peygamberi kabul etmiş demektir. Kur'an-ı Kerim, iman kelimesini bazı ayetlerinde İslâm kelimesiyle aynı anlamda kullanmıştır. Bu bakımdan imanın şartlarından biri veya bir kaçını inkâr eden, imandan da İslâm'dan da çıkmış olur. İslâm, müntesiplerinin dünya ve ahiret saadetini sağlamak için bir takım temel prensipler koymuştur:
1- İtikadî hükümler (inançlarla ilgili),
2-Amelî hükümler (ibadet ve yaşayışlarıyla ilgili),
3-Ahlâkî hükümler (moral değerlerle ilgili).

29 Mayıs 2007 Salı

ŞAMANİZM

Şamanizm, insanlığın belki de en eski dinlerinden biridir. Temel olarak sihir ve büyüye dayanır. Her hangi bir kurucusu veya kutsal kitabı olmadığı gibi ortaya çıkış tarihi de belli değildir. Şamanizm´ in köken olarak anaerkil dönemde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.
Yakutlarda erkek Şamanlar özel cübbeleri bulunmadığı zamanlarda kadın entarisi giyerek ayin yaparlar. Şamanların çoğunun saçlarını uzatma nedenlerinden biri de budur.

Şamanın ruhsal yolculuğu, teozofik terimlerle, astral seyahat, akaşik okumalar, ruhlar âleminin yüksek bölgelerine nüfuz etme ve diğer ruhlarla posede olmadan bağlantı kurma gibi çeşitli yönlerde gelişir. Usta şamanların Demir-Kazık yıldızına kadar yükselebildikleri söylenir. Şifacılık, geleceği bilme, obsesyona uğramış insanları obsedörü kovarak obsesyondan kurtarma, çift bedenlenme (dedublüman), fasinatörlük ve büyü (maji) yapabilme şamanlarda sıkça rastlanan yeteneklerdir.

Şamanizmi en uzun süre ayakta tutmuş olan toplulukların arasında hiç şüphesiz Türkler de vardır. Eski Türk inancı Tengricilik'te de hep varolmuş olan şamanizm geleneği, Kuzey ve Orta Asya'nın bazı Türk topluluklarında günümüze kadar hâlâ sürdürülmektedir.
Günümüzde bazı batılıların ilgi duyup tekrar uygulamaya başladıkları şekline ise Neo-Şamanizm denir.

28 Mayıs 2007 Pazartesi

MUSEVİLİK

Musevîlik, kurucusu Musa´ya izafetle bu adı almıştır. Yahudi, İbrani, ve İsrail terimleriyle de Musevîlik kastedilir. Musevîliğin tek tanrıcılığın saf bir şekli olduğu söylenmekle beraber, O, yalnız başına ne bir mezhep ne bir ırk, ne de modern bir millettir.
Yahudiler dünyanın en eski tarihî, dinî cemaatini meydana getirmişlerdir. Dinler Tarihi´nde özel bir yeri bulunan Yahudilik, kutsal kitaplarında Ahd´e geniş yer ayırmasından dolayı bir Ahid dini olarak da telâkki edilmektedir.
Babil Sürgünü´nden sonra millî din haline getirilen Yahudilik, bir ırka tahsis edilmek suretiyle ilâhî dinlerden ayrı bir konumda ele alınmıştır. O´nu millî dinlerden ayıran bir başka özellik de, tek tanrı, vahiy, kutsal kitap ve peygamberlere inanç sistemi içinde değişik konumlarda da olsa yer almış bulunmasıdır.
Yahudiliğin sembolleri arasında en önemli yeri Yedi Kollu Şamdan ile Altı Köşeli Yıldız işgal eder.

Sami olmayan dinlerden farklı olarak Musevîlik, vahiyle gelmiş bir dindir. Musevîlik, yalnız kendi ailesinin dinleri olan Hristiyanlık ve Müslümanlık´tan değil, vahye dayanmayan doğu dinlerinden, yani Ari ve Moğol dinlerinden daha eskidir. Takriben İsa´dan sekiz asır önce kurulmuştur. Yahudiler daha çok, bugünkü İsrail´den ayrı olarak Avrupa ve Amerika´ya dağılmışlardır. Çok eskiden beri Filistin´de yaşamış olan Yahudiler, Babil, Asur, Fenike ve Araplar gibi Sami ırktan gelirler. Yahudiler göçebe iken "Habiri" diye anılırlardı. İsrâiloğulları en parlak devirlerini Kralları Süleyman zamanında yaşamışlardır.

Günümüze ulaşan inanç sistemi şudur;
1-Allah var olan her şeyi yaratmıştır.
2-Allah birdir.
3- Allah´ın bedeni yoktur, tasvir edilemez.
4- Allah´ın başlangıcı ve sonu yoktur
5- Yalnız Allah´a dua etmeliyiz.
6- Peygamberlerin bütün sözleri doğrudur.
7- Musa, bütün peygamberlerin en büyüğüdür.
8- Elimizdeki Tora, Allah tarafından Musa´ya verilen ve günümüze kadar değiştirilmeden gelen kitabın aynıdır.
9- Dinimiz ilâhî bir dindir.
10- Allah, insanların bütün hareket ve düşüncelerini bilir.
11- Allah, emirlerine uyanları mükâfatlandırır, uymayanları cezalandırır.
12- Allah Mesih´i gönderecektir.
13- Ruhum ölümsüzdür. Allah dilediğinde ölüleri diriltecektir.

Yahudiler ibadetlerini "sinagog"larda (Bet ha Kneset) yaparlar, Sinagoglarda rulo halinde el yazması Tevrat tomarlarının saklandığı, Aron ha-Kodes denilen, Kudüs´e yönelik kutsal bir bölme vardır. Sinagoglarda Yedi Kollu Şamdan (Menora) da bulunur. Bundan ayrı olarak Kral Davud´un mührü kabul edilen iki üçgenden meydana gelmiş Magen David denilen altı köşeli bir yıldız da vardır.

Günümüzde en büyük Yahudi nüfusunun yaşadığı ülke İsrail’dir Ülke nüfusunun %80’i yahudidir. İsrail’i ikinci sırada ABD izlemektedir (% 3,4).
Yahudiler bu iki ülkenin dışında Fransa, İngiltere, Arjantin, Ukrayna, Rusya, ve Kanada başta olmak üzere içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu dünyanın birçok ülkesine dağılmış olarak yaşamaktadırlar.

HRISTIYANLIK

Hıristiyan kelimesi Yunanca "khristianos" kökünden gelir. İsa´nın adı bu dilde Khristos olarak geçer. Bu kökten çıkan "khristianos" ve "khristian" kelimeleri de, İsa´ya bağlanan, O´nun yolundan giden anlamına gelmektedir. Hıristiyanlık, Filistin bölgesinde doğmuştur. Nasıralı İsa'yı merkez alan bir Yahudi -Mesihi hareketi-dir. İsa, İsrail´i gelecek Tanrı Krallığına hazırlamak istemiştir. Ancak bugünkü Hıristiyanlık, İsa´nın havarilerinin arasına sonradan giren Pavlus´un yorumlarıyla değişik bir hüviyet kazanmıştır. İsa soy itibariyle Yahudi ´dir ve Mesih olduğunu açıklamıştır. İsa, kendinin bir peygamber olduğunu, insanları doğruluk, kardeşlik ve hak yola çağırmak için geldiğini açıklaması Yahudilerin işine gelmemiştir.
Takriben yirmi asırlık bir zamanı içine alan Hıristiyanlık tarihi dört devrede incelenmiştir:
1- Havariler tarafından yayılan ve Batı Roma imparatorluğu´nun yıkılmasına kadar devam eden dönem. Hıristiyanlık bu dönemde geniş yayılma sahası bulmuştur.
2- V. yüzyıldan XVI. yüzyılın başlarına kadar süren dönem Doğu Kilisesi´nin Batı Kilisesi´nden ayrıldığı bu dönemde Hıristiyanlık Avrupa´nın kuzey bölgesinde yayılmıştır.
3- XVI ve XVII. yüzyılları içine alan dönem. Hıristiyanlık için çok önemli olan bu devrede Protestanlık ortaya çıkmış, Katolik Mezhebi ile çatışma sonucunda Batı Kilisesi bölünmüştür. Çünkü Roma Katolik Kilisesi´nin gösterdiği halas yani kurtuluş fikri o dönem Hıristiyanlarını tatminden uzaktı.
4- XVIII. yüzyıldan itibaren başlayan ve Hıristiyanlığın karışıklıklar içinde geçtiği bir dönem olarak bilinen bu devrede Hıristiyanlık üzerindeki münakaşalar kilise dışına taşmıştır.

Dinler Tarihçilerinden bazıları da Hıristiyanlığı üç devrede incelemişlerdir:
1- Hıristiyanlığın klasik dönemi (I-VIII. yüzyıl),
2- Hıristiyanlığın Ortaçağ dönemi (IX-XV. yüzyıl),
3- Hıristiyanlığın Yeni dönemi (XV. yüzyıl vd.).

Pavlus´un, Hıristiyanlık için değişmez prensipler olarak ilân ettiği hususlar şunlardır:
1- Hıristiyanlık bütün insanlığa hitap eden bir dindir.
2- Allah´ın oğlu olan Mesih İsa, insanların günahlarına keffaret olmak üzere Haç´ta can vermiştir.
3- İsa ve Ruhu´l-Kuds, aynı derecede Tanrıdır.
4- Ölüler arasından dirilerek kalkmış olan isa, semaya çıkarak Baba´sının sağ yanına oturmuştur.

Hıristiyanlıktaki iman ikrarına giren esasların nelerden oluştuğu incil metinlerinde açık bir şekilde yer almamakla beraber, bu prensiplerin ilk Havariler Konsili´nden itibaren tesbite başlandığı, son şeklini ise IV. ve V. yüzyıldaki konsillerde aldığı yaygın bir kanaat halindedir. Bununla beraber inançlar konusunda gerek kiliseler, gerek mezhepler arasında bazı ortak ana unsurlar bulunduğu gibi farklı anlayışlar da vardır. Günümüz Hıristiyanlarının da hemen büyük bir kesiminin kabul ettiği Havariler inanç sistemi şu maddelerden oluşmaktadır:
1- Ben, Tanrı´ya Kudretli Baba´ya,
2- Biricik oğlu Rab İsa´ya,
3- isa´nın Bakire Meryem ve Ruhul´-Kuds´ten doğduğuna,
4- Pilatus zamanında çarmıha gerilerek gömüldüğüne,
5- Ölüler arasından üçüncü gün dirildiğine,
6- Göklere yükseldiğine,
7- Baba´nın sağında oturduğuna,
8- Ölüleri ve dirileri yargılamak üzere oradan ineceğine,
9- Ruhu´l-Kuds´e,
10- Mukaddes Kilise´ye
11- Günahların bağışlanacağına,
12- Bedenin dirileceğine, inanırım.
Hıristiyan Mukaddes Kitabı´nda "teslis" kelimesi veya O´na iman etmeye çağıran açık bir ifade mevcut değilse de İsa´nın, "Baba, Oğul ve Ruhu´l-Kuds ismiyle vaftiz eyleyin" şeklinde Havarilere emir verdiği bilinmektedir.

Hıristiyanlık´taki inanç esaslarının bütün mezheplerce aynı şekilde benimsendiğini söylemek mümkün değildir.
Protestanlığın inanç esasları ise şunlardır:
1-Mukaddes kitaplara iman,
2- Uluhiyete iman,
3- İnsanın günahsızlığına iman,
4- Günahların keffaretine iman,
5- Ahirete iman.

Günümüzde Hıristiyanlık dünyada hemen hemen her bölgede taraftara sahip bir dindir.Taraftar sayısı bakımından dünyada ilk sıradadır. Özellikle Avrupa, Amerika ve Avustralya kıtası ülkelerinde Hıristiyanlık yaygın bir din konumundadır. Hıristiyan ülkelerdeki Mezheplerin yoğunluğu farklılıklar göstermektedir. Rusya, Bulgaristan, Yunanistan gibi ülkelerde Ortodokslar ; italya, ispanya, Paraguay, Portekiz, Vatikan gibi ülkelerde Katolikler; İsveç, Norveç, Danimarka, ABD gibi ülkelerde Protestanlar; İngiltere´de Anglikanlar diğer Hıristiyan mezheplerine göre çoğunluğu oluşturmaktadırlar.

Hıristiyanlıktan kopan bazı akımların (Yehova Şahitleri, Mormonlar, Unitaryenler, Kuveykırlar gibi) bağımsız ayrı bir din hüviyetine bürünmesi veya ayrı bir din gibi hareket etmeleri ve farklı Kültlerin ortaya çıkıp yayılması Hıristiyanlığın önündeki sorunların başında gözükmektedir. Tüm bunlara rağmen Hıristiyanlık gittikçe taraftar sayısını arttıran ilahi bir dindir.

27 Mayıs 2007 Pazar

ZERDÜŞTİLİK

İran dinleri içerisinde, tek tanrı inanışına yer vermesi bakımından, en dikkat çekicisi Zerdüştilik´tir. Bu din, adını kurucusundan alır.

Arapların 'Mecusi' dedikleri Zerdüştlerin peygamberi Zerdüşt, İran'ın batısında yaşayan Medlerin bir boyu olan Magilerden gelmektedir. M.Ö. 683'te doğmuştur ve 2 bin yıl önce Pers İmparatorluğu döneminde baskın bir dünya dinine dönüşmüştür Zerdüştilik.
Bu dine inananların büyük bölümü İran ve Hindistan'da yaşıyorlardı ve kutsal kitaplarının adı Avesta'dır. Zerdüşt, tüm insanlığa yönelik bir mesajın tanrı tarafından kendine emanet edildiğine inanmış ve bu mesajı sıradan insanlara basit sözcüklerle tekrar tekrar telkin etmek yöntemini seçmiştir.

Günümüzde Zerdüştlük; Parsiler ve Ceberler olarak iki ana kola ayrılmış olarak varlıklarını devam ettirmektedirler. Günümüzde Parsilerin büyük bir bölümü Hindistan' da yaşamaktadırlar. Caynistler gibi Parsiler de kast sisteminin cemaat dışında evlenmeme gibi bazı özelliklerini benimsemişlerdir. Bununla beraber Avrupalı' larla evlenenler de vardır.

Zerdüştler günümüzde “Dünya Zerdüştler Birliği” adı altında örgütlenmiş olmakla beraber; Hindistan, ABD, Pakistan, İngiltere, Kanada gibi ülkelerde yerel toplulukları bir arada toplayan örgütlenmelere gitmişlerdir ve bu ülkelerde tapınakları da mevcuttur. Zerdüştlerin sayısı Bugün 40.000' ni İran 100.000' i Hindistan' da olmak üzere yaklaşık 200.000 kadar olup geriye kalan büyük bölümü İngiltere, ABD, Pakistan, Kanada yaşamaktadır.

BUDİZM


Budizm İ.Ö 6. yüzyılda, Brahmanizm’e bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Buda, tanrının sözünü etmez, kurtuluşu törebilimsel arınmaya bağlar. Budizm’e göre insan ruhunu yeniden bedenleşmesi kurban kesmekle olmaz, günahsız iyi davranışlarla sağlanabilirdi. Buda’ya göre acı çekme gerçeği (insanları birbirine bağlayan bütün nesneler acı kaynağıdır), istek gerçeği (acı, insan isteğinden doğar), acının yok edilmesi gerçeği (acı, her türlü istekten el çekme eş deyişle nirvanalaşmakla yok edilir) ve sekiz tane maddeden oluşan sekiz yol gerçeği olmak üzere dört temel gerçek vardır. Buda’ya göre evrende insanın bağlanabileceği hiçbir şey yoktur, ne özdekte ne de ruhta hiçbir şey sürekli değildir, ne biçim ne öz vardır, her şey gelip geçicidir, dünya yalan ve boştur.

Önemli kutsal Buddhist metinlerinden biri olan "Heart Sutra"da Buddha'nın ciddi öğrencilerinden olan ve Nirvana'ya ulaştığına inanılan kendisine de bazen "Buddha"(aydınlanmış) denilen Bodhisattva Avalokiteshvara, Buddha'nın yaptığı derin içe dalış meditasyonunu yaptıktan sonra şunları söyler ve Buddha da bu gerçeği kavradığı için onu över:
"Bütün şekiller,formlar "boşluk"tur. Formlar boşluktan başka bir şey değildir. Aynı şey duygular, algılayışlar, oluşumlar ve bilinç/zihin için de geçerlidir.
Bütün fenomenler aslında "boşluk"tur. Hiçbir şey ne yaratılmıştır ne yok edilmiştir,ne artar ne azalır. Bu nedenle bu "boşluğa" dahildir her şey. Boşluktan ayrı ne formlar vardır, ne duygular ne algılamalar ne oluşumlar ne de zihin vardır. Kulak ta yoktur göz de yoktur zihin şuuru da yoktur. Cehalet yoktur ne yaşlılık vardır ne hastalık ne de ölüm. Ulaşılacak bir şey de yoktur.
Buddhalığa Nirvana'ya ulaşanlar bu gerçekliği kavrarlar."
Budizm'in en güçlü yayılma dönemi Hint Hükümdarlarından Aşoka (MÖ. 273 - 236) zamanına rastlar. Aşoka zamanında Budizm, Hindistan, Seylan, Suriye, Mısır, Makedonya ve Yunanistan'a kadar yayılmıştır. Aşoka 'dan sonrada yeni Krallar Budizm 'e girmiş yayılmasını sağlamış hatta Çin, Moğolistan ve Japonya 'nın ileri gelen devlet adamlarının Budizm'e hizmet etmesini sağlamışlardır. Budizm, MS 1.yy Türkistan, 4.yy da Kore, 6.yy da Japonya ve 7.yy da ise Tibet'te yayılmaya başlamıştır. Günümüzde Güney, Doğu, Güneybatı ve Orta Asya'da çok sayıda taraftarı olan Budizm, Avrupa ve Amerika 'da da yayılmaya ve taraftar bulmaya başlamıştır.