7 Mayıs 2007 Pazartesi

MÜZELER



SAMSUN ATATÜRK MÜZESİ:
Renkli mermerlerden insa edilen ve 1968 yılında kurulan Atatürk Müzesi’nde, Büyük Önder’in özel eşyalarıyla çeşitli tarihi fotoğraflar sergileniyor. Müzenin cephesinde havuz, heykel ve kabartma figürler bulunuyor.

GAZİ MÜZESİ:
Gazi Müzesi ise Atatürk’ün Samsun’a geldiği dönemlerde kaldığı zamanın Mıntıka Palas Oteli’nden dönüştürülerek 1930 yılında müze haline getirilmiş. Müzede Atatürk’ün kullandığı eşyalarla fotoğraflar sergileniyor.

BANDIRMA VAPURU:
Birebir ölçülerde inşa edildikten sonra Doğu Park sahiline yerleştirilen müze gemi Bandırma Vapuru ise 2001 yılında ziyarete açıldı. Gemide, Atatürk ile Samsun’a çıkan silah arkadaşlarının balmumu heykelleri bulunuyor.

ARKEOLOJİ VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ:
Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nde ise Samsun ve çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkan tarihi eserler yer alıyor. Müzede yer alan eserler arasında Amisos Hazinesi, mozaikler ve Bafra’da 1974 yılından bu yana sürdürülen İkiztepe Kazıları’nda çıkarılan binlerce yıllık tarihi eserler bulunuyor.

5 Mayıs 2007 Cumartesi

AMAZONLAR

Efsanevi kadın savaşçılar olarak bilinen ve Thermedon Çayı (Samsun’un Terme İlçesi) yakınlarında kurdukları Themiskyra kentinde yaşadıkları belirtilen Amazonlar, Samsun’un kültürel zenginlikleri arasında yer alıyor.

Daha iyi ok atabilmek için bir göğüslerini kestikleri çeşitli kaynaklarda rivayet edilen ve birçok efsanede adları geçen Amazonlar, Samsun ve yöresinin tarihi ve kültürel değerlerinden kabul edilmesi nedeniyle her yıl adlarına Terme İlçesi’nde festival düzenleniyor.

MÖ 1200 yıllarından itibaren Karadeniz kıyılarında yerleştikleri bilinen Amazonların yurtları üzerinde çeşitli iddialar ortaya atılsa da Terme adının Thermedon’dan geldiği biliniyor.

ÖRENLER




DÜNDARTEPE (Öksürüktepe) Ören Yeri:
Samsun Merkez ilçenin 3 km. güneydoğusunda bulunan 15 m. yüksekliğindeki Höyükte, Kalkolitik, Eski Tunç ve Hitit çağlarına ilişkin üç kültür katı vardır. Höyüğün tepesindeki en son yerleşme Eski Tunç Çağı’na aittir. Höyüğün eteklerinde Hitit yerleşmesine rastlanmıştır. 1. kültür katında Kalkolitik döneme tarihlenen yapı kalıntıları, el yapımı seramik parçaları, pişmiş toprak ağırlıklar, çakmaktaşı bıçak vs. bulunmuştur. Höyüğün tepesinde ve eteklerindeki 2. kültür katı Eski Tunç Çağı’na tarihlenmektedir. Yangınla sona eren bu katta dörtgen planlı ev ve ocak, koyu gri renkli, içi kırmızı yada kahverengi kaplar, kemik eşyalar, pişmiş toprak ağırşaklar bulunmuştur. Höyüğün tepesi dışında eteklerinde Hitit dönemine tarihlenen 3. kültür katında üç yapı katı saptanmıştır. Birinci yapı katında taş temelli kerpiçten evler (M.Ö. 1500-1200), ikinci yapı katında taş temel kalıntıları (M.Ö.1500), üçüncü yapı katında çoğu boya astarlı, çarkta yapılmış ve iyi fırınlanmış seramik buluntuları, pişmiş toprak mühürler, hayvan heykelcikleri, kemik iğneler (M.Ö.1500’den önce) ele geçirilmiştir.

TEKKEKÖY Ören Yeri:
Dündartepe’nin 14 km. güneydoğusunda Tekkeköy ilçesi sınırları içinde yer almaktadır. 1940’da yapılan arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda Hitit ve Eski Tunç Çağı dönemlerine ait buluntular ele geçmiştir. Buluntular arasında çark yapımı, devetüyü, kırmızı renkli seramikler çoğunluktadır. Eski Tunç Çağı katında ise çok sayıda gömüt, el yapımı seramik buluntular, siyah zemin üzerine beyaz boyayla yapılmış geometrik desenlerle süslü, dişli, yivli, çizgi bezekli kaplar, kabartma insan yüzlü vazolar (antropomorf) gün ışığına çıkarılmıştır.

İKİZTEPE Ören Yeri:
Bafra ilçesinin 7 km. kuzeybatısında bulunmaktadır. Yüzey araştırmalarında Eski Tunç Çağı ile Erken Hitit dönemi yerleşimleri olduğu anlaşılmıştır. İkiztepe’yi oluşturan yükseltiler dört gruba ayrılmıştır. İkiztepe’nin ilk katı M.Ö. 2. bin başlarında yoğun yerleşmeye sahne olmuştur. İkinci katta, Tunç Çağı yapı kalıntıları ve erken Hitit dönemine tarihlenen çok sayıda gömüt bulunmuştur. Tunç yüzük, bilezik, zıpkın, mızrak ucu, metal gereçler, kemik iğne ve bizler ölü armağanı olarak bırakılmıştır. Bu armağanlar, çark yapımı seramikler, kırmızı renkli kadehler, gaga ağızlı testiler ve küplerden oluşmaktadır. İkiztepe II’nin Tunç Çağı seramik buluntuları, deniz kabuğu ve bitki katkılı kaplar ilgi çekicidir.

KALEDORUĞU Höyüğü:
Kavak ilçesinde bulunan höyükte, Eski Tunç Çağı buluntuları 1940-1942 yıllarında yapılan kazılar sonucu günı şığına çıkarılmıştır. Gömütle ölülerin düzeltilmiş toprak üstüne hoker (cenin) pozisyonunda yatırıldığı dikkati çekmektedir. Ölü armağanları arasında el yapımı siyah, kırmızı, kahverengi, yivli (kazıma çizgili) kaplar, yassı balta, hançer, kemik biz ve ağırşaklar bulunmuştur.

LERDÜGE Tümülüsleri:
Havza ilçesinin 21 km. doğusunda Lerdüge döneminde beş tümülüs saptanmıştır. 1946 yılında başlatılan çalışmalarda çıkan buluntular Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndedir. 4 no’lu tümülüsün buluntularından ve mimari tekniğinden M.Ö. 1-M.S. 2. yüzyıl arasında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Demir kenetlerle bağlanmış taş kapaktan oluşan girişten, tonoz örtülü dromosa (geçit) ve küçük bir kapıdan gömüt odasına girilmektedir. Kesme taştan tonoz örtülü gömüt odasının duvarları insan ve hayvan betimleri ile süslenmiştir. Betimler, bitkisel ve geometrik motiflerle çevrilidir. Altın süs gereçleri, tunç kandiller, çeşitli büyüklükte şişeler, tümülüste bulunan eşyalardır.

GENEL BAKIŞ














Samsun M.Ö.750-760 yılları arasında İon şehir devletlerinden Miletoslular (Millet) tarafından Amisos adı ile kurulmuş küçük bir yerleşim merkezi idi. Samsun, daha sonra Pers, Makedonya, Pontus, Roma, Bizans, Danişment, Selçuklu ve Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır.

Tarihin her döneminde önemini sürdüre gelmiş bir kent olan ve Büyük Önder Atatürk ile 18 kader arkadaşının, 19 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile kente gelişlerinin ardından Milli Mücadele’nin ilk kıvılcımının ateşlendiği yer olma özelliği de taşıyan Samsun, bu yönüyle de ilgi çekiyor.

Denizi, yemyeşil yaylaları, gölleri, ırmakları ve şifalı kaplıcalarının yanı sıra Türkiye’nin en önemli sulak alanlarının başında gelen Kızılırmak Deltası ile turizme çeşitlilik sunan Samsun, müzeleriyle de kentin binlerce yıllık geçmişini ve uygarlıkları gözleri önüne seriyor.

Avusturyalı heykeltıraş Heinz Kriphel tarafından 1928-1931 yılları arasında yapılan ve Samsun’un simgesi haline gelen Atatürk Anıtı’nda, şaha kalkmış at üzerinde askeri giysileriyle Büyük Önder Atatürk canlandırılıyor. Anıt Park’ta yer alan anıtın kaidesinde ise Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ve Milli Mücadele’yi vurgulayan kabartma figürler yer alıyor. Atatürk Bulvarı’ndaki İlkadım Anıtı ise Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Milli Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’a çıktığı alanda yer alıyor. Samsun’a çıkışı simgeleyen anıtı, elinde çelenk tutan genç kız ve güvercin bulunan erkek heykelleri tamamlıyor.

4 Mayıs 2007 Cuma

NOKUL

Malzemeler

1 su bardağı dövülmüş ceviz
1 kase sıvı yağ
1 su bardağı şeker
1 su bardağı ılık süt
1 su bardağı ılık su
Yarım çay bardağı sıvı yağ
1 çay kaşığı silme tuz
1 çay bardağı şeker
2 yumurta (1 tanenin sarısı üzerine sürülecek)
1 paket yaş maya alabildiği kadar un
1 su bardağı kuru sarı üzüm

Ilık su ile mayayı erittikten sonra unun ortasını açıp mayalı suyu, sütü, yarım çay bardağı yağı, 1 çay bardağı şekeri, 1 yumurtayı, 1 yumurta akını ve tuzu ilave ederek kulak memesinden biraz sert bir hamur yapana kadar yoğuralım.
Hamurun üzerine bolca un sepeleyip temiz bir bez örttükten sonra mayasının gelmesi için üzerini sofra beziyle kapatalım.(yoğurt mayalarken yaptığımız gibi) Diğer tarafta derin bir kaba ceviz, üzüm ve şeker koyup güzelce harmanlayalım.
Hamurun mayası geldikten sonra hamuru portakal büyüklüğünde bezelere ayıralım. Açmaya başlamadan önce bezenin altını ve üstünü unlayalım. Her bir bezeyi oklavayla yufka büyüklüğünde fakat ondan daha kalın (bıçak sırtı kalınlığında) açalım. Kasedeki sıvı yağ ile yufkanın üzerini bolca yağlayalım. Harmanlanmış iç malzemeyi, yağlanmış yufkanın üzerine bolca serpeleyelim. Yufkanın bir kenarından sarmaya başlayarak rulo yapalım. Ruloyu bıçakla 4-5 cm. uzunluğunda keselim. Yağlanmış tepsiye aralıksız olarak yanyana sıralayalım. Diğer bezelerlede aynı işlemleri yaptıktan sonra tepsideki nokulların üzerine yumurta sarısından sürerek kızgın fırına verelim.
Fırının ısısına göre 35-40 dakika sonra nokulları fırından cıkarıp sıcağıyla sofra bezine koyup sararsanız daha güzel ve yumuşak olur.