30 Nisan 2007 Pazartesi

YEMEK KÜLTÜRÜ

Brezilya mutfağından bir kaç örnek:

Rio de Janeiro: Feijoada – Siyah kuru fasulye, çeşitli tuzlanmış dana ve domuz etleri ile birlikte pişirilir. Beyaz pilav ve kavrulmuş manyok unu ile birlikte yenir.

Fortaleza: Casquinha de Siri – Büyükçe bir istiridye kabuğunun içerisine balık, yengeç, ıstakoz, karides etleri ile patates püresi karıştırılarak konur ve üzerine serpilen peynir ile fırında pişirilir. Genelde kumsal kenarlarında soğuk bira ile birlikte tüketilir.

Salvador: Vatapa - Karides ve balık parçalarının palmiye yağı ve ekmekle karıştırılması ile hazırlanır. Pirinç ile birlikte servisi yapılır.

Caruru - Kızartılmış karides. Kırmızı biber sosuyla birlikte servis yapılır.

Tacaca - Kurutulmuş karides, semizotu ve sarmısakla hazırlanan sarı renkli ve kıvamlı bir çorbadır.

Rio Grande do Sul: Churrascaria (Şuhaşkariya) - Et sevenler için Brezilya usulü kebapçılar vazgeçilmez olacaktır.


ALKOLLÜ İÇKİLER
Ülkenin yerel içkisi, şekerkamışından çıkartılan alkolun damıtılmasıyla yapılan Cachaça (Kaşasa)’dır. Bu içki saf olarak içilmesinin yanı sıra ananas, hindistan cevizi, maracujá gibi çeşitli meyvelerin sularıyla ve buz ile karıştırılarak Batida (Baçida) denen çok lezzetli, ancak lezzetli olduğu kadar da sert içkiler şeklinde de içilir. Batida’ların en tanınmışı ve Brezilya’yı ziyaret edenlerin en sevdiği içki cachaça ve limon ile yapılan Caipirinha’dır (Kaypirinya). Brezilya’nın her yerinde çok soğuk bira yıl boyunca yaygın şekilde tüketilir.
Meyve suları: Hindistan cevizi suyunun yanı sıra envai çeşit tropik meyvelerin suları hem çok lezzetli hem de yagındır.

HALK OYUNLARI

HOŞGELİŞLER OLA MUSTAFA KEMAL PAŞA :
Oyunun kuruluş amacı Türk Ulusunun kurtarıcısı Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın serhat şehrimiz Kars’a gelişi sırasında ona layık bir şekilde karşılanmasını sağlamak ve Kars halkının saygı ve sevgisini belirten bir oyundur.
Yıl 1924 Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Kars’a geleceği haber alınır. Bunun üzerine o dönemin mahalli müzisyenleri ve oyuncuları bir araya gelerek Ata’ya karşılama törenlerinde ona oynanmak üzere bir oyun hazırlanır. Bunun üzerine oyunun ezgi sözlerini gazeteci Mehmet TÜRKER yazar, mahalli müzisyen Tağı Bey’de bu sözleri şimdiki şekli ile besteler ve başta Tağı Bey olmak üzere o dönemin diğer folklorcuları 6 Ekim 1924 tarihinde Kars garındaki karşılama töreninde ilk olarak Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya oynanır. Paşa çok duygulanır. Oyun sözü, yazarı ve bestecisi ödüllendirilir. İlk dörtlükte şu cümleler yer almaktadır.
Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
Askerin, Milletin, Bayrağınla çok yaşa,
Arş, arş,arş ileri, marş ileri,
Dönmez geri Türk’ün askeri.

Bu dörtlüklerle başlayan bir oyun tarzıdır. Bu oyunda erkekler birkaç adım geride kalır, kızlar oyuna başlar. Erkekler de kızları takip eder. Bu oyun oynanırken güfte oyuncular tarafından söylenir. En sonunda da “Al da Bayrağı Düşman Üstüne” denildiği zaman Bayrak kız veya bir erkek oyuncu tarafından iki üç adım öne ilerledikten sonra çıkarılır ve oyun böylece bitmiş olur.

ŞEYH ŞAMİL :
Şeyh Şamil oyunu eşsiz kahraman Şeyh (imam) Şamil adına Üzeyir beyi ve kardeşi tarafından düzenlenmiş bir oyundur. Bir çok Kafkas ve Anadolu oyunlarının figürleri alınarak meydana getirilmiştir. (Esası teşkil eden kırk bayır oyunudur.) Bir rivayete göre Şamil ve arkadaşları Rus kuvvetlere tarafından yakalanmışlardır. Bir gemi ile götürülürken, askerler alkol tesiri eğlenmeye başlarlar. Şamil’in arkadaşları oynatıldıktan sonra sıra Şamil’e gelir. Oysa Şamil bıçaksız oyun oynamayacağını söyler. İsteği yerine getirilir. Şamil oyun sırasında bıçakları arkadaşlarına atar ve gemideki dövüşten sonra kurtulurlar. Bu da Türk Milletinin esir yaşamaktansa savaşarak ölmeği tercih ettiğini bir kez daha dünyaya ispat eder.


KAZAĞI (KAZAK ERKEK – SERT ERKEK) :
Kars’taki mahalli oyunlar sosyal yapıyı bütün ayrıntılarıyla ortaya koyabilen folklor unsurlarından en başta gelenidir. Söz konusu kazağı oyunu Kazak ve sert erkek tapini canlandıran, düğünlerde gençler tarafından tek yada gruplar halinde oynanan bir oyundur. Kökeni çok eski yıllara dayanır. Oyunda amaç, genç erkeklerin karşı sertliklerini kur yaparak belli etmeleridir. Kızlarda erkeklere alkışla tempo tutarlar.

ŞEKER OĞLAN :
Bu bar sadece erkekler tarafından oynanan seri ve hızlı bardır. Bu oyunda dört dörtlük sayı ile oynanır. Eller belde tutulur, oyuncuların bir hizada nizamlı ve intizamlı oynamasına dikkat edilir.

HAN KIZLARI :
Kızlı erkekli ve bar şeklinde oynanır. Gençler, Bulak (Çeşme) başı sohbetlerini anlatır. Kızlar erkeklerin birkaç adım ilerisinde mendil bırakır, mendil alınır. Bu oyundan başka, bir kızla bir erkeğin yakınlığı, uzun dere’de bir suyun akışı ve Beşaçılan’da bir silahın, maharetleri anlatılır.

ANI PAPPÜRÜSÜ :
Bu oyun kızlı erkekli oynanır. Yarı ağır yarı seri bir tempo ile kız ve erkek el ele tutarak oynanır. Bu da iki dört dörtlük bir oyundur. O yörenin gençlerinin samimi ve birbirlerine yakınlık derecesini anlatır.

KENTVARİ (BEŞAÇILAN) Bu oyun sade erkekler tarafından oynanır. Yarı grup yarı ferdi olup, gençler teker teker maharetlerini gösterir. Kalpak yere atılır, bu kalpak oyuncular tarafından sadece ağızla yerden alınır. Bu kalpağı alan oyuncu oynayanların en maharetlisi olduğunu ortaya koyar.

29 Nisan 2007 Pazar

KARS PEYNİRLERİ

KARS KURUTU
Bir çeşit sertleştirilmiş çökelek peyniridir. Yoğurt yayıktan geçirilerek yağı alınır. Geriyekalan ayran ısıtılır ve çökelek elde edilir. Çökeleğin suyu süzdürülüp tuzlanır ve patates büyüklüğünde yuvarlanır. Güneşte kurutularak tüketilir.


KARS KAŞARI
Kars, Erzurum ve Muş gibi illerimizde altışar kiloluk kalıplar halinde üretilen kaşarpeynirinin kabuk yüzeyleri daha küflü olur. Son yıllarda Kars'ta inek ve koyun sütü karıştırılarak kaşarpeyniri üretildiğinden geleneksel sarı rengi iyice koyulaşmakta.

KARS LOR (ŞOR) PEYNİRİ
Makineden ya da yayıktan geçirilen peynirin kaymağı alınır. Yağın altında kalanlar kaymakaltıyla pişirilir ve içine maya eklenir. Elde edilen yağsız taze peynir lor ya da yerel adıyla şor peynirdir.

ÇEÇİL PEYNİRİ
İnek, koyun ya da keçi sütünden yapılan yağsız bir tel peynir olan çeçil, çeşitli yörelerde saçak, çiçal ve iplik peyniri olarak bilinir. Süt makinede çekilirken makine altında kalan ayranın mayalanmasıyla yapılır. Hanak telli peyniri Hanak ilçesinde yavan inek sütünden yapılır.


ÇÖKELEK PEYNİRİ
Tereyağından arta kalan yayıkaltı ya da yavan sütten yapılmış peynirden kalan peyniraltı suyu önce ısıtılır, sütlü kısmı dibe çöker. Sonra gerekirse mayalanır ve tuzlanır. Tuluma basıldığında uzun süre saklanan çökelek peyniri yörede börek harcı ve salatalarda kullanılır.


KARS GRAVYER PEYNİRİ
Bir süre Çarlık Rusya'sının işgalinde kalan Kars'ta yabancı ustaların öncülüğünde gravyer peyniri üretilmeye başlanmış. Yörede tam yağlı inek sütünden yapılmaktadır.

28 Nisan 2007 Cumartesi

ORDU EVLERİ



İlin merkez, Ünye, Fatsa, Bolaman,Mesudiye gibi ilçe ve kasabalarda sokak, çeşme, ağaç ve konakları ile bir bütünlük kazanan ve eski dokuyu yansıtan kentsel sit alanları ve tescilli yapılar bulunup koruma altına alınmıştır.

Binalar umumiyetle kesme taş ve bağdadi yapı tarzında, cumbalı ve genellikle iki katlıdır. Taban ve tavanlar ahşap, çatı kırma şeklinde olup kiremit örtülüdür.

YAYLALAR

İlde geleneksel mevsimlik yaşama biçimi olan yaylacılık günümüzde hala canlılığını sürdürmektedir.
Turizm Merkezi ilan edilen Çambaşı Yaylası, Aybastı-Perşembe Yaylası, Mesudiye-Keyfalan Yaylası, Yeşilce-Topçam Yaylaları ve Akkuş-Argın Yaylası, ayrıca Cüle Yaylası, Aydoğan Yaylası, gerek doğal güzellikleri gerekse büyük yerleşim kapasiteleriyle Karadeniz Bölgesinin önemli mevsimlik rekreasyon alanlarıdır.


Çambaşı Yaylası:
Ordu İli’nin 61 km. güneyinde bir yayla vardır. Çambaşı derler bu yaylaya. Deniz düzeyinden 1850 metre yükseklikte güzel bir mesire yeridir burası. Çarşısı, pazarı, piknik yerleri, lokantaları ve otelleri olan; sütü, eti, yağı, peyniri, sebzesi, meyvesi ve tüm bunların ötesinde doğal güzellikleri çok iyi ve bir yaz dinlenmesi için en ideal koşulları taşır bu yayla.

Yeşilce – Topçam Yaylaları:
Mesudiye İlçesi Yeşilce ve Topçam beldelerine bağlı bulunan Kızılağaç, Beyağaç, Kıyıyurt ve Çukuralan yaylalarını kapsamaktadır. Geleneksel Kültür ve Yayla Şenliklerinin düzenlendiği yaylalarda zengin floraya, ormanlara, otsu bitki örtüsüne, kaya mezarları ve kaleye sahiptir. Sadece Kızılağaç yaylasında 170'den fazla çiçek çeşidi olduğu tespit edilmiştir. Mesudiye ilçesi yaylalar bakımından çok zengindir.Yaylarda aynı zamanda harika obalar bulunmaktadır.

Keyfalan Yaylası: Bu yayla Mesudiye İlçesi’nin güneyinde, deniz düzeyinden 1200 metre yüksekte, İlçeye 9 km. mesafededir. Etrafı tamamen çam ormanları ile sarılmıştır. Bol soğuk suları ve temiz havası vardır. Bu yaylayı doktorlar veremli hastalara dinlenme yeri olarak tavsiye ederler.

FINDIK DİYARI





Doğanın tüm güzelliklerinin cömertçe sergilendiği bir belde olan Ordu, deniz turizmi imkanları bakımından Doğu Karadeniz bölgesinde en şanslı il durumundadır. Bölgenin en temiz kumu ve bölgenin en uzun kıyı şeridine sahiptir. Kıyı şeridinde, birbirinden güzel koylar, doğal ve sağlıklı plajlar ve çeşitli mesire yerleri mevcuttur.

Ordu Merkezde bulunan Boztepe, Bozukkale (Cotyora), Kurul Kayası Yerleşmesi, Büben Kaya Mezarları, Taşbaşı Kültür Merkezi (Eski Cezaevi-Kilise), Etnografya Müzesi( Paşaoğlu Konağı) tarihi eserlerden bazılarıdır. İlin eski camileri, çeşmeleri, kaya mezarları ile yüzyıllardan beridir süren yerleşme yeri olması nedeniyle kaleleri, kayalık tepelerde bulunan dehlizleriyle, el sanatları ve sanatçılarıyla kültürel ve turistlik açıdan gerçekten görülmeye değerdir. Bu değerini hiç şüphesiz yazın oldukça sakin, kış aylarında bol köpüklü dalgalarıyla hırçınlaşan, Karadeniz'e, kıyılarına, yayla ve ormanlarına borçludur. Turizm konusunda büyük atılımlar yapma gayreti içerisinde olan ilin turizm potansiyeli ve turistin heterojen özellik gösteren mekân talebi dikkate alındığında farklı turizm faaliyetlerini uygulama imkanı sağlamaktadır.

Bunlardan; Deniz Turizmi, Yayla Turizmi, Termal Turizmin yanı sıra, Batı Avrupa ülkelerinde giderek ilgi gören ve yaygınlaşan Çiftlik Turizmi, Yeşil Turizm, Orman Turizmi gelecek vadeden turizm potansiyelleridir.

Ordu ilinde ekime müsâit topraklar çok azdır. Fakat iklimi yumuşak ve yağış boldur. Ekilemeyen yamaçlara fındık ağacı dikilir. Ordu’da tarım fındık demektir. Fındık aslında bir orman ağacıdır. İl dâhilinde fındık ağacı sayısı 100 milyona yaklaşmaktadır. Bunlardan ortalama 80.000 ton fındık elde edilir. Fındığın yetiştiği bölgeler; merkez ilçe (Ordu), Fatsa, Ünye, Ulubey ve Perşembe ilçeleridir. Fındıktan sonra yetişen diğer tarım ürünleri mısır, patates, fasulye, soya, buğday ve arpadır. Bunların dışında turunçgiller, çay, lahana ve barbunya da yetişir.

27 Nisan 2007 Cuma

EFELER DİYARI




Aydın ili, tarihi, kültürel ve doğal değerlerine sahip olmanın ötesinde, turizm faaliyetlerinin en yoğun olduğu Batı Anadolu’nun orta yerinde bulunmaktadır. Ayrıca, turizm açısından en önemli deniz sınır kapısına sahip olması, Aydın’ı, sektörün en gelişmiş illerinden biri haline getirmiştir. Aydın’ın batısı Ege denizine açıldığından, Kuşadası ve Yenihisar ilçeleri turizmin her alanında, diğer ilçeler ise daha çok folklorik ve arkeolojik değerler açısından günübirlik ziyaretlere daha uygundur.

Kıyı ve ören yerleri dışında sağlık turizmi (termal), tarihi ve mimari eserler, ören yerleri, müzeler, geleneksel el sanatları, yöresel festivaller, deve güreşleri gibi, kültür turizmi sportif turizm, doğa yürüyüşleri-trekking, atlı doğa gezileri, golf,dalma,deniz ve kara avcılığı, yüzme,yelken, su sporları gibi sportif turizm ildeki geliştirilebilecek potansiyele sahip etkinliklerdir.

Kent merkezlerindeki Camiler ve Nazilli’deki Arpaz Kalesi, Bozdoğan’daki Körteke Kalesi, Koçarlı’daki Cincin Kalesi, türbeler, medreseler, mescitler ve hamamlar, gereken restorasyonların yapılması ve tanıtımlarına ağırlık verilmesiyle yukarıda sözü edilen Roma ve Yunan dönemlerine ait ören yerleri dışındaki Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait yapıların da turistik amaçlı ziyaretlere teşvik edilmesi, il turizmine farklı bir perspektif kazandıracaktır.
Turizm talebi yaratabilecek ildeki diğer çekici unsurlar arasında, eski kentsel dokuları, özellikli tarihi yöresel konut yapıları, festivalleri, otantik kırsal yerleşmeleri, gelenekleri, halı dokuma tezgahlarını, deve güreşlerini, orman ve yaylalardaki piknik ve mesire alanlarını saymak mümkündür.

Değişik kültürleri ve kültür eserlerini görmek, izlemek, folklorik faaliyetlere katılmak, yöresel mutfak, müzik, giyim gibi geleneksel etkinlikleri izlemek, ziyaretlerde bulunmak için, Aydın ili önemli olanaklara sahiptir.

Sivil mimari örnekleri ve ilginç kırsal yerleşmelerden biri olan Kuşadası yakınındaki Kirazlı köyü, mimari dokusunun yanı sıra halıcılık ve dokuma tezgahları, saç böreği-ayran gibi yöresel yiyeceklerini de hizmetleri içinde sunan nitelikleri ve yakınındaki Aslan Mağarası ile turist çekmektedir. Eski Çine ise mimari dokusu, 14. yüzyıldan kalma Ahmet Gazi Camii ve Ahi İbrahim Türbesi ile yakınında Asarlık mevkiindeki kaya mezarı ve kalıntıları, el dokuma sanatlarıyla dikkate değer bir tarihi yerleşimdir.

Ayrıca Aphrodisias, Neopolis arasında Bozdoğan ilçesinde Olukbaşı köyünde Türkmenler’in geleneksel kıl çadırları üretilmekte ve bu çadırlarda otantik giysilerle yerel yemekler sunulması için çalışmalar yapılmaktadır.

KALELER



Kars Kalesi
Merkez Kale, İç Kale veya stadel olarak anılır. Bazı kaynaklar 12. Yüzyılda saltuklular tarafından yapılmış demekte ise de 10. Yüzyıla kadar inmektedir. 1579 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından onarımı yapılırken, dört köşe mermer kitabe bulunmuş dış surların kapısına koydurulmuştur. Bu kitabeye göre 1152 yılında Sultan Melik İzzetin’in emri ile Veziri Firuz Akay tarafından yaptırılmıştır. Kaleyi 1386 yılında da Timur yerle bir etmiş, 1579 yılında tekrar III. Murat’ın emriyle Lala Mustafa Paşa yeniden yaptırmıştır. Bundan sonra 1616 ve 1636 yıllarında iki kere onarımdan geçmiş, şehir merkezine bazı eserler eklenmiştir. Kaynaklara göre Merkez Kale dışında dış surlar 27.000 metre uzunluğunda olup, 220 burçtan meydana gelmiştir. Dış surlar üzerinde önemli üç kapı bulunmaktadır. Bunlar:
1. Sukapısı veya Çeribaşı kapısı (batıda)
2. Kağızman kapısı (Ortakapı)
3. Behram Kapısı veya Bayrampaşa kapısı

İnkaya -Micingirt Kalesi
Kale kayalık bir tepenin üzerine kurulmuş olup, çevresinde bulunan Urartu kaya mezarları ile Sarnıç buranın Urartu dönemine kadar inen bir yerleşme olduğunu düşündürmektedir. Kalenin taş işçiliği ise mevcut yapının yaklaşık 13. YY’da Saltuklular tarafından inşa edildiğini göstermektedir.

Micingirt Kümbeti
14.YY Selçuklu yapısı olan Kümbet, kalenin doğusunda yer almaktadır. Dıştan 12 köşeli, içinden daire planlı olup, düzgün kesme taşlarla inşa edilmiştir.

Sürgütüs - Zivin Kalesi
Zivin köyünün doğusunda sarp kayalar üzerinde kurulmuş kale kaba bir yamuğu andırmaktadır. Kale çevresinde bol miktarda Urartu Seramik parçaları bulunmaktadır. Kalenin Urartu döneminde kurulmuş, Selçuklular döneminde genişletilerek, Osmanlı döneminde de kullanıldığı sanılmaktadır.

Surlar
Kuzey surları ilk defa 972'de yapılmıştır. 977-990 yıllarında doğu surları eklenerek, güçlendirilmiştir. Kuzeyde yer alan üç giriş kapısı görülmeye değerdir.12. yy.da Selçuklular tarafından hastane olarak kullanılan Ejderha Kulesi Anadolu'nun en eski hastanelerindendir.

MUŞ EVLERİ


Yerleşim düzeni ve sokak dokusu esas itibari ile tipik bir Türk kenti havasını yansıtan Muş'un, konut mimarisinin oluşumunda temel etki, diğer yörelerimizde de olduğu gibi milletimizin örf ve adetlerinden kaynaklanan hayat tarzı ve ihtiyaçlarıdır. Ayrıca gelenekleri, iklimin ve coğrafyanın zorlayıcı gerekleri de bu oluşumdaki diğer etmenlerdir.

Bölgedeki diğer illerin yerleşimlerine benzeyen sokak dokusu içinde yer alan evler, genellikle havuş (avlu) gerisinde yükselen iki katlı yapılardan ibarettir.

Eski Muş evleri genel plan şemaları itibarı ile kendisine yakın şehirlerdeki evlerle paralellikler göstermekle birlikte mekan isimlendirmelerinde yer yer farklılıklar göstermektedir. Sokakla bağlantılı cümle kapısından geçilerek girilen "havuş"un yanında tandırlık, erzak deposu ve çardak görevi gören ağaç altı oturmalıklar yer almaktadır. Çoğu evde ise bunlarla birlikte ahır da mevcuttur.

Estetik ve sade bir görünümü olan pencere kenarları, Selçuklu kültürünün etkisiyle miğfer kubbe tarzında inşa edilmekte ve dışardan bakıldığında miğfer görünümü bariz bir şekilde kendini göstermektedir. Pencerelerde cumba yerine önem verilmiş ve bu kısmı desteklemek amacıyla genelde sade olan korkuluklar kullanılmıştır. Her iki tarafı iki sütun üzerine çiçeklik nişleri ile süslenen giriş kapıları çift kanatlı olup genelde metal ağırlıklı yapılmakta, sade görünümlü kapı tokmakları ya da kilit bağlantıları ile tamamlanmaktadır. Kapıların içeri açılan kısmında girişi sağlayan bir basamak yüksekliğinde seki bulunur.

İç kısımda, alt kat, genelde mutfak, banyo, tuvalet ve zahire odası ile birlikte merdiven boşluğunu oluşturan antrelerden oluşur. Yukarı çıkıldığında ise esasen geleneksel Türk evlerinde yer alan sofa ile cepheye bakan ve daha çok sohbet amacıyla kullanılan salon görülebilmektedir. Üst katta yer alan bütün odalar bu salon etrafında sıralanır. Evlerde mekanları birbirine bağlayan kapılar basit ve gösterişsizdir. Bütün kapılar eşikli ve demir mandallı kapı kolu sistemi ile yapılmış olup, kapı boyutları, bulundukları konuma ve fonksiyonlara göre değişik büyüklüklerde olabilmektedir.

Evlerin duvar kalınlığı (dolgu duvarlar) 60-70 cm’dir. Bu yüzden mekan içerisinden bakıldığında pencereler loş bir hava verir. Döşemeler ise zeminde (alt katta) sıkıştırılmış killi toprak veya düzgün sal taşları ile, üstlerde ise ahşap malzeme ile kaplanır. Her odanın pencere önünde yüksekliği 30-50 cm, genişliği 50-90 cm arasında değişen sedirler mevcuttur.

Evin en önemli ve en geniş yerlerinden birisi olan mutfak içerisinde ocak bulunur. Yemek odasının hemen altında bulunduğundan mutfaktan yemek odasına, yiyecek ve içecekler asansörvari bir makara sistemiyle duvar içerisindeki boşluktan çıkarılır ve indirilir. Alt katta bulunan banyonun en ilginç özelliği ise, "çol" denilen, günümüz küvetini andıran, suyun etrafa sıçramasını engelleyen, köşeye yapılmış ayrı ve açık bir kısım bulunmasıdır.

Evin iç duvarlarının tamamında sıva olarak, saman, keçi kılı ve sönmüş kireç karışımı bir tür harç kullanılmakta, sonradan badana yapılarak duvar yüzeyi tamamlanmaktadır. Duvar boyunun yarısında ‘areğan’ denilen hatıllar kullanılır. Dam kısmı ise kalın areğanlar üst üste konularak, aralarındaki boşluğunda meşe çeperi doldurularak ve akabinde bunların üstü önce çamur sonrada toprak ile örtülerek yapılır.

Günümüzde yıkılmaya yüz tutmuş, gelişen teknik yapılara yenilmiş bu evlerden bir kaçına şehir merkezinde rastlamak hala mümkündür.

KÜLTÜR TARİHİ












Muş’un ilkçağ tarihi gibi kültür tarihi de Urartularla başlar. Muş kültür tarihinin Urartulardan önceki devirleri gün ışığına çıkarılmamıştır. Urartuların tarih sahnesinden silinişinden sonra, Muş’un da dâhil olduğu Doğu Anadolu’nun yüksek platolarında yaşayan mahalli halklar orijinal bir kültür oluşturmamıştır. Doğunun Pers Kültürü tesiri altında kalmıştır. Hıristiyanlığın yayılışı bölgenin kültüründe köklü bir değişiklik yaratmıştır. Türklerin hâkimiyetinden sonra Türk-İslam kültürü yayılmaya başlamış ve zaman içinde tek kültür durumuna gelmiştir. Malazgirt Savaşı Anadolu’nun Türkleşmesine yol açarak kültür tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. Muş ve çevresi Malazgirt’ten günümüze yaklaşık 1000 yıldır Türk-İslam kültürü etkisinde yaşamaktadır. Muş’un zengin kültür mirasının, özellikle Türk-İslam devirlerine ait önemli bir bölümü ayaktadır ve bu miras, Muş’un köklü tarihinin sembolüdür. Ören yerleri camiler, türbeler, kaleler, hamamlar, köprüler ve çeşmeler bu mirasın mimari örneklerini oluştururlar. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan zengin buluntular ise Ankara Anadolu Medeniyetleri, Erzurum, Van ve Diyarbakır müzelerinde sergilenmektedir.

MUŞ KALE PARKI: Haşmetli Bir görünüşü olan kale şehrin en eski yeridir. Kesin tarihlenememektedir. Tabii afet, savaş ve diğer sebeplerle büyük hasar görmüştür
ULU CAMİ: Alaeddin Bey ve Hacı Şeref camilerinin batısındadır. Moloz taştandır. Kitabesizdir. Avlusunda yatan Şeyh Muhammed-i Mağribi tarafından 979'da yaptırıldığı rivayet edilmektedir. Mimari özelliklerinden XIV. Yy'ın ikinci yarısına tarihlenen cami, dikdörtgen planlıdır. Ana mekan, ortada kubbe, yanlarda besik tonoz örtülüdür. Mihrap sadedir, kuzeyinde kesme taştan üç kubbeli son cemaat yeri vardır. Kesme taştan sade taç kapı sivri kemerli niş içindedir. Batı duvarı ışında öbür duvarlarda ikişer pencere vardır. Minaresi, 1968'de yapılmıştır.
TIKIZLI KALESİ: Malazgirt ilçesinin Tıkızlı Köyündedir. Yapılan araştırmalar sonucunda kalenin Urartulara ait olduğu belirlenmiştir. Kale bir tepe üzerinde büyük taşların bir biri üzerine yığılması ile harçsız olarak yapılmıştır.
Bunların yanısıra Esenlik Cami, Yıldızlı, Murat Paşa Köprüsü, Çengilli Kilisesi, Arak Manastırı da özellikle görülmesi gereken güzelliklerdendir.

MOSKOVA



Geçmişin tüm yorgunluğunu taşıyan başkent Moskova' ya gidildiğinde mutlaka bilinmesi görülmesi gereken yerler..
Troya hazinesinin sergilendiği Puşkin Müzesi, en az onun kadar önemli Tretyakov Galerisi, Rusya'da iktidarın sembolü Kremlin Sarayı, hemen önünde yer alan ünlü Kızıl Meydan ilk sıralarda yer alsada, buradaki Lenin Mozolesi ve lezzetli bir pasta görünümündeki St. Basili Kilisesi. akınlarındaki Bolşoy Tiyatrosu, Yeni Kızlar Manastırı'ndaki Nazım Hikmet'in mezarı, Moskova'yı kuşbakışı seyreden Lenin tepeleri, ondan çok daha yükseğe çıkan Ostankino Kulesi, Tverskaya Caddesi, Arbat Sokağı, uzaklığa rağmen Izmailov Pazarı da mutlaka programınız içinde olmalı.

TARİHDEN SAYFALAR


Rusya'nın tarihini anlatmaya sayfalar yetmiyor aslında fakat birkaç ana başlık vermek gerekirse; Rusya'da yaşanan gelişmeleri 4 ana başlık altında toplayabiliriz.

Birincisi 1500-1800 yılları arasında Rus Çarı Ivan'ın döneminde Ruslar'ın Karadeniz de dahil olmak üzere Kafkaslar ve Hazar bölgesinde hakimiyet sağlamak üzere izledikleri politika ve siyasi gelişmeler.
1800-1917 yılları arasında ortaya çıkan Slavizm görüşü. Bu görüş Balkanlar'da yaşayan tüm Slovak'ları aynı çatı altında toplamayı ön görüyordu.
1917-1991 yılları arasında Kapitalizme karşı öne sürülmüş bir alternatif olarak ortaya çıkan Komünist dönem söz konusudur. Rusya, bu dönemde büyük dünya hakimiyetini bir ideolojinin, yani komünizmin bayrağı altında sürdürme çabasına girmiştir.
Dördüncü aşama ise 1980'li yılların ortalarında başlıyor. Yeniden yapılanma, açıklık politikası ve ardından SSCB'nin dağılması ve yerini bugünkü Rusya'ya bırakması.

RUSYA HARİTASI


26 Nisan 2007 Perşembe

EL SANATLARI


















Kayseri bugün Orta Anadolu''nun sanayi ve ticaret merkezi olma gururunu taşırken, kültür ve turizm yönünden de büyük atılımlar içindedir.

Kayseri’de el sanatları son derecede gelişmiş olup çeşit zenginliğine de sahiptir. Bunlar; halıcılık, kilimcilik, taş işlemeciliği, ahşap oymacılığı, demircilik ve kadınların yaptıkları dantel, işleme, makrame, mekik oyaları, iğne oyaları gibi işlerdir.

Kayseri ve çevresinde dokunan halılar, Türk halı sanatının önemli bir bölümünü oluşturur. Kayseri halıları, Bünyan ve Yahyalı halıları olarak iki bölümde karşımıza çıkmaktadır. Bu halılar, incelikleri yanında geleneksel motiflerin sürdürülmesi açısından da halı dokuma sanatının gelişimini belgeleyen eserlerdir.

Kayseri yöresinin ünlü Sarız ve Yahyalı kilimleri kendine has özellikleriyle, Çubuklu, İbikli, Papatyalı, Nalçalı, Sandıklı, Kırkbudak, Kalaycı, Yusuflar, Yörük ve Avşar kilimleri olarak adlandırılırlar.

Soğanlı Bebekleri : Turistik süs eşyası olarak tahta çubuk ve kumaştan yapılmıştır. Köy halkının geçim kaynağı olan Soğanlı Bebekleri, pul ve payetlerle renklendirilmiştir. Kumaştan yapılan bebekler tamamen yörenin özelliğini taşımaktadır.

EDİRNE'YE ÖZGÜ



Edirne Müzesi

Türk İslam Eserleri Müzesi

Sağlık Müzesi

Balkan Savaşı Müzesi

Karaağaç

Selimiye Camii

Eski Camii

Üç Şerefeli Camii

Ali Paşa Kapalı Çarşısı

II.Bayezit Külliyesi

Meriç kenarında yemek yemek

Ciğer tava

Badem ezmesi

Deva-i misk şekeri

Mis sabunu

Beyaz peynir

DER-İ SAADET














Edirne 1361 yılında I.Murat tarafından fethedilmiş ve İstanbul’un alınışına kadar 92 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuştur. Tarihinde çeşitli unvanları hak etmiştir. Edirne, mutluluk dönemlerinde "Der-i Saadet" (Mutluluk Kapısı) bir "Şenlikler Şehri" dir. II. Murad'dan IV. Mehmet'e kadar zafer kutlamaları, sünnet şenlikleri, II.Mehmet'in evlilik törenleri "İstanbul'u kıskandıracak kadar" olurdu. Edirne tabii ki her dönemde hatırlarda bir "Der-i Saadet" olarak kalmadı. Bu "Serhat Şehri" Evliya Çelebi'nin sözleriyle "Bir İslam Duvan" tarihinde birçok kez felaketle de tanıştı. En fazlada kuşatma ve işgallerden bunaldı. Şenlikleriyle "Mutluluk Kapısı" olarak hatırlanan Edirne'nin yanına "Daima bağrı yanık olan Edirne'yi de koymak gerekir.
Edirne her zaman kültür olaylarının yoğun yaşandığı bir kent olmuştur. Mimari yenilikler bu kentin yapılarıyla gelmiş; hat ve süsleme sanatının en güzel örnekleri burada verilmiş, çok sayıda medresesi yoğun tartışmalara tanık olmuş, tıp tarihine geçen ilk uygulamalar burda başlamıştır. Kimliğini asıl Osmanlı döneminde bulan ve imparatorluğun ikinci kenti olan Edirne, kültürel mirasımızın en yoğun hissedildiği kenttir. Edirne, camileri, çarşıları, köprüleri, tarihi evleriyle ve özellikle de Muhteşem Selimiye ile ülkemize gelenleri ilk karşılayan ve bir sınır kenti olma özelliğini en iyi yansıtan kentimizdir.

İSPANYA HARİTASI


İTALYA HARİTASI


AVUSTRALYA HARİTASI


BELÇİKA HARİTASI


TÜRKİYE HARİTASI


25 Nisan 2007 Çarşamba

DAĞLAR ARASINDA




Karadeniz Bölgesinin Doğu Karadeniz Bölümünde, Doğu Karadeniz Dağları üzerinde yer alan Artvin İli'nin doğusunda Ardahan, güneyinde Erzurum, batısında Rize, kuzeybatısında Karadeniz, kuzeyinde Gürcistan Cumhuriyeti bulunmaktadır.

Artvin, ili ikiye bölen Çoruh nehri, dik yamaçlı uzun vadileri, 3900 metreye kadar yükselen birbiri ardına sıralanmış yüksek dağları, balta girmemiş doğal ormanları, yüksek dağların doruklarında Krater gölleri, Karagölleri, yeşil yaylaları, fauna ve flora zenginliği, tarihi kilise, kale ve kemer köprüleri, geleneksel mimarisi ve festivalleri ile çeşitli turizm değerlerini içinde barındıran otantik bir turizm kentidir.
Kaçkar ve Karçal dağlarında yapılan dağ tırmanışları, bölgenin değişik yörelerinde doğal güzellikler içinde bulunan trekking parkurlarında yapılan doğa yürüyüşleri, Çoruh Nehri ve Barhal çayında yapılmakta olan rafting, katamaran ve kano gibi akarsu sporları Artvin'in turizm çeşitliliğini zenginleştirmektedir.

4 ncü Dünya Akarsu Sporları Şampiyonası 1993 yılında Çoruh nehrinde yapılmıştır.

SIDNEY



Sidney, Avustralya'daki en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Ülkenin ekonomik dahil her açıdan merkezi olmasına rağmen gerçekte başkent değildir. Jackson Limanı'nın kıyılarında kurulmuştur.
Sidney'de yaşam 1778 yılında bir sömürge kolonisi olarak başlamıştır ve şehir altmış yıl boyunca İngiltere toplumunun istenmeyen, suçlu kişilerini barındırmıştır. Bu kötü başlangıca rağmen Sidney şu anda dünyaca ünlü bir kültür ve sanat merkezi haline gelmeyi başarmıştır.

SYDNEY LİMANI: Sydney limanı şehrin karakteristik yerlerinden biridir. Romantik tepeleri, göz kamaştırıcı koyları ve plajlarıyla dünyanın en güzel yerlerinden biridir. Port Jackson adı verilen liman 20 km içeri girerek Parramatta Nehri'ne ulaşır.

ROCKSRocks: Sydney'in en eski yerlerindendir. Bugün eskisine göre daha temiz daha kalabalık bir yerdir. 1970'lerde inşa endüstrisinin gelişimi ve de ticaret birliği hareketi ile yeniden keşfedilmiştir. Rocks şu anda çakıl taşlı sokakları, binaları ve de doldurulmuş Koala bebekleri ile tarihi bir yerdir.

CIRCULAR QUAY: Circular Quay, Sydney Körfezi'nin etrafında inşa edilmiştir ve çoğu kimse tarafından şehrin odak noktası olarak görülmektedir.

SYDNEY OPERA BİNASI: Sydney Opera Binası Circuolar Quay'in doğusunda yer almaktadır. Yelkene benzeyen çatısıyla ünlü bina Jorn Utzon tarafından dizayn edilmiştir.

MACQUARIE STREET: Sydney'in eski halk binalarının yoğunlaştığı bir yerdir. Bunların çoğu Macquarie Heyeti tarafından ayakta tutulmaktadır.

TÜRKİYE ARKEOLOJİ HARİTASI


24 Nisan 2007 Salı

YAYLALAR



BEYAZSU YAYLASI: Kaçkar Dağları´nın 2200-2400 metre arası yükseklikte bulunan bir yayladır. İsmini yayladaki bir kaya içerisinden çıkan suyun aşağı dökülmesiyle oluşan beyaz su köpüklerinden almıştır. Camili (Maçahel) yöresinin yüksek yaylalarından biridir. Zira bulunduğu yerde ormanların yerini meralar almaktadır. Kaçkar Dağları´nın zirvesinde bulunan Yıldız krater gölüne bu yayladan yürüyüşler yapılmaktadır.

BİLBİLAN YAYLASI: Bu meşhur yayla Karanlık Meşe ile Yalnızçam Dağları ile çevrili olup, Ardahan-Artvin sınırındadır. Yöre halkı geçmişten gelen yaylacılık geleneğini devam ettirmektedirler. Yaylada her cumartesi Pazar kurulur. Pazarda gıda ve diğer ihtiyaç maddeleriyle birlikte hayvan alım-satımının gerçekleştiği canlı hayvan borsasını görebilirsiniz.

KAÇKAR YAYLASI: Rize ile Hopa arasında bulunan bu yaylada, yılın her anı bulunan keskin buzulları gözleyebilir, yemyeşil ormanlarla kucaklaşabilir, masmavi gölleri seyredebilirsiniz. Binlerce çeşit hayvan ve bitkisiyle mükemmel bir ekosisteme sahip Kaçkar Dağları´nın zirvesi Kayron tepesidir (3932 m) ve her yıl birçok dağcıyı kendisine çekmektedir.

KAFKASÖR YAYLASI: Artvin şehir merkezinin 10 km güneybatısında bulunmaktadır. Alan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’na göre Turizm Alanı olarak ilan edilmiştir. Yaylanın yüksekliği 1250 m´dir ve ormanlarla çevrilidir, dolayısıyla av turizmine elverişlidir. Eşsiz güzellikleriyle dinlenmek isteyen ve manzara görmek isteyen insanlar için birebirdir. Yapılan bir incelemeye göre Kafkasör’de ender bulunan önemli bitki türlerine rastlanmıştır.

MERSİVAN YAYLASI: Artvin merkezinin bulunan Genya Dağı´nın eteklerini çevreleyen, ormanlarla kaplı, yer yer geniş düzlükleri olan bir yayladır.

SAHARA YAYLASI: Şavşat-Ardahan yolu üzerinde bulunan bu yayla Şavşat´a 15 km uzaklıktadır. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından “Sahara-Karagöl Milli Parkı” adı altında koruma altına alınmıştır. Kocabey Köyü´nde bulunan yayla (kışla) evleri kendine has ahşap mimarisiyle turistlerin ilgi olağıdır. Yörede her yıl Temmuz ayının dördüncü haftasında Sahara Pancarcı Festivali düzenlenir.

BARSELONA




Barselona, İspanya'nın Katalonya özerk bölgesinin başkentidir. Ayrıca Gaudi'nin başını çektiği modernizm akımıyla planlanmış, 1900'lerden kalma çok güzel ızgara planlı modern bölümü ilgi çekmektedir. Yaygın dil Katalanca'dır.
Katalan Bölgesinin başkenti konumundaki Barselona, tarihi, sanatı, mimarisi, eğlencesi ile unutulmaz bir kent. Barselona'nın geçmişinin İspanya'dan daha eski olması ilginçtir. 9. Yüzyılda Katalan bir asilzade aile tarafından kurulmuştur. Kendi dilleri, gelenekleri ve kültürleri olan bu imparatorluk Sicilya ve Sardinya adalarını da içine alıyordu. 1939'a kadar varlığını sürdüren imparatorluk birinci dünya savaşından sonra egemenliğini kaybetti.
Kentin simgesi Sagrada Familia Kilisesinin yapımına 1882 yılında mimar Villar başlamıştır. Bir yıl sonra mimar Antoni Gaudi görevi devraldı. Gaudi'nin ömrü ancak kilisenin ön cephesi ve planlanan on sekiz kuleden sekizini tamamlamak için yetti. Gotik tarzın örneği olan ünlü kilise hala tamamlanamadığı için 'Bitmeyen Kilise' olarak da binilir.
Barselona'nın 2 km'ye yaklaşan uzunluğu ile kafeler, müzeler, alışveriş merkezleri, sokak müzisyenleri ve akrobatları ile en hareketli caddesi Las Ramblas 'dır.
Kente damgasını vuran yerlerden biriside Akdeniz'in en hareketli limanı olan Barselona Limanıdır. Bu limana yılda 700.000'den fazla gemi uğradığı söylenir. Limana çıkan ana yollarından biri sizi ünlü kaşif Christopher Columbus'un heykeline götürür.
Picasso 1895-1900 yıllarında Barselona'da yaşamıştır ve 1900 yılında ayrıldığı Barselona'ya 1901 yılında dönen Picasso 1904 yılına kadar tekrar Barselona'da yaşamış ve Mavi Dönemim dediği ürünlerini yaratmış fakat 1904 yılından sonra Fransa'ya yerleşmiştir. 1973 yılında Fransa'da ölmüştür.

Museo Picasso, 1981 yılında eşinin de Picasso'nun yaptığı seramik çalışmalarını bağışlamasıyla bugünkü halini almıştır. Ünlü ressamın 2,500'den fazla eserini bu sehirde özellikle de Museo Picasso'da görmeniz mümkündür.

EN KÜÇÜK KITA



Avustralya dünyanın en eski kıtalarından biridir. Hint ve Pasifik Okyanusları arasında uzanır. Komple bir kıtayı kaplayan tek ülkedir. Başkenti Canberra, en büyük şehri Sidney'dir. Toprak bakımından Rusya, Kanada, Çin, Amerika ve Brezilya'dan sonra dünyanın 6. en büyük ülkesidir, bunun yanısıra dünyanın en büyük adası ve en küçük kıtasıdır.
Avustralya'daki ilk insan yerleşimlerinin 42.000 ila 48.000 yıl öncesinde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.
İlk Avustralyalılar günümüzdeki Avustralya yerlisi olan Aborjin
'lerin atalarıdır. Bu insanlar doğal yaşam alanlarında gruplar halinde yaşamaktaydılar. Bu yerliler Sydney'de taştan parlak, keskin aletler yapan kendilerinin ve hayvanların betimlemelerini ilk kez resmeden insanlardı. Ayrıca bu yerliler çok karmaşık din, tarih, adalet ve sanat yapılı adetlere sahipti.
18.yüzyılda ilk İngiliz donanmasının buraya gelmesiyle bütün bunlar sona erdi.


MADRİD



Puerto del Sol: Madrid'e ister yalnız isterse bir gurupla gidin öncelikle bulmanız gereken nokta Puerto del Sol'dur. İspanya'nın resmi olarak merkezi kabul edilen nokta Puerto del Sol 'deki belediye binasının önündedir.Tam karşınızda, biraz dikkatli bakarsanız ağaca dayanmış bir ayı heykeli göreceksiniz ki bu heykel Madrid şehrinin amblemidir.

Palacio Real (Royal Palace): 18. yüzyılda Bourbon'ların (yönetimdeki aile) idare binası.
Monasterio de las Descalzas Reales (Monastery of the Descalzas Reales): 1733 yılında kral V. Felipe tarafından yaptırılmıştır.

Plaza de la Independencıa (Alcala Gate): Kral III. Charles tarafından şehre giriş kapısı olarak tasarlanıp neo-klasik üslupta yaptırılmıştır.

Retiro Park: Alcala Gate'i geçtikten sonar sağ kolda yer alır. 12 hektarlık bir alan üzerine kurulmuştur. 17.yüzyılda Retiro Sarayı'nın bir bölümü olarak düzenlenmiştir. İspanya iç savaşı sırasında oldukça hasar görmüşse de park içindeki bitkiler, çeşmeler, havuzlar, anıt ve heykeller ve bahçe düzenlemeleri görülmeye değerdir.

Grand Via: Madrid'in tarihi dokusu içine yerleşmiş en popular alış-veriş merkezi. Şehrin kuzeyindedir.
Plaza de Colon: 1885 yılında Arturo Melida tarafından düzenlenmiş bir bahçe ve kültür merkezi kompleksidir. Alanın ön tarafında oldukça yükseltilmiş bir kaide üzerinde Columbus keşiflerini İspanyollar'a sunuyor gibidir.

Plaza de Espana: Kentin en yoğun caddelerinden biridir.Resmi binaların bir çoğu bu cadde üzerindedir. Ayrıca Cervantes Anıtı da, bu doku içinde yine yel değirmenlerine savaş açmış iki kahramanıyla yer almaktadır.

Plaza Mayor: Kare bir avlu etrafında düzenlenmiş 136 binadan oluşur. 1619 yılında krallığa prestij sağlayacak bir alış-veriş merkezi olarak inşaa edilmiş. Hala çeşitli dükkan ve atölyelerden oluşan oldukça güzel bir ortamı var. Ayrıca bu açık avluda binada yer alan 437 balkondan da seyredilen boğa güreşi gibi geleneksel oyunların yanı sıra kraliyet ailesine ait düğün törenleri yapılmaktaymış. Bugün de çeşitli yerel festivallerde bu alan kullanılmaktadır. Alanın ortasında Kral III. Philip'in at üzerinde heykeli yeralmaktadır. Plaza Mayor'da vereceğiniz bir kahve molasının ardından Madrid'in 17.yüzyıldaki merkezine doğru ilerleyebilirsiniz. Ayrıca burada şehrin en eski binalarını "Casa de Cisneros"u görebilirsiniz.

Prado Museum (Paseo del Prado): 18.yüzyılda yapılmış olan bina Neo-Klasik üsluptadır. VII.Ferdinant ve karısının girişimleriyle oluşan kolleksiyona ait yaklaşık 300 adet parça ile kurulan müze bugün 7000 civarında eserle dünyanın en önemli Avrupa sanatı koleksiyonlarından birine sahiptir. Romanesk Dönemden günümüze kadar tarihlenen eserler İspanyol sanatçılarına ( Velazquez, El Greco, Goya...) ait oldığu gibi Avrupanın çeşitli dönemlerde faaliyet göstermiş diğer okullarının da (Bosch, Rubens, Mantegna, Raphael Tintoretto, Tiziano Caravaggio, Botticelli, Dürer, Poussin...) temsilcilerinin uygulamalarını içerir. Eğer plastik sanatlar ilginizi çekiyorsa Prado Müzesine sabah erkenden gidin. Pazartesi kapalıdır.
İspanya'da 3F 'nin (Flameco, Football, Fiesta) ülkenin popüler kültürü içinde önemli bir yeri olduğunu herkes bilir. Flamenco Dansı bugün genellikle turistik bir gösteri niteliğinde olup daha çok akşam saatlerinde organize edilmektedir. Bu konuda bilgiyi en rahat şekilde otel resepsiyonlarından edinebilirsiniz.

Madrid'in dünyaca ünlü 2 futbol takımı olan Real Madrid ve Atletico de Madrid takımlarını ise duymayanınız yoktur. Özellikle Barcelona ile olan ezeli rekabet hele de ünlü Bernabeu Stadyumun'daysa...

Boğa güreşleri Madrid'de özellikle Mayıs ayının ortalarından itibaren Calle de Alcala ve Vista alegra Metro istasyonu yakınındaki arenalarda, eğer zevk alıyorsanız, izlenebilir. Buralardan anı olarak alacağınız kılıç, bıçak türü eşyalar dönüşte havalimanında muhtemelen sorun çıkaracaktır.

İSPANYA KRALLIĞI



İspanya Krallığı’nın yüzölçümü 505.988 km2dir ve Avrupa kıtasının güneybatısında bulunan İber Yarımadası'nda yer almaktadır. 2004 yılı verilerine göre bu yüzölçümün %34.9'u ekili alan, %14.4'ü çayır ya da otlak ve %22.7'si de ormanlık alanlarla kaplı bulunmaktadır. İber Yarımadası ile Akdeniz'deki Balear Adaları, Afrika'nın kuzeyindeki Ceuta ve Melilla Şehirleri ve Atlantik Okyanusu'ndaki Kanarya Adaları da İspanya Krallığı topraklarıdır.
İspanya, dağlık bir ülke olup ortalama yüksekliği 600 m. olan dağlarıyla bu konuda Avrupa'da İsviçre'den sonra ikinci sırada yer alır.
Plato ve yüksek ovaları çevreleyen dağların batı kesimleri hariç yarımadanın beşte ikisinden fazlasını sıradağlar kuşatır.
Yarımadanın belli başlı nehirleri doğudan batıya doğru bir yol izleyerek Atlantik Okyanusu'na akar. Ebro nehri, Akdeniz'e dökülür. Denizciliğe elverişli tek nehir olan Guadalquivir ise Sevilla Şehri’nden geçer. İspanya’nın en belirgin özelliklerden biri de ülkede dört mevsimin yaşanıyor olmasıdır. Atlantik Okyanusu'na bakan kısımda kışlar serin, yazlar yumuşak geçerken yağışlar yıl boyunca devam eder, Akdeniz'e bakan kısımda ise kış daha yumuşak, yaz sıcak ve kurak olup yağış oldukça azdır. İç kısımlarda kara iklimi yaşanır, kış aylarının 0 derecenin altında geçmesine karşın yaz mevsimi çok sıcak ve kuraktır, gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı 20 dereceyi bulur. 1200 m.nin üstündeki dağlık kesimlerde de kara iklimi geçerlidir. Kanarya Adaları'nda tropikal bir iklim hakimdir.

CİĞER TAVA

Malzemeler

Dana ciğeri
Buğday unu
Yağ
Tuz
Kurutulmuş kırmızı biber

Sinirleri alınan taze dana karaciğeri keskin bir bıçakla ince ince yaprak şeklinde kıyılıp, yıkanıp tuzlandıktan sonra kıyılan ciğerler una bulanıp bol ve kızgın yağda kızartılır. Tavadan alınan kızarmış ciğerler servise sunulur. Ciğer tavanın yanında mutlaka yazın güneşte kurutulup kırmızı hale gelen biberler kızgın yağda kızartılıp verilir

KEŞKEK

Malzemesi

1kg buğday (aşurelik buğday)
1 adet tavuk veya 1kg kuzu eti
tereyağı
tuz
su

1kg ayıklanmış ve yıkanmış buğday geniş bir tencerenin içinde kaynatılır. İyice kaynayan ve ortalarından ayrılan buğdaylar bir süzgeç içine alınarak suyu süzülür ve buğdaylar ezilir. Ayrı bir tencerede kaynayan etlerde et suyunun içersinden çıkarılırak lif lif olacak şekilde parçalanır.
Büyük ayrı bir tencerenin içine kaynayan ve ezilen buğdaylar koyularak üzerine etsuyu ilave edilerek karıştırılır. Yeteri kadar et suyu koyulduktan sonra lif lif hazırlanan etler buğdayın içine ilave edilerek karıştırılır. Tahta kepçe ile karıştırılan keşkek , karıştırılırken ezilmeye devam edilir. İyice sakız gibi oluncaya kadar karıştırılarak pişirilir. Servis tabaklarına hazırlanan keşkeğin üzerine tereyağı ile kavrulan kırmızı biberli sosu gezdirilerek sıcak servis yapılır.
Aydın ve yöresi düğünlerinin baş yemeği , sofraların baş tacıdır.

23 Nisan 2007 Pazartesi

ESERLER





Elazığ, turizm potansiyeli yüksek olan bir ilimizdir. Târihî eserleri, tabiî güzellikleri ve zengin folkloruyla turisti çeken özelliklere sâhiptir.

HARPUT KALESİ: Coğrafi durum bakımından tarih boyunca önemli bir kale olarak kendinden bahsettirmiştir. Yalçın kaya üzerine inşâ edilmiş olan kalenin iç kısmında birçok yapı kalıntıları mevcuttur. İç kale ve dış sur olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Dış surlar tamâmen yıkılmış, sadece Harput’a girişte bâzı kalıntıları zamanımıza gelmiştir. “Süt Kalesi” diye adlandırılan iç kale, muhasarası çok güç olan bir kaledir. Roma, Bizans ve Arapların Harput Kalesini ele geçirdikleri târihî belgelerde mevcuttur. Yalnız bu devrelere ait izler kalede görülmemektedir. Kale duvarlarının örme tekniğinden, Osmanlılar devrinde de onarım görmüş olduğu anlaşılır. Kaleye ait onarım kitabelerinden bâzıları Harput Müzesinde bulunmaktadır. Doğu Torosların yalçın kayalıkları üzerine kurulmuştur. Araplar Hısn-ı Ziyâd (Ziyâd Kalesi), Bizanslılar (Ziata), Türkler ise Harput Kalesi demişlerdir.
PALU KALESİ: Asuriler'den kalma çivi yazısıyla yazılmış dev bir kitabesi vardır. Tamamen yıkılmıştır.
AHMED BEY CAMİİ: Harput’a dağ kapısından girişte ilk görülen camidir. Yıkık olan caminin mihrabı ve minaresinin kaide kısmı mevcuttur. Kesme taşlardan yapılmış olan mihrap sadedir. Minare kuzeyde camiye bitişik, fakat camiden tamamen ayrı olarak inşa edilmiştir. Osmanlı devrinin ilk sancak beylerinden Ahmed Bey tarafından yaptırılmıştır. İlk Osmanlı devri eseri olması bakımından önemlidir.
AĞA CAMİİ: Harput’a girişte solda yer almaktadır. Dikdörtgen planlı cami tamâmen yıkılmasına rağmen ince işçilik gösteren taş minâresi ayakta durmaktadır. Osmanlı devri yapısı olan bu câmi, müzedeki kitâbesine göre, 1559 yılında Pervâne Ağa tarafından yaptırılmıştır.
ALACALI MESCİT: Eski Harput’un Kayabaşı mevkiinde bulunmaktadır. Dikdörtgen plânlı yapının üzeri düz dam ile örtülüdür. Mihrap, kesme taştan sâde olarak yapılmış ve mihrap içi atalaktitlerle süslenmiştir. Kalın gövdeli minâre, iki renkli taşla örülmüştür. İlk inşâsı Artuklulara âit olan bu mescit, 19. yüzyılda onarım görmüştür. Ahşap tavanı bu onarım sırasında yapılmıştır. Minâresi, şerefeye kadar bir sıra beyaz bir sıra karataşlardan yapılmış, şerefeden yukarısı karalı-beyazlı taşlarla dama şeklinde örülmüştür.
KURŞUNLU CAMİİ: Eskiden etrafında bulunan medreseler tamâmen yıkılmıştır. Bugün park olarak kullanılan bahçesindeki asırlık çınar, eski eser niteliğini taşımaktadır. Câminin harim kısmı kare plânlı olup, kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmaktadır. Kubbe kasnağında 4 pencere vardır. Mihrap kesme taştan örülmüş, sâde bir iniş hâlindedir. Harim kapısı yonca yaprağı şeklinde bir kemere sâhiptir. Bu tip kemer bölgede sevilen bir özelliktir. Son cemâat mahalli revaklı olup, orta kısmı beşik tonozlu, kenarlar ise kubbelidir. Kubbeler kurşunla kaplıdır. Minâre son cemâat mahalline bitişik olarak yapılmış olmasına rağmen tamâmen müstakildir. Kare kâide kısmından sekizgen ve sağır nişli gövde altına, oradan da oldukça uzun yuvarlak gövdeye geçilir. Kapı üzerinde iki kitabesi mevcuttur. Bir tânesi oldukça harapdır. İkinci kitâbe ise kapı kemeri üzerinde bulunmakta ve üzerinde 1153 H. târihi okunmaktadır. Câmi içinde abanoz ağacından yapılmış, san’at değeri büyük olan bir minber vardır. Bu minber aslında Ulu Câmiye âittir. Ulu Câmi onarılırken buraya getirilmiştir.
SARA HATUN CAMİİ: Kare plânlı câminin orta kısmının üzeri, dört kalın sütuna dayanan kubbe ile kenarları ise tonozla örtülüdür. Kubbe, tonozları örten çatı ortasından çok az yükselmektedir. Mihrap sâde bir niş hâlindedir. Minberi ise Harput taş işçiliğini göstermesi bakımından önemlidir. Son cemaat mahalli ile harim kısmı arasında bulunan minarenin merdiven kısımları koyu renk taştan, diğer kısımları ise beyaz renk taştan örülmüştür. Minârenin 1898 yılında yaptırıldığı kitâbesinden anlaşılmaktadır. Câminin ilk kısımlarında san’at değeri olan yazılar vardır. Sara Hâtun Câmiinin Akkoyunlu Hükümdârı Bahadır Han (Uzun Hasan) ın annesi Sara Hâtun tarafından yaptırılmış olduğu söylenir. Fakat daha sonraki devirlerde yapılmış olan birçok onarım, onun ilk inşâ tipini tamâmen bozmuştur. Kıble duvarının sol tarafındaki kitâbede 1585 (H. 993) yılında Hacı Mustafa tarafından onarıldığından bahsedilir. 1843 yılında da Harput müftüsü Hacı Ahmed tarafından bugünkü durumuna getirilmiştir.
ULU CAMİİ: Harput’un en önemli ve en eski yapısıdır. Dikdörtgen plânlı, duvarları moloz taştan; kubbe, kemerler ve minâre tuğladan yapılmıştır. İki kapısı mevcuttur. Sara Hâtun Câmiinin doğusunda, kaleye hakim bir yerdedir. Câmi, harim kısmı, son cemâat mahalli ve avlu olmak üzere üç bölümden meydana gelmektedir. Minâre bugünkü giriş kapısının hemen arkasında kare kaide üzerinde yükselir. Kalın eğri gövdesi değişik tuğla tezyinatlıdır. Artukoğulları yapısı olan bu câmi Anadolu’nun en eski câmileri arasındadır. Avludaki kitâbesine göre 1556-1557 senesinde Artukoğlu Fahreddîn Karaarslan tarafından inşâ ettirilmiştir. Tuğla işçiliğinin çok güzel bir örneğini veren minâresi eğri oluşu bakımından dikkat çekicidir.
YUSUF ZİYA PAŞA CAMİİ: Keban’ın önemli bir târihi eseridir. Yusuf Ziyâ Paşa yaptırmıştır. Osmanlıların son dönem mimârisi ve süslemelerinin çok güzel bir örneğidir. Hicrî 1210’da yapılmıştır. Bir san’at eseri olan kubbesi 4 sütun üzerine oturtulmuştur. Mihrap ve mimberde oyma taş süslemeler kullanılmıştır. İki kapısı oyularak süslenmiş tahtalardan yapılmıştır. Keban’ın en büyük câmisidir. Minâresi kesme taştandır.
MURAD BABA TÜRBESİ: Ağa Câmii yanında bulunan bu türbe altıgen plânlı ve üzeri basık bir kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Osmanlı devri yapısı olan bu türbe oldukça harap durumdadır.
İMAM EFENDİ TÜRBESİ: Osman Bedreddîn Erzurumî adı ile de bilinen büyük velînin türbesi Harput Mezarlığındadır. Çok ziyâret edilen yerlerin başında gelir.
ARAP BABA TÜRBESİ VE MESCİDİ: Kurşunlu Câmiinin doğusunda, Elazığ ovasına bakan yamaç üzerinde bulunmaktadır. Selçuklu devri mimârisine göre iki katlı olarak inşâ edilmiş yapının sağ tarafında mescit kısmı bulunmaktadır. Burada bulunan ve Arap Baba diye anılan şahsa âit cesed bozulmadan zamânımıza kadar gelmiştir. Yalnız cesedin yapıya âit olmadığı sonradan konulduğu rivâyet edilmektedir. Söz konusu şahsın şehid olduğu bilinmektedir. Kitâbesine göre bu yapı Selçuklu sultânı Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev zamânında 1280 (H.670) târihinde inşâ edilmiştir.
MANSUR BABA TÜRBESİ: Sara Hâtun Câmiinin kuzey batısındadır. Sekizgen plânlı iç kısım orijinal şeklini muhâfaza etmektedir. Fakat üst örtü sistemi sonradan yapılmıştır. İki katlı bir yapı olduğu izlerden belli olmaktadır. İçinde sanduka bulunmaktadır. Yapının Artukoğulları devrine âit olma ihtimâli kuvvetlidir.
FATİH AHMED BABA TÜRBESİ VE MESCİDİ: Harput’tan 2 kilometre uzaklıktadır. Mesîre yeri ve ziyâretgâh olarak kullanılmaktadır. Kaya üzerinde inşa edilmiş türbenin yanında san’at değeri olan bir mescidi ve yanında çeşmesi vardır. Türbe altıgen plânlı olup, üst kısmı sonradan yapılmış yalnız cenâzelik kısmı mevcuttur. İçinde büyük bir sanduka bulunmaktadır.
SEYYİD MUHAMMEDKATTAL TÜRBESİ: Elazığ-Diyarbakır yolu üzerinde, Kartaldere köyündedir. Hakkında fazla bir bilgi yoktur. Peygamber efendimizin dördüncü göbekten torunu ve büyük bir zât olduğu, türbedeki kitâbeden anlaşılmaktadır. Türbenin bitişiğinde ayrıca mescid vardır.
HOCA HASAN HAMAMI: Ağa Câmiinden anayolu tâkip ederek gidildiğinde sağda yer almaktadır. Kurşunlu Câmiinin güneyinde bulunur. Zamânımıza kadar iyi gelmiş klasik Osmanlı tipi hamamlarından biridir. Soyunma, ılıklık ve yıkanma yerlerinden meydana gelmiştir. İki giriş kapısı bulunur. Soyunma yeri kare plânlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. Tamâmen yıkılmış olan ılıklıktan yıkanma yerine geçilir. Yıkanma yeri dört eyvanlı ortası büyük kubbeli ve köşelerde birer kubbeli halvetlerden meydana gelmiştir.
CEMŞİT (Cimşit) HAMAMI: Sara Hâtun Câmii bitişiğinde bulunan bu hamam klasik Osmanlı hamamları tipindedir. Zamânımıza kadar bozulmadan gelmiştir. Su ihtiyâcını ünlü Dabakhâne şifâlı suyu ile karşılayan Cemşit Hamamının bâzı dert ve sıkıntılara karşı çok etkili olduğuna halk arasında inanılmaktadır. Soyunma yeri kare plânlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. İçte ortada havuz, kenarlarında setler bulunmaktadır. İki kapı ile ılıklık kapısı geçilir ve yıkanma kısmı Sara Hâtun Câmiine dayanır. Bu yapı, Yavuz Sultan Selîm’in Palu sipâhi beylerinden Cemşit Bey tarafından yaptırılmıştır (on dördüncü asrın ilk yarısı). Vakıflar Genel Müdürlüğü bu hamamı restore ederek halkın hizmetine açmıştır.
İBRAHİM ŞAH KERVANSARAYI: Elazığ-Çemişkezek yolunda Fırat köprüsünden öncedir. Onüçüncü asırda Artuklular’dan Nizâmeddîn İbrâhim inşâ ettirmiştir.
DÖRDÜNCÜ MURAD HANI: Elazığ’ın Denizli köyündedir. Kışlık ve yazlık bölümlerden meydana gelen hanın giriş kapısının solunda bir mescid vardır. Bugün yıkık durumdadır.
MERYEM ANA KİLİSESİ: Harput’ta bulunan en eski Süryâni kilisesidir. Kilise iyi bir durumda zamânımıza kadar gelmiştir. Dikdörtgen plânlı olup, bir duvarını bunun oturduğu kaya teşkil etmektedir. Diğer duvarları moloz taşlarla örülmüştür. Dışarı taşkın apsis önü yarı kubbe ile, diğer kısımları molozlarla örtülüdür. Apsis kenarındaki hücrelerden kaleye giden gizli yolların mevcut olduğu söylenmektedir. Bugün bu kısımlar toprakla dolmuştur. İlk inşâsına âit kitâbe mevcut değildir. Mardin Süryâni metropolitindeki kayıtlardan alınan bilgilere göre 1179 ile 1845 senelerinde onarılmıştır.
HARPUT MÜZESİ: 1960’da Alacamescit Medresesi’nde açılmıştır. Çeşitli çağlara âit târihî eserler sergilenmektedir.
ELAZIĞ ARKEOLOJİ VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ: 1965 senesinde kurulmuştur. Bugün Fırat Üniversitesi Rektörlüğü Kampüsü içerisindedir.

MİMARİ




Elazığ ve çevresinde Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemine ait dini, askeri ve sivil yapıların ilginç mimari örnekleri vardır. Bugün bile Akkoyunlu mimarisini yansıtan yapıları bulabilirsiniz. Akkoyunlu mimarisinin yapı ve süsleme sanatına getirdiği yenilikler Harput'taki eserlerde gözlenir. Mekan anlayışı gelişmiş, yapılarda iç ve dış uyum sağlanmış revaklı avlular, son cemaat yeri ortaya çıkmıştır.
Yöredeki Osmanlı camileri, klasik Osmanlı üslubunu yansıtan küçük ve güzel eserlerdir. Keban ilçemizde bulunan Yusuf Ziya Paşa Camii
ve Külliyesi bu üsluba yakın örneklerdendir.
20.YY başında Elazığ'da yapılan askeri kışlada, çağdaş batı mimarisinin özellikleri görülmektedir. Harput'taki Amerikan, Fransız ve Alman okullarının mimarisiinde batı tesiri görülür.
Tarihi Kervansaraylar
günümüze ulaşan sivil mimari örneklerinden sayılır. Denizli (Keban'ın Köyü), Kömürhan (su altında kaldı) İbrahim Şah Kervansaraylarının yazlık ve mescit bölümleri bulunmaktadır. Harput'un yerinin değişmesiyle dönemin ünlü konak ve evleri yok olmuştur.
Ancak günümüzdeki yapılar 20. yüzyıl yapılarıdır. Eski Palu'daki 2 katlı düz damlı konak, saçaklarının ahşap işçiliği ile ilginçtir.
Şu anda tamamen yıkılmış olan Beşkardeşler konakları yöremizdeki en eski evlerden örneklerdir. Harput-Elazığ Konakları Ahşap ve kerpiçten yapılmış olup,yer yer taşda kullanılmıştır. Yöre evlerinin belirgin özelliği geniş ve ferahlık duygusuna önem verilerek yapılmalarıdır. Geniş ve yüksek Şahnişenler, çıkmalar bu evlerin özelliğidir. Yazlık eyvanlar kuzeye, şahnişenler güneye dönüktür. Evlerin taş kemerli iki kanatlı kapıları olup dış ve iç avluludur. Alt katlar genelde ambar, kiler gibi bölümlerden oluşmaktadır. Üst katlarda ise harem ve selamlık bölümleri vardır. Harem kısmında iç ve dış süslemeye çokca önem verilir.
Elazığ (Harput) ve yöresinde ahşap işçiliği de parlak bir dönem yaşamıştır. Harput konaklarının iç bezemelerinde cami mihraplarında, ahşap işçiliğinin güzel örneklerine rastlıyoruz. Günümüzde ahşap işçiliği eski önemini kaybetmiştir. Elazığ ve çevresinde, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemine ait dini, askeri ve sivil yapıların ilginç mitrıari örnekleri vardır. Bugün bile Akkoyunlu mimarisinin özelliklerini yansıtan eserler vardır. Akkoyunlu mimarisinin yapı ve süsleme sanatına getirdiği yenilikler Harput'taki eserlerde gözlenir. Mekan anlayışı gelişmiş, yapılarda iç ve dış uyum sağlanmış, revaklı avlular, son cemaat yeri ortaya çıkmıştır. Yöredeki Osmanlı camileri klasik Osmanlı üslubunu yansıtan küçük ve güzel eserlerdir. Keban ilçesinde bulunan Yusuf Ziya Paşa külliyesi bu usluba yakın örneklerdendir.
Eski Harput mimarisinin özeliikleri ilk yıllarda Elazığ'da da sürmüştür. Büyük konaklar, geniş ve ferah odalıdır, pencereler soğuğa karşı küçük tutulmuştur. Isınma, ocaklarla sağlanmıştır. Halen mevcut olan ve Ulukent'te bir evin havuzbaşındaki duvarında bulunan 19. y.y Anadolu ressamlarından Ali Miralaygil'in yaptığı Harput'u tasvir eden resmi çok ilginçtir.

22 Nisan 2007 Pazar

HERİSA

Malzemeler
2 su bardağı buğday
1 tatlı kaşığı tuz
3 su bardağı su

Şerbeti için:
2 su bardağı şeker
2 su bardağı su

Geceden ıslatılmış bulguru tuz atarak aynı suyla iyice yumuşayıncaya kadar haşlanır. Gerekirse su ilave edilir. Piştikten sonra biraz ezerek soğutulur. Diğer tarafta şerbeti kaynatılır ve soğumaya bırakılır. Şerbet buğdayın üzerine dökülerek servis edilir. Dilenirse üzeri ceviz ile süslenir.

STOCKHOLM




Stockholm belki de dünyanın en güzel başkentlerinden birisi, 14 adanın üzerine kurulmuş tarihi bir şehir, kuzeyin Venedik’i. Şehir 52 köprüyle birbirine bağlı. Avrupa’nın en büyük kültür merkezlerinden bir tanesi. Avrupa’daki en çok tiyatro bu şehir de bulunuyor. 42 tane kütüphanesi var. Bu yüzden de dünyaca ünlü birçok yazar ve çizer için adeta bir kültür limanı.

İrili ufaklı, üzerinde sadece bir-iki ev bulunan adaları hiç saymıyoruz. Bu adacıklar kent ortasında ıssızlığı yaşamak için mükemmel kaçış noktaları oluşturuyor. Stockholm'ün merkezindeki uzun ince kilise kulelerinin ve her biri küçük birer saray gibi tasarlanmış binaların kubbeli bakır yeşili çatıları ile apayrı bir yer.

Kuzeyde bu kadar çok balonu bir tek bu kentte bir arada görebilirsiniz. Bu koca sepetli balonlarla üç saat süren kent turu oldukça pahalı, fakat ömür boyu unutulmayacak bir macera.

Daracık sokakları, geçitleri, sokak köşelerinden sarkan gece fenerleri, neredeyse beş yüz yıldır denizcilere ev sahipliği yapan, günümüzde otele dönüştürülmüş hanları, tarihî denizci pubları, su kanalları ve küçük köprüleri ile gerçek bir ortaçağ kenti.

Stockholm aynı zamanda bir müzeler kenti. Burada yaklaşık elli müze var. Ortaçağ Müzesi, Skepsholmen Adası'ndaki Ulusal Sanat Müzesi ve kilometrelerce alana yayılmış bir açık hava müzesi görünümündeki Skansen şüphesiz en ilginçleri.

TROIA - TRUVA




Merkeze bağlı İntepe beldesine bağlı Tevfikiye köyü yakınında, Çanakkale'ye 30 km.uzaklıktadır. İki kıta arasında ticaret yolu üzerinde yer alan bu antik yerleşim, tarihte birçok doğal afet ve savaşla karşılaşmıştır. Hisarlık Höyüğü'nde yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda 9 yerleşim evresinin varlığı tespit edilmiştir.

İlk yerleşim M .0. 3. bine değin uzanmakta ve birbirini izleyen uygarlıklar Roma dönemine kadar devam etmektedir. Günümüzden beş bin yıl önce kurulduğu üşünülen kent, yaklaşık 3500 yıl boyunca önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. St. Paul, Troia'yı iki kez ziyaret etmiş ve Assos'a yapacağı üçüncü misyonerlik yolculuğuna yine buradan başlamıştır. M.Ö. 3000-2500 yıllarına tarihlenen Troia 1 Erken, Orta, Geç Troia 1 olarak incelenir. Büyük ölçüde restore edilenTroia I surlarının kent kapısının doğu kulesi iyi durumdadır.

Bir portikosu, büyük bir oda ve odanın ortasındaki ocağı olan uzun, dar bir yapı olan ev, bilinen en eski megaronlardan biridir. Bu dönem mimarisinde balıksırtı şeklinde örülmüş duvarlar görülmektedir. Henüz çark kullanılmamakla birlikte bakır aletler kullanılmıştır. Troia II, birbiri üzerine yedi kattan oluşan üç ana evresiyle IIa, Ilb, IIc olarak tanımlanır. Her birinin yeni bir sur duvarı vardır. Bu dönemde çark kullanılmaya başlanmıştır. Troia IV ile V, M.Ö. 2200-1800'e tarihlenir. Bu dönemden ev ve duvar kalıntıları bulunmaktadır. Erken Helas seramiği buluntuları bu dönemde Troia'nın Yunanistan'la ilişkisi olduğunu kesinleştirmiştir. Altın, gümüş, elektrondan yapılmış süs eşyaları ve kap kaçak Toria IV'te ele geçmiştir. İthal malı Miken kapları ile Kıbrıs kapları, hem Troia Vl'da hem de Virde vardır.

Büyük bir yangınla sona eren Vlla tabakası Troia savaşlarının gerçekleştiği Priamos'un Troia'sı olmalıdır. Mitolojiye göre Paris'in güzel Helen'i kaçırmasıyla başlayan Troia savaşları yıllarca sürmüştür. Troia VIII tabakasına ait en eski buluntu M.O. 7. yüzyıldan eskiye gitmemektedir. Bu nedenle Vllb 2 evresinden sonra kentin terk edildiği veya çok ufak bir yerleşme halinde 7. yüzyıla kadar sürdüğü düşünülebilir. Troia VIH'de ise, iki altar ile Athena Tapınağına ait kalıntılar bulunmuştur. Troia IX'a (Roma devri) ait bouleuterion, tiyatro, tiyatronun önündeki mozaik döşemeli yapı kalıntısı dikkati çekmektedir.

EL SANATLARI




DOKUMACILIK:Harput ve civarında özellikle dağ köylerinde yapılan; kilim, cicim, çarpana, çul ve keçe çeşitleri ülke çapında ünlüdür. Kilimler ve cicimler nazman adı verilen gezici tezgahlarda dokunur. Kilimlerin enleri 60-120, boyları 210-350 cm arasında değişir. Türük adı verilen heybeler el tezgahlarında yapılırdı. Eskiden yörede çok yaygın olan bez dokumacılığı kuyu adı verilen tezgahlarda yapılırdı. Bugün kuyu dokumacılığı tamamen terk edilmiştir. Dokumalarda en çok koç boynu, deve boynu, çakmak, sinek, kartal, gonca, çengel, kaz ayağı, yayla yolu, öküz gözü, saç bağı, çiçek, göz,keçi, akrep ayağı, eli belinde, adı verilen motifler kullanılırdı. HALICILIK:Geleneksel el sanatlarımız içerisinde önemli bir yeri olan halıcılık, ekonomik değerini muhafaza ettiğinden günümüzde de gelişerek yaşamaktadır. Halılar el tezgahlarında ilmik ipleri uzun tutularak dokunur. İlde dokunan halıların 1 cm2 sinde 36 düğüm bulunmaktadır. Bu halılara 60’lık kalitede halı denilmektedir. Tamamıyla el emeği olan ve tezgahlarda dokunan halılar da taba (kiremit rengi), lacivert, saman sarısı, portakal rengi, mavi ve tonları, şarabi renkler kullanılır. Bu halılarda, daha çok akrep ayağı, kuş, ejder ve özellikle Türk ve Selçuklular dönemine ait motifler kullanılmaktadır. Tamamıyla el tezgahlarında yapılan halılar, ülkemizin en kıymetli halılarının başına gelmektedir. Elazığ’da Şavak, Goran, Drejan, Yılangeçiren, Meşeli, Hersenk, Aşvan, Halköyü, Dişidi halıları oldukça güzel ve ünlüdür. Bu halıların da daha önceden yapılmış olanları eksperler tarafından çok beğenilmektedir.
ÇİT BASKICILIĞI:Elazığ çit baskıcılığı sanatı geçmişte yaygın olan bugün ise sınırlı çevrelerde etkinliğini sürdüren geleneksel el sanatı koludur. Çitin sözlük karşılığı: pamuktan dokunmuş basma başörtüsü, yazma anlamlarını kapsamaktadır. Çit sözcüğü Anadolu’nun çeşitli yerlerinde değişik anlamlarda kullanılmaktadır. Kars ve Isparta çevrelerinde Elazığ’daki ismiyle kullanılmaktadır. Uzmanlar, Elazığ çit baskıcılığını, Anadolu yazmacılık sanatının, diğer bir deyişle tahta kalıpla kumaş baskısı sanatının bir uzantısı olarak görürler. Süslemede nakışın yerini alan baskı tekniği ile desenlenmiş kumaşlara da yörede çit denilmektedir. Elazığ’da çit üzerine yapılan tahta kalıpla kumaş baskı işlemi “çit basma” ve buna ilişkin dalı da “çitçilik” şeklinde yerel adlandırma ile bilinmekte ve tanınmaktadır. Elazığ’da basılan çitler teknik yönden kalıp baskı gurubuna girerler. Renklendirme yönünden ise, çoğunlukla tek tip “karakalem” çitler basılmaktadır. Kalıp baskı tekniği ile basılan çitleri eskiden başörtüsü (yazma), yorgan yüzü, sofra örtüsü, yatak örtüsü, bohça, geyme (erkek gömleği), ve elbiselik kumaşlar oluşturmaktaydı. Bugün ise sofra örtüsü, sedir örtüsü, bohça, peçete, namaz seccadesi gibi örnekler basılmaktadır. Giyim ve ev donanımı eşyası olarak kullanılan bu baskılı çitlerin yanı sıra “keklik alacası” ve “maşraf” lar (yüklük örtüsü, çarşaf) da basılmaktadır. Çit baskıcılığında bir diğer temel unsur da baskı için kalıpların hazırlanmasıdır. Başlı başına bir sanat olan oymacılıkta armut ağacı kullanılır. Harput’a has çit baskıcılığı sanatının 200 yıllık bir geçmişi olduğu bilinmektedir. Motiflerin büyük bir kısmı doğadan alınmıştır. Çiçek türleri, yapraklar, dal motifleri, kuş, horoz, kurt, geyik, aslan, deve gibi hayvan figürleri de kullanılır.
İĞNE OYACILIĞI: İğne oyacılığının tarihi, yörede oldukça eskidir. Özelikle Türk kadının el emeğini, göz nurunu ve estetik anlayışını yansıttığı oyalar, adeta birer küçük sanat abidesidir. Sergilendiği yeri gül bahçesine çeviren, örtüldüğü yüze büyülü bir güzellik katan oyaların eşine dünyanın hiç bir yerinde rastlanılmayacağını hiç çekinmeden söyleyebiliriz. Oyacılık, nineden toruna geçen ve eli biraz iğne tutabilen kız çocuğunun hemen öğrenmeye başladığı bir sanattır. Dün olduğu gibi bugünde çeyiz sandıklarının demirbaş malzemesi olan oyalı yazmalar sanat eserleri olmalarının yanında motifleri ve yapılış tarzının bizlere verdiği kültürel mesajlarla da kültür tarihimiz açısından fevkalade önem arz eder. El emeği-göz nurunun en küçük motifine kadar yansıdığı oyalar, onu dokuyan kadınlar duygularının ve sanat gücünün terkibinden doğan birer sanat abidesi durumundadır.Geleneksel kültürümüzde sözsüz konuşma aracı ve 200’e yakın çeşidi olan, sadece iğne ile ve ipeğin ağartılarak boyanması ile yapılan yazma oyaları, geleneksel motiflerle birlikte günlük olaylardan esinlenerek alınan yeni motiflerle de zenginleşerek yaşamaya devam etmektedir.
YEMENİCİLİK: Harput’ta, geleneksel yöntem ve tekniklerle yapılan ayakkabılara yemeni adı verilir. Yemenicilik (ayakkabı yapımı); Harput’un ve son zamanlara kadar Elazığ’ın en önemli geçim kaynaklarından birini oluştururdu. Eski Harput’ta ve günümüz Elazığ’ında halen yemeniciler çarşısı adıyla anılan bir çarşı bulunmaktadır. Bugün tamamen unutulmaya yüz tutmuş yemeniler; altı kösele üstü ise deriden yapılmış olup, son derece kullanışlı ayakkabılardı. Bugün özellikle çevre köylerden yemeni yaptırmak için istek gelmesine rağmen, yemeni yapacak usta bulunmadığından bu talepler karşılanamamaktadır. Sadece bir yemeni ustasının kaldığı yemeniciler çarşısında, şimdi fabrikasyon ayakkabılar satılmakta; bazı eski ustalar da dükkanlarda ayakkabı tamiriyle birlikte, kundura yapmaktadırlar. Yemenicilik sanatının unutulmaya başlamasının en büyük sebebi, yemeni yapımının zahmetli olması ve bu işe genç kalfa ve ustaların ilgi duymamasıdır. Ancak, Elazığ’da yemeniciliğin unutulmasına karşılık kundura yapımı oldukça yaygındır.
BAKIRCILIK:El sanatlarımız arasında bulunan bakırcılığın ilde çok köklü bir geçmişi vardır. Bakırcılar çarşısı adı altında sadece bakır üzerine çalışan dükkanları bulunduğu çarşı, bugün de mevcuttur. Ancak, günümüzde bu dükkanların bir çoğunun vitrinini fabrikasyon alüminyum araçlar süslemektedir. Bakırcıların kullandığı çekiç ve örs ince ve değişiktir. Kap-kaçak ve süs eşyası yapılır. Yapımlarda dövme, çekme ve dökme teknikleri uygulanmıştır. Bakır kaplar; kazıma, takma, çakma yöntemleriyle bezenmiştir. Bezemelerde yaprak, lale, nar, nar çiçeği, selvi, hurma, palmiye, dallı, çiçekli tavşan, panter, aslan, kaplan, yaban keçisi, karaca, balık, kurt, insan figürleriyle yazılar ve geometrik desenler kullanılmıştır. Kazan, teşt, oturak, güğüm, debbe (kavurma basmak için kullanılan kap), ibrik, sitil, üsküre (tas), sefer tası, yemek tabağı, hamam tası, saplı tencere, kepçe, guşhane (tencere), tava, kevgir, cezve, kilden (hamam malzemelerini taşımak için kullanılan kap), kapı tokmağı vb. eşyalar yapılmaktaydı. Bakır mutfak eşyaları yapıldıktan sonra mutlaka kalaylanarak kullanılacağından bakırcı dükkanında bir de kalaycı atölyesi bulunmaktaydı. Bir zamanlar, son derece canlı olan bu ocaklar bakırcılığın eski canlılığını kaybetmesi ile birlikte önemini yitirmiştir. Halen mevcut bir kaç kalaycı bulunmaktadır. Türkülere konu olan Harput bakırcılığı gelişen teknoloji ile birlikte ortaya çıkan alüminyuma yenilmiş son zamanlarda da bakırcılığın alüminyumdan öcünü çelik eşyalar almıştır.
SEMERCİLİK: Motorlu taşıtların bulunmadığı yıllarda önemli bir geçim kaynağı oluşturan semercilik, makineleşme karşısında eski önemini büyük ölçüde kaybetmiştir. Ancak; halen ulaşımın motorlu taşıtlarla güç yapıldığı yerlerde kullanılmakta olan, katır, eşek ve at için semer ve çul yapılmaktadır. Binek hayvanlarının koşum aracı olan semerler, çul, meşin, kamış, saman ve ip gibi malzemelerle yapılmaktadır. Çoğunlukla siyah, beyaz ve kiremit renginin kullanıldığı semer ve çulları usta semerciler çok güzel desenlerle de süslenmektedir. Günümüzde semerciler çarşısında 7-8 tane semerci dükkanı mevcuttur.
ÇÖMLEKÇİLİK:İnsanlığın belki de en eski sanatı olarak kabul edilen Elazığ civarında yapılan arkeolojik kazılarda Paleolotik çağa kadar uzandığı anlaşılan çömlekçilik sanatı, yörede binlerce yıldır yaşamaktadır. İlin Sivrice ilçesine bağlı Uslu köyünde halen geleneksel usullerle ve kadınlar tarafından çok güzel çanak ve çömlek işleri yapılmaktadır. Elazığ şehir merkezinde de çömlek atölyesi bulunmaktadır. Çömlekçilikte: su testileri, güveç, tandır malzemesi ve küpler başta gelir. Küplerde kışlık peynir, turşu, pestil, kavurma gibi erzak bulundurulur. Zahirenin korunduğu ve saklandığı depo küpler toprak kaplar, arı kovanları olarak kullanılan küpler de yapılmaktaydı. Kimi küplerde kabartma güneş kurusu, beş çengel, güneş gölü, beş benek, insan figürleri gibi işaretlerinde bulunduğu görülmüştür.
RÖLYEF:Rölyef sanatını, resime boyut kazandırma çalışmasıdır şeklinde kısaca tarif edebiliriz. İlde bakır üzerine rölyef çalışması yapılmaktadır. Yapılacak olan konu veya figür bakır üzerine tersten çizilerek yine tersinden olmak üzere değişik uçlu çekiçlerle zift veya kum torbası üzerinde dövülür. Normlarına uygun yükseklik elde edilinceye kadar dövme işlemi devam ettirilir. Bu çalışmalar tamamlandıktan sonra esenin üzeri okside olmaması için organik bir kaplama ile kaplanır.

GELİBOLU



İyi, güzel ve şirin anlamına gelen Gallipolis adıyla anılan Gelibolu, tarihte ilk kez Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 12. yüzyılda parçalanmasından sonra , Frigler ve onları izleyen Lidyalılar’ın araya geçişleri sırasında önem kazanmıştır. Sırasıyla Persler’in, Spartalılar’ın, Makedonyalılar’ın Bergamalılar’ın, Romalılar’ın, Hun İmparatorluğu’nun ve Bizanslıların yönetiminde kalan Gelibolu, 1354 yılında Gazi Süleyman paşa tarafından fethedildi. 1366 yılında yeniden Bizans’ın eline geçen Gelibolu, Osmanlı Padişahı 1. Murat tarafından 1367 yılında ikinci kez Osmanlı topraklarına katıldı. Türbeler şehri olarak da anılan Gelibolu’da çok sayıda cami, türbe,kale ve tarihi hamam bulunmaktadır. Gelibolu kalesi, Namık Kemal’in Mezarı, Süleyman Paşa türbesi, Bigalı ve Nara Kaleleri, Uiu Camii, Azepler Namazgahı, Yazıcıoğlu Camii, Sofca Halil Mescidi, kasaboğlu Ali Bey Hamamı, Saruca Paşa Hamamı önemli yerleri arasındadır.
Antik ismi Khersonesos olan Gelibolu Yarımadası, Çanakkale Boğazı ile Saros Körfezi arasında, güneye doğru genişleyerek uzanır.Türkiye'nin kuzey batısında yer alan yarımada, aynı zamanda Avrupa kıtasının güney-doğusundaki son kara parçasıdır.Kuzey'de dar (5 km) Bolayır kıstağı ile Trakya'ya bağlanır. Bir fay ile sınırlanmış yüksek ve düz batı kıyılarından doğuya, boğaza doğru alçalan, vadilerle yarılmış sırtlardan oluşan yüzey şekilleri jeolojik yapıya uymuştur.Yarımadanın batı yakasını kuvvetle meyillenmiş eosen ve oligosen flişleri, doğu yarısını hafif dalgalı miyosen ve pliyosen çökelleri kaplar.Gelibolu ilçesi, aynı isme sahip yarımadanın kuzey-doğu kıyısında, Çanakkale Boğazı'nın Marmara Denizi'ne açıldığı noktada yer alır.


GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI
33.000 Hektarlık alan üzerine kurulan bölge 1973 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, ilin en önemli gezi yerlerinden birisidir. Parkın kara sınırlarını Gelibolu Yarımadası’nın Saroz Körfezinden Ece Limanı ile Çanakkale Boğazı’nda yer alan Akbaş İskelesi arasında çizilecek bir hat oluşturur. Seddülbahir Köyü çevresinde Tekke ve Hisarcık Burunları, Ertuğrul, Morto, İkizkoyları, Alçıtepe, Kerevizdere, Zığındere ile kuzeydoğuda yer alan Arıburnu, Conkbayırı, Kocaçimen, Kanlısırt, Anafartalar ve Suvla koyları, savaşın cereyan ettiği başlıca alanlardır.

Çanakkale Savaşları sırasında büyük cesaret gösteren şehit olan birlikler ve şahıslar adına bugün Gelibolu Yarımadası’nda çok sayıda şehitlik vardır. Her biri ayrı bir kahramanlık örneği olan bu şehitliklerin en önemlisi Morto Koyu’ nda, Hisarlık Tepe üzerinde tüm şehitlerimizin anısına dikilen Şehitler Adxbidesidir. Tarihi Milli Park içersinde muhtelif yerlerde 37 adet Türk anıt,kitabe ve şehitliği, İngiliz, Fransız, Avustralya ve Yeni Zelanda ülkelerine ait 33 adet anıt ve mezarlık bulunmaktadır.

21 Nisan 2007 Cumartesi

HALK OYUNLARI




Adıyaman Halk Oyunları kadın ve erkeğin yan yana yer aldığı bir karografiye sahiptir. Bu da Adıyaman Halk kültüründe kadının rolünü göstermesi açısından oldukça mühimdir.
OYUN ÇEŞİTLERİ

Sal Oyunu: Fırat nehrinde salla geçen düğün alayını konu alır.

Düz Oyun : Fırat kenarında yanında çeşitliliği adamın kızına aşık olan, fakat kızı alamayan ve sevdasından hastalanan bir gencin serüvenlerini konu alır.

Oyuna Davet: Düğünlerde gençlerin birbirlerini oyuna davet etmelerini konu alır.

Hasat Oyunu : Ailece ekin biçen ve hasattan sonra yakınlarını ziyaret ve şölen düzenleyen çiftçi ailesini konu alır.

Kımıl Oyunu: Kımıl (Süne) haşerenin ekinlere zarar vermesi sonucu meydana gelen kıtlığı ve halkın kımılla mücadelesini canlandırır.

Göçer Oyunu: Hayvancılıkla uğraşan bazı köylülerin yaz aylarında yaylalara göç etmelerini ve burada başlarında geçenleri canlandırır.

Helli Can : Helli adı bir bey kızı ile rüyasında gördüğü ve daha sonra var olduğunu öğrendiği Can adlı gencin evlenerek mutlu olmalarını konu alır.

Ağırlama: Düğünlerde yaşlı, ağırbaşlı ve hatırı sayılır kimselerin ağır ve gösterişli bir tempo ile oynadıkları oyun.

Hallaç Oyunu: Pamuk atmaya gittiği evin kızına aşık olan bir hallacın serüvenini anlatır. Türkan: Sevdiği gencin dışında birine verilen Türkan adlı bir kızın yolda müsaade alarak iki rekat namaz kılıp ölmesi olayını canlandırır.

Dingi : Güzel ve güçlü bir kızın ding ding şeklinde ses çıkararak bulgur dövmesi sırasında aşık olan gencin hikayesi canlandırılır.

Barış: Birbirilerine düşman aile yada aşiretlerin barışmalarını canlandırır.

Kaynama Oyunu: Düğünde kaynananın gelinin önünde eline Çömçe (Kepçe) ve ayna alarak oynamasını canlandırır.

RİVAYETLER



Adıyaman isminin menşeyi hakkında çeşitli rivayetler vardır.

Birinci rivayete göre; Perre şehrinde cereyan ettiği belirtilen bir olaya bağlanmaktadır. FARRİN yada PERRE olarak bilinen şehirde PUT’ a tapan bir babanın yedi oğlu, babalarında evde olmadığı bir gün bütün putları imha ederek ALLAH’ın (Hz. İsa’nın söylediği gibi) bir olduğunu kabul ve ilan ederler. Putperest baba durumu öğrenince yedi oğlunu da öldürür. Babaları tarafından öldürülen yedi kardeşin hatırasına Farrin (Perra=Pirin)’ de bir manastır yaptırılır. Bu olaydan ötürü de şehre Yedi Yaman adı verilir. Yedi Yaman zamanla Adıyaman şekline dönüşür.

İkinci rivayete göre; Adıyaman şehrinin ortasında yaptırılan Mansur’un kalesi olarak bilinen kale’ ye halk, Hısn-ı Mansur ismini vermiştir. Hısn-ı Mansur isminin menşeyi hakkında iki ayrı rivayet mevcuttur. Kaynaklarda VII. yüzyılda buraya gelen Emevi komutanlarından Kays kabilesine mensup Mansur. Ca'vene'ye izafetle bu ismin verildiği rivayet edilmekte ise de başka bir rivayete göre bu ismin Abbasi Halifesi Ebu Cafer El-Mansur'un adından gelmektedir. Zamanla halk arasında telâffuz şeklinin de değişmesiyle “HÜSNÜ MANSUR” olarak bu şehrin ismi değiştirilmiş olmaktadır.

Üçüncü rivayete göre; Adıyaman şehrini doğu, batı ve güney yönlerinde derin vadiler çevirmiştir. Bu vadilerin yamaçları zengin meyve ağaçları ile kaplı olduğu gibi, şehrin çevresinin de meyve ağaçlarıyla kaplanmış olmasından dolayı güzel vadi anlamında olan “VADİ-İ LEMAN” (Güzel vadi) kelimesinin söylenişi zamanla değişmiş ve halk arasında “ADIYAMAN” şekline dönüşmüştür. Ancak, Hısn-ı Mansur yani Hüsnü Mansur ismi 1926’ ya kadar resmi ad olarak kalmıştır. 1926 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararları ile şehrin ismi tekrar ADIYAMAN olarak değiştirilmiştir.

NEMRUT




Doğu ve Batı Medeniyetlerinin, 2150 m. yükseklikte muhteşem bir piramitteki kesişme noktası, Dünyanın sekizinci harikası Nemrut, Yüksekliği on metreyi bulan büyüleyici heykelleri, metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle, UNESCO Dünya Kültür Mirasında yer almaktadır.
Nemrut Dağı, üzerinde barındırdığı dev heykellerin ve anıt mezarın yanı sıra, dünyanın en muhteşem gündoğumu ve gün batışının seyredilebildiği yer olmasıyla da ilgi çekmektedir. Her yıl binlerce insan gündoğumu ve gün batışını seyretmek için Nemrut Dağına gelmektedir.

İki bin yıldır güneşin doğuşunu ve batışını 2150 m. yükseklikte izleyen dev heykellerin sırrının çözülmesi için Kommagene Uygarlığı'nın keşfine gitmek gerekir.

Yunanca "Genler Topluluğu" anlamına gelen Kommagene, ismiyle bağdaşırcasına, Grek ve Pers uygarlıklarının inanç, kültür ve geleneklerinin bütünleştiği güçlü bir krallıktır. Toros Dağlarındaki çeşitli yolların birleştiği noktada bulunan antik Kommagene Krallığı, Suriye'nin Kuzeyi, Hatay, Pınarbaşı, Kuzey Toroslar ve doğuda Fırat Nehri'nin çevrelediği verimli topraklarda yer almıştır. Tarıma ve hayvancılığa elverişli ve ekonomik önemi yüksek sedir ağacı ormanlarını barındıran Kommagene topraklarının, ilk çağlardan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığı civardaki mağara ve arkeolojik buluntulardan anlaşılmaktadır.

Antik dünyanın küçük ancak güçlü ülkesi Kommagene, baba tarafı Pers Krallarından "Krallar Kralı olarak anılan Darius'a ile, anne tarafı Makedonya Hükümdarı Büyük İskender ile akraba olan bir prensin oğlu Mithradates Kallinikos tarafından, İ.Ö. 109 yılında bağımsız bir krallık olarak kurulmuştur. Farklı topluluklardan meydana gelen ve ayrı inanç ve kültürlere sahip Kommageneliler arasındaki birliği sağlamak konusunda büyük başarı sağlayan Mithradates Kallinikos, tanrılarla olan bağını kuvvetlendireceği ve böylece ulusunu barış içerisinde yaşatacağı inancıyla ülkesinin çeşitli yerlerinde tapınaklar yaptırmıştır.

"Doğum günüm her ay yıl kutlanıp, bayram günü olacak. Bugünlerde baş rahip, tanılar ve benim için, kendisine, benim ve yasaların cömertçe verdiği Pers kılığına bürünerek tanrılarımın, atalarımın ve benim heykellerimin üzerine altın çelenkler koyacak. Her birimiz için kokular yakacak ve gereğince kurbanlar kesecek, kutsal sofraları en güzel yemekler ve şaraplarla donatacak. Buraya toplanan ulusum bol bol yiyip bayram edecek".

Bu yazı Adıyaman'dan 105 km uzaklıkta deniz seviyesinden 2150 , yüksekliğinde Nemrut Dağının tepesinde 50m, yüksekliğinde 150 m çapındaki bir tümülüste bulunuyor. Sahibi ise bu görkemli tümülüsü ve kutsal alanı yaptıran Komegene kralı 1. Antiochos Epiphanes ait.

EKŞİLİ KÖFTE

MALZEMELER
1su bardagı köftelik bulgur
1çay bardagı un
tuz
karabiber
1yumarta
su
yaprak

AYRANI İÇİN
1kase yoğurt
1yumurta
2 kasık un


SOS
4 kuru soğan
1yemek kaşığı salça
1 yemekkaşığı nane
pulbiber
karabiber
sıvıyağ

Bir kasenin içine bulguru alıp unu yumurtayı tuz karabiber biraz su ile karıştırın. Karışımı yaprak içine koyarak yaprak sarar gibi sarıp tencereye dizin.
Üzerine tabak kapatarak sıcak su doldurup haşlanmaya bırakın.
Diğer tarafta ayranı hazırlayın. Yoğurdu ve 1 yumurtayı unla mikserde çırpıp suyunu ilave edin ve ocakda kaynayıncaya kadar karıştırın. 5 dakika kaynadıktan sonra haşlanan yaprakların üzerine boşaltın ve 10 dakika daha kaynatın.
Tuzunu atarak ocaktan alın, diğer tarafta sosunu hazırlayın. Soğanı yemeklik şekilde doğrayıp tavaya sıvıyağ koyarak pembeleşinceye kadar kavrurun. Salçasını naneyi pulbiber karabiber ilave edin ve ocaktan alın.
Ayranlı köfteyi servis tabağına alın ve üzerine sosunu gezdirip servis yapın.

HASAN SÜZER ETNOĞRAFYA MÜZESİ







Bina ana kaydı içine oyulmuş mahzen üzerine 3 kattan oluşmakta, ikisi ana yola, diğeri ara sokağa açılan üç girişi bulunmaktadır. Ön cephedeki işlemeli büyük kapıdan "hayat" adı verilen orta bahçeye, küçük kapıdan ise "selamlık" denilen bölüme geçilmektedir. Hayatın güneybatı köşesinde; üst katında oturma odası, alt katında ocaklık ve tuvaletin yer aldığı iki katlı müstakil bir bina daha yer almaktadır. Bu bölüm evin hizmetkarları tarafından kullanılmıştır. Hayat, ince bir taş işçiliğinin eseri olan renkli taşlarla kaplanmıştır.


Bodrum katları; birbiri içine geçme iki ayrı mekandan ibaret olup, ikisi arasında yaklaşık 2 metre kot farkı mevcuttur. Tamamen yerli kayaya oyulmuş mağara görünümündeki bodrum katta, pekmez ve zeytinyağı depolamaya yarayan küpler, erzak depolamaya yarayan bölümler ve su kuyusu bulunmaktadır. Bu bölümde ayrıca büyük bir dokuma tezgahı yeralmaktadır.Zemin katta; iki oda, "ocaklık" adı verilen mutfak, evin hamamı ile bu mekanın ısınmasını sağlayan ocaklar ve iki farklı taraftan birinci kata çıkan merdivenler yer almaktadır. Hamam, Türk hamamı özelliklerini taşımakta, külhandan gelen ve alttan geçen duman vasıtasıyla ısınmaktadır. Girişin sağında yer alan oda "tandır odası"dır. Adını tandır denilen gömme bir taş ocak üzerine konan bir kürsü ve onun üzerine örtülen geniş bir yorgandan oluşan mahalli bir ısınma sisteminin burada bulunmasından almaktadır

Birinci katta sofada, taş işçiliği ve boyalı tezyinatı ile dikkati çeken bir çeşme ve Hayat'a bakan üç ayrı oda yer almaktadır. Odalardan birisi gelin görme odası, diğeri günlük yaşamın sürdürüldüğü iş odası, üçüncü oda ise erkek misafirlerin ağırlandığı selamlık bölümü olarak tanzim edilmiştir. İkinci katta yer alan odalardan ikisi ev sahibine ait harem bölümü olarak düzenlenmiştir. Üçüncü katta terasa geçişi sağlayan camekanlı bir oda ve "güvercinlik" bulunmaktadır. Bu bölüm günün yorgunluğunun giderildiği sakin bir köşe olarak canlandırılmıştır. Bina içinde yer alan bölümler günlük yaşamdaki fonksiyonlarına göre yörenin eşyası ile donatılmış, mankenlerle teşhire canlılık ve gerçekçilik verilerek hizmete sunulmuştur.


GAZİ ŞEHİR




Gaziantep ilinin yerleştiği coğrafi alanın, ilk uygarlıkların doğup geliştiği Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunması, ayrıca güneyden ve Akdeniz’den gelip doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu ilin tarihinin çok renkli olmasını sağlamış, dolayısıyla tarih öncesi çağlardan beri insan topluluklarına yerleşme sahası ve uğrak yeri olmuştur. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması, Gaziantep’in önemini artırmış ve canlılığının sürekli olmasını sağlamıştır.
Gaziantep tarihinin devreleri Paleolitik, Kalkolitik, Neolitik dönemler, Tunç Çağı, Hitit, Med, Asur, Pers, İskender, Selökidler, Roma ve Bizans, İslam ve Türk devirleri olarak sıralanabilir. Bu dönemlerin izlerini günümüzde açık bir şekilde görmek mümkündür.

Tarih içerisinde Ayıntap, Antep, Kala-i Füsus ve Hantap gibi isimlerle anılan Gaziantep, adını tarihin derinliklerinden, sıfatını ise Milli Mücadeledeki kahramanlıklarla dolu müdafaasından almıştır. Gaziantep, Kurtuluş Savaşı hatıraları, zengin tarihi ve kültürel çevresi, otoyolu, uluslararası havaalanı, tren garı, leziz yemekleri, eşsiz el sanatları, camileri, kaleleri, hanları, kastelleri, hamamları, türbeleri, kiliseleri, yaylaları, gezi ve piknik yerleri, sanayi ve ticareti ile bölgede öncü olan önemli bir ildir.

"Ben Antepliler’in gözlerinden nasıl öpmem ki? Onlar yalnız Antep’i değil Türkiye’yi de kurtardılar." M.Kemal Atatürk.....

LAHANA KAVURMASI

Lahanalar yıkanıp haşlanır, suyu dökülür. Trabzon yağı ile bir miktar içyağı bir sahanda eritilir ve bol miktarda soğanla kavrulur. Haşlanmış barbunya fasülyesi, tuz ve biber ilave edilip kavurmaya devam edildikten sonra en son lahana katılır. Kısa bir süre daha karıştırdıktan sonra sıcak olarak yenilir.

CENDERE TATLISI

Baklavalık undan yapılır, içine bir yumurta, biraz tuz, aldığı kadar su ile hamur yoğrulur. Nişasta ile un karıştırılır. Beze açılır. Küçük küçük açmak gereklidir. Üç dört beze bir araya getirilerek arasına ceviz dökülür, rulo yapılır. Kıvırcık olması için iki taraftan büzülür ve istenildiği ölçüde kesilir. Fırında kızartılarak üzerine ılık şerbet dökülür.

CİĞER SARMA

Malzemeler

1 takım kuzu ciğeri
2 bardak pirinç
6 adet taze soğan
1 adet kuru soğan
1 demet taze nane
1 çorba kaşığı karabiber
1 kaşık salça
3 bardak su
yeterince tuz yağ

Ciğerler bir tencerede kavrulur. Sonra soğan ve salça ilave edilip birlikte kavrulur. Aynı tencereye 2 bardak pirinç ilave edilip ciğerlerle kavrulur. 3 bardak su, tuz, karabiber ve nane ilave edilerek kısık ateşte 10 dakika pişirilir. Daha sonra kuzu ciğerinin sarmasına bohçalar halinde sarılıp bir tepsiye dizilir. Üzerine bir bardak su ilave edilir, sarmaların üstüne yumurta sarısı sürülüp pişirilir.

ASSOS



Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyündedir. İ.Ö.VII.yy.’da Midilli’den gelen Methymnalılar’ın kurduğu sanılmaktadır. Hem denize, hem de karaya egemen bir tepeye kurulan Akropol, 3 km. uzunluğundadır. Birbirinden ayrı biçimlerde yapılmış kapıları ilginçtir.

En yüksek yerine kurulu Athena Tapınağı, dönemin resmi yapılarının yer aldığı Agora, kürsü, heykeller ve küçük anıtsal yapılardan oluşan Bouleterion (Meclis), maalesef günümüze ulaşamayan Gymnasium,Tiyatro,Stoa ve Hellenistik- Roma dönemlerinden Nekropol,Akropol’un en önemli bölümleridir.

Ayvacık İlçesi’nde ayrıca; Gülpınar Bahçeleriçi kesiminde Cyryse, Anadolu’daki, sütunları figürlü tanburlarla süslü üç tapınaktan biri olan Apollo Simintheus Tapınağı (Diğerleri Ddyma Apollo ve Efes Artemis Tapınağı), Homeros’un İlyada Destanı’nda adı geçen Adatepe Zeus Sunağı, Gülpınar Bucağı’ndaki roma köprüsü,Babakale’deki XVII.yy.’da Kaymak Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Babakale camii, Assos yıkıntıları yakınında yüksek bir tepeye yapılan Behramkale Köyü, Hüdavendigar Camii ve Tuzla Çayı üstüne kurulu yerel taşlardan yapılı Behramkale Köprüsü görülmeye değer eserlerdir.

M.Ö.Vll . yüzyılda kurulan ve Aristo'nun Mantık Okulunu açtığı Assos Kenti Örenyeri'ne Çanakkale'den her zaman araç bulunmaktadır.

SİLLİK

MALZEME
Un
Şeker
Margarin
Ceviz

Hamur kadayıf hamuru gibi yoğrulur. Altında ateş yanan sacın üzerine ince olacak şekilde dökülür ve hamur sacın üzerinde açılır. Bu şekilde pişirilen beş-altı adet hamur bir tepsiye koyulur.(üst-üste) Bunun üzerine ceviz dökülür,tekrar bunun üzerine aynı şekilde sacda pişirilen hamurlardan dizilir. Hazırlanan bu hamurlar tatlı dilimi gibi kesilerek üzerine kadayıf şerbeti gibi hazırlanan şerbet dökülür,bu şerbetin içerisine yarım paket de margarin ilave edilir .Bu tatlı için şekerden yapılan şerbet yerine pekmez kullanılması aslına uygundur ve daha makbuldür.

20 Nisan 2007 Cuma

HARPUT




Asur ve Hitit yazılarında Harput'tan söz edilmektedir. Boğazköy'de bulunan Hititler'e ait çivi yazılı belgelerde Harput yöresine IŞUVA denildiği görülmektedir.M.Ö.19. uncu asırda bulunan Asurlar'a ait çivi yazılı Kapodokya metinlerinde KARPATA adıyla geçen yerin Harput olduğu söylenmektedir. Urarturlar döneminde Harput'a KARBERD denilmekte idi. "KAR" taş, "BERD" ise kale anlamına gelmektedir.
M.Ö.13. asra ait Hitit çivi yazılı bir vesikada Harput, HARPUTTAŞ olarak adlandırılmıştır. Vesikada Harputtaş, Harziuna ülkesinin dört şehrinden birisi olarak gösterilmiştir. Harputtaş şehri ile bugünkü Harput'un aynı olduğu konusundaki fikri Prof. Bossert ileri sürmüştür. M.Ö.9. ve 8. yüzyılda Hitit kitabelerinde Harput'a HARPUTTAVANAS denilmektedir.
M.Ö.900-650 yıllarında Urarturlar Harput'a SUPANI adını vermişlerdir. Eski Yunan ve Romalılar bu kelimeyi SUPHANE ya da SOFEN şeklinde kullanmışlardır. Bununla beraber ünlü Alman Coğrafyacılarından "K.Ritter" Harput'un bütün SUPHANE eyaletinin merkezi olarak göstermekte ve bu fikri Lehman Haupt'da muhtemel görmektedir.
Arap kaynaklarında Harput ve yöresi HİNZİT, Ermeni kaynaklarında ise HANDZİT olarak geçmektedir. Arap kaynaklarında İranlılar'ın zapt ettikleri ZIATA CASTELLUM denilen yerin Harput'tan başka bir yer olmadığı, ZİYATA kalesine Araplar'ın HISN-I ZİYAT dedikleri, Ziyata'nın Ziyad'a benzetilmiş olduğu ve Castellumun'da Arapça kale manasına gelen HISN kelimesinin karşılığı olduğu muhakkaktır.
Harput bir zamanlar bu şekilde isimlendirilmiş ve Hısn-ı Ziyat ismi yakın asırlara kadar devam etmiştir. Bazı bilginler Hısn-ı Ziyat isminin yalnızca kaleye verildiği, şehre ise HARTABIRT denildiği ve Arapça'ya bu şekilde ve bazen de HATR-EL-BUYUT geçtiği ifade edilmektedir.
Harput'un Elazığ'a taşınmasıyla Elazığ'da oturan insanlar Harput'a "yukarı şehir" demeye başladılar.
Elazığ'ın Osmanlı Dönemindeki ilk adı Mezradır. Elazığ'ın Sultan AZİZ zamanında bayındırlaştığı ve buraya MAMURET'ÜL AZİZ yani "Aziz'in yaptırdığı kent" adı verilmektedir. Sonraları halkın ağzında daha kolay söylenebildiği için ELAZİZ olarak kullanılmıştır. 17 Kasım 1937'de ELAZİZ'e gelen Atatürk, şehrin adının ELAZIK olmasını istemiş; Atatürk'ün önerisi ve bakanlar kurulu kararı ile Elaziz, Elazık olarak değiştirilmiştir. Azık diyarı anlamına gelen bu kelime, söyleniş zorluğu nedeniyle 10 Aralık 1937'de bir bakanlar kurulu kararı ile bugünkü söyleniş şekliyle "ELAZIĞ" kabul edilmiştir.

KURUFASULYELİ KESME ÇORBASI

Malzemeler
1/2 su bardağı kuru fasulye
1 su bardağı erişte
5 su bardağı su
1 adet küçük soğan
1 yemek kaşığı salça
1 yemek kaşığı tereyağı
tuz, karabiber

Akşamdan ıslatılmış kuru fasulyeler 5 bardak su ilave edilerek haşlanır. Fasulyeler iyice yumuşayınca erişteler eklenir. Tuz ve karabiber ilave edilir ve erişteler pişene kadar kaynatılır. Diğer tarafta küçük küçük doğranmış soğanlar yağda kavrulur. Salça eklenir ve birkaç dakika daha çevrilir, fasulyeli karışıma katılır. Bir iki taşım daha kaynatılır ve sıcak servis edilir.

MISIR ÇORBASI

Malzeme

1 kg kırma beyaz mısır
1 litre ayran
1 çorba kaşığı nane
1 su bardağı kuru fasulye

Akşamdan suya bırakılan kırma mısır ve fasulye sabahleyin haşlanır. Bir tenceye su konularak kaynatılır. Hazırlanan malzemeler kaynayan suya katılır. Piştikten sonra dinlemeye bırakılır. Ayrı bir kapta hazırlanan ayranın içine pişmiş kırma mısır ve fasulye karışımı konulur. Servis yapılacağı sırada yağ eritilerek yemeğin üzerine dökülür. Nane ve tuz ilave edilir.

HALİM AŞI

MALZEMESİ
1 su bardağı buğday (aşurelik)
1 su bardağı yeşil mercimek
1 su bardağı nohut (akşamdan ıslatılıp haşlanmış)
SOSUN MALZEMESİ
1 yemek kaşığı salça
1 adet orta boy kuru soğan
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı reyhan
125 gr. yağ

Orta boy bir tencerede 6-7 su bardağı su kaynatıyoruz. Önce aşurelik buğdayı katıp, yaklaşık 40 dakika pişiriyoruz. Sonra pişmekte olan aşurelik buğdaya yeşil mercimeği ilave ediyoruz. Mercimekler biraz yumuşayınca akşamdan ıslatılıp, ertesi gün haşlanıp suyu süzülmüş nohutu ilave ediyoruz. 1 çay kaşığı tuz atıyoruz. Ayrı bir tavada ince ince kıyılmış soğanı, yağı eritip, sarartıyoruz. Sonra bir kaşık salçayı ilave edip karıştırıyoruz. Pişmekte olan buğday, nohut ve mercimeğin üzerine bu sosu döküyoruz. Nohut ve mercimek birbiriyle iyice özleştikten sonra baharatları katıyoruz. Arzuya göre ufak süs biberlerinden birkaç tane atabiliriz.

ABANT


Her mevsimin renklerini üzerinde çok güzel bir elbise gibi taşımasını bilen Abant'ta, yaz aylarında, gölün etrafında bir hamakta ya da çimenlerin üzerinde yapılan bir öğle uykusu... kış aylarında ise, beyaz bir görüntü eşliğinde buz tutmuş bir göl manzarası. Ama en güzel mevsimi bahar aylarıdır. Yaprakların, yeşilden yavaş yavaş sarıya, ya da sarıdan yeşile dönüşü... ve bahar aylarının güzelliklerini hiç çekinmeden umarsızca size sunar Abant.

Lezzetli alabalıkların bulunduğu ve olta balıkçılığı zevkinin dört dörtlük tadıldığı Abant Göl çevresi, bitki ve hayvan türleri açısından oldukça zengin. Kuşlar, sincaplar, su samurları bir yana, bölgede bir de geyik üretme çiftliği bulunuyor.Çevrede dolaşmanın, koşu yapmanın sonrasında ailece kendin pişir kendin ye tarzı ağaç masalarda, toprağa basarak açık hava piknikleri yapmanın tadına ise doyum olmuyor.Göl yüzeyinin kış mevsiminde donmadığı zamanlarda gölde su bisikleti ve sandalla gezme olanağı da bulunuyor.Kışın atların çektiği kızaklarla göl turu yapılırken, yılın her ayında kır gazinolarında, kafelerde kahve veya çay içip dinlenebiliyor ya da yemek ihtiyacı karşılanabiliyor.

KAYSERİ MANTISI

Malzemeler - 6 kişilik
Hamuru için:
3 su bardağı un
1 yumurta
1 tatlı kaşığı tuz
1 kahve fincanı su

İçine:
200 gr kıyma
1 adet kuru soğan
tuz, karabiber

Üzerine:
2 çorba kaşığı tereyağ
1 çorba kaşığı salça
kırmızıbiber, tuz, nane,(kekik)
8 su bardağı su (haşlamak için)
5 diş sarımsak
yarım kilo yoğurt

Hamuru yoğuracağımız kaba unu boşaltın. Ortasını havuz gibi açıp yumurtayı,tuzu ve suyu ilave ettikden sonra hamurun hepsi toplanana kadar yoğurun. Soğanı rendeleyip kıymayı,tuzu ve karabiberi karıştırarak içini hazırlayın.
Hamurdan 2 yada 3 beze yapıp üzerine bir bez örterek 20 dk kadar dinlendirin
. Sonra 1-2 mm kalınlığında yufkalar açıp, 1.5-2 cm kareler keserek, kıymalı içten azar azar ortalarına koyup, bohça şeklinde katlayın.
Katladıklarınızı tabanına un serpilmiş olan tepsiye aktarın.( eger buzlukta saklamak isterseniz 10 dakika kadar orta hararetli fırında kızartmadan fırınlayın. Soğunca poşetleyip buzluğa koyabilirsiniz. Uzun süre dayanır.) Suyu kaynatın ve kaynayan suyun içine mantıları atın. Ara ara yapışmaması için karıştırın. Mantılar piştikden sonra ayrı bir tavaya tereyağını, salçayı, tuzu, naneyi ve kırmızı biberi karıştırıp tenceredeki sulu mantının içine dökün. Tencerenin altını kapatın. Güzelce karıştırın.
Sarımsaklı yoğurdunu hazırlayın. Sıcak olarak tabaklara üzeri yoğurtlu olarak servis yapın.

AĞVA



Ağva, İstanbul’a sadece 97 km. uzaklıkta olmasına rağmen doğallığını kaybetmemiş. Sevgilinizle, eşinizle yada arkadaşlarınızla gönlünüze göre bir hafta sonu geçirmek istiyorsanız buyrun Ağva'ya...

Ağva, Yeşilçay ve Göksu’nun denize döküldükleri yerde oluşan küçük bir delta üzerine kurulu olan yerleşim yeri, Latince’de “iki dere arasındaki köy” ve “su” anlamlarına geliyor.

Sırtını yemyeşil ormanlara dayayan Ağva'nın cephesi Karadeniz'e dönük. Kıyıya çok yakın yerleşim alanı olmaması, Ağva sahillerinde görüntü ve deniz kirliliği gibi bir sorunu ortadan kaldırıyor. Bu sayede geniş kumsalları ve berrak denizi ruhunuzu da okşayan bir yapıya bürünüyor.




19 Nisan 2007 Perşembe

HARHAŞİ (DUDEYİ)

Saplı karalahana yemeğinin Hopa'daki adı "harhaşi" (haşlama) dır. Arhavi ve batısında ise "dudeyi" (karalahana sapı) adı verilir. İlk önce saplı karalahana haşlanır, suyu dökülür. Yeniden taze su konulur ve haşlanır. İkinci haşlamada iç yağı (alima), acı biber (laşani pipeyi), sıvı yağ (yada tereyağ), tuz konulur. İyice pişirilir, piştikten sonra bir tepsiye çıkarılır. Kökler yanyana sıralanır. Üstüne bol ceviz, bir sahanda 4-5 diş sarmısak, tereyağı atılır. Yemeğin suyundan ilave edilip kaynatılır. Tepsinin üzerine dökülür. Sıcak mısır ekmeği ile yenilir.

SAKLI CENNET


Bozulmamış olan kumsal ve hemen arkasındaki antik Olimpos kenti kalıntılarıyla beraber ormanlık dokusu, eşsiz manzarası ve gelişmiş turizm alanı Çıralı.


Çıralı adını Yunan Mitolojisine başlıbaşına bir efsane kazandıran Olimpos Yanartaş'tan almıştır. Olympos İ.Ö. II.yüzyılda kurulmuş bir liman kentidir. İ.S. XV.yüzyıla kadar varlığını korumuştur.

Ünlü Bellerophontes efsanesi burada geçmiştir.

YALIKAVAK





Koyların mavisi, zeytin ve mandalina ağaçlarının yeşili ile birleşince tanrının insanlara güzel bir armağanı gibidir Yalıkavak...

Yalıkavak, yıllarca Ege'nin Türk kıyılarındaki en önemli balıkçılık merkezlerinden biri, balıkçı ve sünger avcılarının teknelerinin sığındığı bir liman olmuştur. Bugün yerli halkın çoğu hala denizcidir.

Yalıkavak'ın sembollerinden biri de elbette yeldeğirmenleridir. Değirmenler mevkiine çıktığınızda yol boyunca sizi izleyen sıcaklığın burada peşinizi bıraktığını hemen fark edeceksiniz.

Tarihi bir dokuya da sahip olan Yalıkavak da, Panormus Kaya Mezarları, Eski Sandıma Köyü, Partipanaz Kayası, Burgaz Tepesi görülecek yerler arasında yer alıyorlar.

Yerel dokumalar, kilimler, artık başlı başına bir ekol olmuş yerel hediyelikler Yalıkavak'ın sembolü küçük değirmenler, eşsiz Türk halıları, el işi giysiler ve ev süslemeleri, mücevherat, deri ve daha niceleri. Her zevke hitap eden sayısız seçenek çarşıda sizi bekliyor. Perşembe günleri ise ünü herkesce bilinen Yalıkavak pazarı yarımadanın en zengin, en görülesi pazarlarından biridir.

ŞİLE










Haftasonu geldi, denize girelim, olmadı gezelim, ama uzağa gitmeyelim, yada hadi 1 gece kalalım dönelim diyenlere ... İstanbul'a yaklaşık 1 saat mesafede, denizse deniz, gezmeyse gezme, ya da mangal, piknik ...Şile...

Şile, tarihi M.Ö. 12.000 - 6.000'lere kadar inen bir yerleşim birimidir. "Şile" Yunanca bir kelimedir. Türkçe'de Mercanköşk anlamına gelir.
Bu bitki, tepelerde ve dağ sırtlarında yetişir ve güzel kokulu çiçekler açar.

Şile denince ilk akla gelenler Şile Deniz Feneri, Şile Bezi, Şile Kalesi, Akşam güneşi, Ağlayan Kaya Mağaralarıdır.
Şile'yi dünyaya tanıtan en önemli kültür varlığı "Şile Bezi"dir. Şile Bezi, el tezgahlarında, pamuk ipliğinden dokunan, tamamen Şile'ye özgü bir değerdir. Şile'ye özgü otantik özelliği ona bu adın verilmesini sağlamıştır. Şile Bezi'nden çeşitli giysiler üretilmektedir. Vücut terini emme özelliğinden ötürü sağlıklı bir kıyafettir.

Şile Bezi Kültür Şenliği, her Temmuz ayının son haftası ile Ağustos ayının ilk haftası arasında düzenlenir. Şile ile bağdaşan, özdeşlenen ve gelenekselleşen bu şenlik giderek bir kültür ve sanat şenliğine dönüşmüştür.

PAŞALİMANI ADASI


Paşalimanı adası yüzölçümü ile Marmara Denizinin II.büyük adasıdır. Bölgede Marmara Adasından sonra gelmektedir. Ada üzerinde 5 adet köy bulunmakradır.

Bunlardan Paşaliman ve Harmanlı Kuzeybatı ,Poyrazlı Kuzeydoğu,Balıklı Güney,Tuzla Güneydoğu istikametinde yerleşiktir. Köyler kendilerine özgü yaşam biçimleri ile fakli özellikleri doğal güzellikler için sergilemektedir.

Adaya ulaşım imkanları yaz ve kış aylarina göre değişmektedir.Yazın haftanın 7 günü kışın ise 3 günü (Pazartesi,Çarşamba,Cuma) Erdek'ten kalkan yolcu motarlari veya arabalı feribot ile adaya ulaşmak mümkündür.

18 Nisan 2007 Çarşamba

EL SANATLARI







KEÇECİLİK: Eskiden insan gücü ile hamamda pişirilerek yapılan keçe, bugün makinalarda pişirilerek yapılmaktadır. Yapılan keçeye, yapan ve yaptıran kişilerin adları yazılmakta, keçelerin üzerine mavi, kırmızı, yeşil renklerden oluşan motif ve şekiller işlenmektedir. Demiryolu, göbek, yıldız, tavan, ay yıldız Afyon keçelerinin üzerine işlenen motiflerden bazılarıdır. Keçe çeşitlerinin bazıları şunlardır: Kepenek, nakışlı keçe, bebe keçesi, belleme, fes, mevlevi zikkesi, yelek, at keçesi, seccade. Geçim kaynağı keçecilik olan keçelerini eski usül ile yapan keçeci esnafı bu mesleğini “Keçeciler Çarşısı’nda sürdürmektedir.
KOŞUMCULUK: Afyon’un kökü çok eskilere dayanan el sanatlarından biridir. Atların arabaya koşulması için gerekli olan amut, paldım, dizgin, şeker, ok kayışı, sırım gibi deri ürünlerinin yapımı ile uğraşan bir el sanatı dalıdır. Afyon’daki koşumcular, kasaplardan aldıkları manda(camız) derilerini şapladıktan sonra, kayış haline getirmekte ve daha sonra koşum eşyalarını yapmaktadır. Koşumların üzerine dökümden yapılmış saçak ve püsküller süs için konulmaktadır. Koşumculuğa olan ilgi bugün yok denecek kadar azdır.
AT ARABACILIĞI: Koşumculuğa paralel olarak gelişmiş el sanatıdır. Şehirdeki çeşitli atölyelerden son derece sağlam ve özenle boyanarak, manzara resimleriyle süslü arabaları yapılmaktadır. Çevre illerde satışı yapılan at arabaları, yaylı tatar arabası, fayton olmak üzere çeşitli biçimlerde üretilmektedir. Yaylı arabalar genellikle tek atlı olarak yapılmakta ve tekerleklerine lastik kaplanmaktadır. Arabanın önünde ve arkasında sarsıntıyı önlemek amacıyla yaylar bulunmaktadır. Yaylı arabanın üzerine yapan kişinin adının yazılması gelenektir. Tatar arabası çift atlı olarak yapılır. Kasa dingil üzerine oturur ve tekerlekleri demirle kaplıdır. Bu yüzden çok sarsıcıdırlar. Faytonlar ise geçmiş zamanların lüks taşıt araçları olduğundan, alabildiğine süslü, ince, zarif ve hafiftirler. Çift atlıdır. Üzerine körüklü bir kaplama ile dilendiğinde açılabilecek bir şekilde yapılır. Boyadan başka pirinç çakma düğmelerle de süsleme zenginleştirilir.
DEMİRCİLİK VE BAKIRCILIK: Eskiden çok önemli olmalarına rağmen bugün özelliklerini yitirmiş olan el sanatıdır. Endüstrileşme bu iki el sanatını büyük ölçüde etkilemiştir. Afyon’daki demirciler başlıca gecenez kapı zinciri, toka, fırdöndü, kaşağı, kullap, frank ve törpüsü, gem, hıltar, düğme gibi pek çok eşya yaparlar. Bakırcılarında üzerinde en çok çalıştığı eşyalar güğüm, kazan, tabak, tencere gibi çeşitlidir.
YEMENİCİLİK: Afyon yemenilerinin en büyük özelliği, kısa ve uzun yüzlü olarak dikilmesi, dikilip içinin dışına çevrilmesi ve kıyısından çevrilmesidir. (Dikilmesidir) İyi yapılmış yemen normal koşullarda yaz kış iki yıl giyilebilmektedir.
KİLİMCİLİK: Emirdağ köylerinde kilim ve zilinin yanı sıra çuval, gelin harharı, seccade, terki heybesi, yastık, cicim gibi eşyalar dokunmaktadır. Bu dokumalarda kullanılan motiflere verilen benzetme adlar ve belirli anlatıma dayalı kompozisyonlar adeta kilimlerin dilidir. Gelin parmağı, kız farı, kız yanağı, turna katrı, seher kuşlu, kirli yanışlı, koç boynuzu, aman kız, eli belinde, yıldız, zülüf, yaryare küstü, çapraz Emirdağ kilimlerinde kullanılan bazı motiflerin adlarıdır. Dokunan kilim ve benzeri eşyaların yünleri yine Türkmen kadınlarınca eğrilir ve kök boya ile boyanır. Basit tezgahlarda dokunan Türkmen Kilimleri benzersiz el sanatı ürünleri arasındadır.
HASIR VE BOYRA ÖRÜCÜLÜĞÜ:İlçenin Yakasinek kasabası ve Taşköprü’de bazı yaşlı kişilerce hasır ve boyra örücülüğü yapılmaktadır. Hasır, daha çok Akşehir ve Eber göllerinde yetişen Kındıra adı verilen bir çeşit su bitkisinin işlenerek basit tezgahlarda dokunması ile halı ve kilim altlarına serilerek kullanılır. Boyra(kamış hasırı) Akşehir ve Eber göllerinde yetişen kamışın işlenmesinden sonra tezgahında örülerek, ahşap evlerin tavan kısımlarında üzerine atılacak talaş ve toprakların içlerine sızmasını önlemek için kullanıldığı gibi çeşitli yerlerde dekorasyon ve kamufle malzemesi olarak da kullanılmaktadır.
MERMERCİLİK: Tarihi çok eskilere M.Ö.313 yılına rastlayan mermer ocakları Afyon’a 25 km. uzaklıkta bulunan İscehisar ilçesinde yoğunluk kazanmıştır. Miladi tarihlerde kullanılan bu mermer ocakları hala işletilmektedir. Hediyelik eşya ve el sanatlarında ocak, lavabo, mutfak tezgahı, masa ve masa üstü sehpa(yuvarlak, oval, elips, dikdörtgen, kare asimetrik) , süs ve büro malzemesi, satranç takımı, abajur, aplik, avize, saksı, vazo, metalli ve metalsiz sigara küllüğü, şekerlik, fincan, likör takımı, çerçeveler, kurnalar ve daha çok çeşitli eşyalar üstün kabiliyetli ustalar eliyle şaheserler yapılmaktadır. Afyon mermerinin tane çapları, damarları ve görünüşleri de yer yer değişiktir. Bu farklara göre taşlara beyaz, pamuk beyaz, beyaz sarı, pembe sarı, gri, menekşe, kaplanpostu, güvercin göğsü ve gök mermer gibi adlar verilmiştir. Bunlar arsında en çok işlenen cinsler Afyon kremi, Afyon sarısı, Afyon sumakisi, Afyon dumankiri, Afyon bulgurlusu ve kaplan postu çeşitleridir. Bacasız sanayi olarak adlandırılan mermer işlemeciliği her geçen gün gelişmekte, mermer sanayii dallarına bilinçli bir şekilde yatırım yapılmakta ve artık beyaz altının değeri daha iyi anlaşılmaktadır.
HALICILIK:Seccade, yastık, heybe, torba, Kur’anlık gibi eşyalar dokunmaktadır. Son yıllarda kooperatifçiler ve Sümerbank aracılığı ile Isparta tipi halı dokumacılığı gelişmiştir. Halkın dokuduğu halılarda kilim motifleri hakimdir. Ticari amaçlı halılar ise halıcıların verdikleri desenle işlenmektedir. Dazkırı, Dinar, Sandıklı ve Şuhut ilçelerinde halıcılık bir aile ekonomisi haline gelmiş, gelir kaynağı olmuştur. Dazkırı bölgesinde özel sektöre ait yapağıdan başlayarak, halı dokunması dahil tüm evleri otantik ortam içinde gösteren halı satış reyonları turistlerin büyük ilgisini çekmektedir.
ÖRGÜCÜLÜK: İnsanların koyun yününü en ilkel biçimde kullandıkları çalışma alanı olan örgücülük de Afyon’da yaygın el sanatlarından biridir. Koyun yününü kirman, tarak, şiş, iğ gibi basit araçlar kullanılarak çorap, eldiven, kazak, içlik gibi eşyalar haline getirilir. Örülecek erkek çorabı olduğu zaman çoğunlukla düz örgü yada kendinden motifli örgü çeşitleri kullanılır. Çoraplar diz yüksekliğinde örülür. Kadın çorapları ise nakışlı olur. Renk renk motifler ve nakışlar zengin ve güzeldir. Çoraplar beş şişle örülür.
DANTEL VE OYALAR: Kadınların boş zamanlarını değerlendirmek amacıyla yaptıkları, süslemeye yönelik el sanatı ürünleridir. Danteller beyaz veya krem ip kullanılarak örülür. Motifler halinde tek tek örülüp birleştirilen veya bir bütün olarak örülen danteller, çarşaf, yastık, sandık örtüsü gibi eşyaların kenarlarına geçirildiği gibi, su takımı, oda takımı, sehpa örtüsü, karyola takımı, masa örtüsü olarak da yapılmaktadır. Bamyalar, yelpaze, örümcek, laleler, demiryolu, kaz bacağı, elti eltiye küstü, kaynana yumruğu, dantellerde kullanılan sayısız örneklerden bazılarıdır. Oyalar; tığ, iğne, mekik, firkete gibi araçlarla örülür. Çok gösterişlidir. Renkli ipliklerle bazıları boncuklar ve pullar kullanılarak yapılan oyalar, tülbent ve yazma kenarlarına geçirilir. Oyalarda kullanılan örneklerden bazılarının adları şöyledir. Sarhoş bacağı, bülüç gözleri, karanfil, bademler, ortancalı, günlük oya, pul oya gibi.Danteller ve oyalar kızların vazgeçilmez çeyiz eşyalarındandır. Afyon’da kız çocuklarının çeyizleri beşikteyken hazırlanmaya başlanır.


17 Nisan 2007 Salı

KIZ KUMU







Marmaris-Hisarönü körfezinin kıyısındaki en önemli turizm merkezlerinden biri, Orhaniye’dir ve Orhaniye'nin muhteşem efsanesini herkes bilir..

Eski zamanlarda civarın kralının kızı ile bir balıkçı birbirlerine aşık olmuş. Ancak, kral kızı balıkçıya varamaz... Hal böyle olunca,kız ile delikanlı gizli gizli buluşuyorlar tabii...Kral baba bunu zaman içerisinde öğreniyor ve bir gece takip ettiriyor kızını...Diyorlar ki; balıkçı denizden geliyor, kız kumsalda onu bekliyor,bulunduğu yeri ışıkla işaret ediyor delikanlıya...Ve kral kızı ile delikanlı, gün ağarana kadar aşk oyunları yapıyorlar birbirlerine...Kral bir gece askerlerine kızını yakalamalarını ve kumsalda ışıkla balıkçıya işaret göndermelerini buyuruyor. Delikanlı ışığı görünce atlıyor kayığına ve kürek çekiyor bir manga askerin üzerine doğru...Kız askerlerin elinden kurtuluyor ve koşmaya başlıyor sevdiğini kurtarabilmek için ama koyun taaa öbürucuna yetişmesi imkansız...Ama sevda bu; kural falan dinlemez, atıyor kendini sulara...İşte o anda bir mucize gerçekleşiyor! Kızın adım attığı her yer kumsala dönüşürken peşinden koşan askerler bastıkça denize gömülüyor onca ağırlıkla...Kız kayığa kadar koşabiliyor...Ancak bir okçu tam o anda delikanlıyı hedefleyip salıyor okunu... Kız ile delikanlı birbirlerine sarılmışlardır bile ve ok gelip kızla buluşuyor...

Derler ki; o kumlar, kızın kanı denizekarışınca kırmızıya boyanmış...Delikanlı ise aldığı gibi gidiyor kızı, sonrasını ne gören var ne duyan!...




ANADOLU'NUN KİLİDİ

Afyon, Anadolu'da kuzeyi güneye, batıyı da doğuya bağlayan doğal bir düğüm noktası konumundadır. Zengin tarihi geçmişi olan kent bir turizm merkezi olma potansiyeli taşımaktadır.

M.Ö. Üçbinden başlayarak bilinen beşbin yıllık bir tarihe sahip olan ve sırasıyla Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Hellenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar'ın hüküm sürdükleri Afyon İli, ülkemizin üç coğrafi bölgesinde yer alması ve geçit olma özelliği nedeniyle “ Anadolu'nun Kilidi ” haline gelmiş. Anadolu'nun üstünlüğünü ele geçirmek ya da korumak için yapılan büyük savaşlardan olan İpsos (M.Ö.301), Miryakefalon (1176) ve Büyük Taarruz (1922) savaşları Afyon topraklarında cereyan etmiştir. Geçiş ve kavşak bölgesi olması nedeniyle Hititler Arzava seferine giderken Afyon'dan geçmişler; Frigler sonunda gelip Afyon'a yerleşmişlerdir. Persler Apameia'yı (Dinar) merkez edinmiş. Roma ticaret yolları Afyon'da düğümlenmiştir. Bizanslılar Amorium'u (Emirdağ) askeri üs yapmış, Araplar ve Türkler Anadolu'nun kilidinin Afyon'un alınmasıyla açılacağını düşünerek Afyon'a saldırmış, Haçlı Seferleri buradan geçirilmek istenmiştir. Selçuklular Afyon'u üs olarak kullanmış, Osmanlılar, Anadolu'nun Osmanlılaşması için Karamanoğulları üzerine buradan sefer düzenlemiş, Anadolu'da egemen olmak isteyen Yunanlılar da yine stratejik öncelik verdikleri Afyon'da üstlenmişlerdir. Son olarak Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordularının en büyük zaferine ev sahipliği yapmıştır.


TURGUTREİS



Bodrum'un ikinci en büyük kasabasıdır.

Kasabaya "Turgutreis" adı, 16. Yüzyılda burada doğan aynı isimdeki büyük Türk amirali Turgut Reis'in anısına verilmiştir. Batı dünyasında Dragut adıyla bilinen Turgut Reis, özellikle Osmanlıların Malta Kuşatması ile tanınmaktadır. Kasabanın bir kaç kilometre dışında, deniz kenarındaki bir anıt onun ilk yelken açtığı yeri gösterir.

Akyarlar (Kefoalonia), Fener Burnu, Karaincir Plajı, Aspat (Aspartos), Kadıkalesi ve Bağla önemli turistik noktalardan bazılarıdır

Daha çok dinlenmek isteyenler için Turgutreis'teki kilometrelerce uzun kumsal ve kıyılarda, Türk damak tadını sunan restoran ve barlar bulunmaktadır.

16 Nisan 2007 Pazartesi

İKLİM

Kuzey ve Orta Avrupa Rusyası:
Bölge içerisinde farklı iklimler bulunur; en ılıman bölgeler Baltık sahilleridir. Yaz güneşi bir günde dokuz saat olabilir, fakat kışlar çok soğuktur.
Sibirya: Kışlar çok soğuktur, fakat yazlar, kısa ve yağmurlu olmasına rağmen tatmin edici olabilir. Mevsimler arası sıcaklık değişimleri dikkat çekicidir.
Güney Avrupa Rusyası: Kışlar kuzeydekinden daha kısadır. Güneydoğu'da bozkırlarda yazlar sıcak ve kuru, kışlar çok soğuk geçer. Kuzey ve Kuzeydoğu Karadeniz'de kışlar daha ılık geçer, bölge yıl boyunca yoğun yağış alır.

15 Nisan 2007 Pazar

ANTİK ŞEHİRLER



PHYSKOS: Antik Caria bölgesinin önemli bir liman kenti olan Physkos'un kalıntılarını Marmaris'in kuzeyindeki Asar tepesinde görmek mümkündür. Bu kalıntılar (Akropol) üzerinde sur duvarları günümüze kadar varlıklarını korumuşlardır.

LORYMA(Bozukkale): Bozburun yarımadasını güney - batı ucundaki Bozuk koyunda önceleri Oplosika (tophane) bükü adıyla bilinen bölgede, Rodos demelerinden Kasara'ya bağlı olan Loryma kasabası kurulmuştu. Yerleşim alanındaki en etkileyici yapı, koy girişine bakan Burunbaşı üzerinde bulunan iyi korunmuş berkitmedir. Düzgün kesme taş duvarcılığı ile örülen bu Rodos adasının kenarlarında dokuz dikdörtgen kule vardır. Bugün bunlardan yalnızca kuzeydeki çıkma kule görülebilmektedir.

AMOS: Antik Amos harabelerine Kumlubük koyunun kuzeybatısından, dik sahilin güneyindeki Asarcık denilen tepeden ulaşmak mümkündür. Amos, bir tepe üstünde yer alan tiyatro, tapınak ve bazı heykel kaidelerden oluşur.

CEDRAE: (Kleopatra veya şehir adaları) Saray adası (Kleopatra Adası) Orta Ada ve Küçük Ada olmak üzere üç adadan müteşekkil olan Şehir Adalarından Saray Adasında Roma çağından kalma eski Cedrae ören yeri bulunmaktadır. Uzaklardan surların kalıntıları kolayca seçilebilir.
Adanın kuzeybatı yanındaki küçük koyda halk arasında Kleopatra'nın yüzdüğü rivayet edilen çok ilginç bir plaj vardır. Efsaneye göre bu küçük koy Kleopatra ile Mark Antonius'un denize girdikleri yer olup, buranın kumu Antonius tarafından Kuzey Afrika'dan gemilerle getirilmiştir. Söylendiğine göre bu cins kum bugün yalnızca Mısır'da görülebilmektedir.

CASTABUS (Pazarlık): Bu antik ören yeri Hisarlık köyü yakınlarındaki Pazarlık mevkiindedir. Eren dağındaki bu kutsal yere Hisarönü ovasından bir saatlik tırmanışla ulaşılabilir. Tapınak kendisi için yapılan platformun üzerinde yer alır. İ.Ö. 4. yüzyıldan kalma Ion düzenindeki yapı, ayrıca Dor öğeleri de taşımaktadır. Platform üzerinde, tapınak temeli görülebilir. Platformu destekleyen göz alıcı duvarlar günümüze kadar varlığını sürdürebilmişlerdir. Güneydeki alanda yer alan yıkık tiyatro, tapınakla birlikte bölgede tanımlanabilen tek yapıdır.

KÜTAHYA KÖFTESİ

MALZEMELER-4 kişilik

1 çay kaşığı nane

2 çorba kaşığı kıyma

1 çay bardağı bulgur

2 çorba kaşığı tarhana

1 çorba kaşığı tereyağ

1 çay kaşığı karabiber

1 tatlı kaşığı kırmızı biber

1,5 su bardağı yoğurt

tuz

HAZIRLANIŞI

Tarhanayı üzerini örtecek kadar ılık suda 1 saat kadar bekletin ve bulguru da yarım saat kadar ılık suda beklettikten sonra ikisini karıştırın. Şişene kadar bekleyip, karabiber,tuz ve kıymayı ilave edin. Malzemeleri yoğurup, hamur yapın. Hamur köfte yapılacak kıvamda olmalıdır.

Bu hamurdan misket iriliğinde parçalar koparıp, köfteler yapın. Tencereye üç su bardağı su koyun. Köfteler kaynayan su hafifçe çekilene kadar kaynar suda pişirilmelidir. Su kaynayınca köfteleri alın ve kalan suyu yoğurt ile karıştıtırp yoğurdu sulandırarak köftelerin üzerine dökün.Bu işlemin tepside yapılması tavsiye edilir. Tereyağını eritip, kırmızı biberi ve katın. Köftelerin üzerine döküp, servis yapın.


CARETTA CARETTA


Soyu tükenmekte olan Caretta Caretta adlı deniz kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktıkları ender sahillerden biri Çıralı sahilidir.

Eğer şanslıysanız deniz girerken onlarla karşılaşabilirsiniz.

KALE İÇİ



Deniz ve kara surları tarafından kuşatılan kent merkezine bugün "Kale İçi" denmektedir. Kale İçi'nin sokakları ve yapıları Antalya tarihinin izlerini günümüze kadar getirmektedir. Eski evlerin önemi sadece mimari açıdan değil, aynı zamanda insanların yaşam şekli, davranışları, gelenekleri ve sosyal yönleri konusunda da çok yararlı bilgiler aktarmaktadır.

Kale İçi'nin sokakları dardır. Çoğunlukla limandan yukarılara doğru, dış surlar yönünde uzanırlar. Evler sahiplerinin ekonomik güçleri ve kullanılış amaçlarına göre farlılık gösterebilmektedir. Fakat ortak özellikleri çoktur. Genellikle yığma taştan ve ağaç bağlantılı olarak yapılmışlardır. Hepsinin bir sokak cephesi ve bir de sokak görmeyen bahçesi bulunur. Sokağa bakan yüzde, ilk katta çok az pencere vardır. Üst katta ise "Cumba" denilen ve hem ev, hem de sokak mimarisine uygun olarak yapılmış çıkmalar vardır. Bu çıkmalar ağaç süslemelerle bezenmiştir.

Evlerin merkezini, zemin katta, bahçeye açılan ve taş zeminli "Taşlık"lar oluşturur. Bu taşlıklarda ağaçtan dinlenme kanepeleri vardır. Buralardan zemin kattaki odalara geçilebildiği gibi, üst kata da bir merdivenle ulaşılır. Zemin kat evin daha çok hizmet bölümüdür. Depo, mutfak gibi görevi olan odalar buradadır. Üst kat ise yaşam içindir. Üst katın odalarının pencereleri daha büyük olduğundan dolayı daha aydınlıktır. Çoğunlukla bu odalarda üst üste iki sıra pencere vardır. Üst pencereler camsız olup ağaç kafeslerden oluşmakta, alt pencereler açılıp kapanabilir türdendir. Cumbaların üst pencerelerinde küçük boyutta ve genellikle renkli camlar bulunur. Kale içinde birçok ev aslına uygun restore edilmiştir.

Kale içi günümüzde, eğlence yerlerinin, pansiyonların, restoranların, hediyelik eşya satan dükkanların ve antika halı satan mağazaların bulunduğu eşsiz güzellikte bir turizm merkezi olmuştur.

13 Nisan 2007 Cuma

ZEYTİNYAĞLI DOLMA

Malzemeler - 6kişilik
4 kuru acur
4 kuru dolmalık biber
4 kuru patlıcan
1 çay bardağı nohut
1 su bardağı pirinç
4-5 soğan
2-3 diş sarımsak
Yarım demet nane
Yarım demet maydanoz
Yarım demet dereotu
2 domates
4 çay bardağı zeytinyağı
2 çorba kaşığı dolmalık fıstık
1 çorba kaşığı biber salçası
1 çorba kaşığı kuşüzümü
1 su bardağı sumak ekşisi
Yenibahar, karabiber, tarçın
1 çay kaşığı tozşeker
1 elma
1 ayva
1 su bardağı su
Tuz


Hazırlanışı:

Nohutu akşamdan ıslatın. Ertesi gün suyunu değiştirip haşlayın ve kabuklarını soyun. Kuru acur, dolmalık biber ve patlıcanı haşlayıp suyunu süzün. Pirinci yıkayıp süzgece alın.
Soğanları soyup küp şeklinde doğrayın. Sarımsağı kıyın. Nane, maydanoz ve dereotunu temizleyip ince ince doğrayın. Domatesleri rendeleyin.
Yayvan bir tencerede zeytinyağını ısıtın. Soğan, sarımsak ve fıstığı ilave edip pembeleşinceye kadar kavurun. Pirinci ekleyip karıştırın ve şeffaflaşıncaya kadar kavurun. Rendelenmiş domates, biber salçası, kuşüzümü, nane, maydanoz, dereotu, sumak ekşisi, tozşeker, tuz ve baharatları ilave edip karıştırın. Pirinç suyu çekinceye kadar ara sıra karıştırarak kısık ateşte 5-6 dakika pişirin. Ateşten alıp ılınmaya bırakın.
Hazırladığınız iç malzemesiyle acur, dolmabiber ve patlıcanları doldurup tencereye dizin. Elma ve ayvaların kabuklarını soyup ince ince dilimleyin. Tenceredeki dolmaların üzerini elma ve ayva dilimleriyle kapatın. 1 su bardağı su ilave edip kısık ateşte sebzeler yumuşayıncaya kadar pişirin. Ilık veya soğuk olarak servis yapın.

12 Nisan 2007 Perşembe

EL SANATLARI





BAKIRCILIK: Gaziantep bakır işletmeciliğinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Bakırlar yekpare olarak imal edilir, yani lehim ya da bir başka yolla birleştirme yapılmaz.
SEDEFÇİLİK: Hammaddesi, midye kabuğu, çeşitli teller ve ceviz ağacı olan Sedef ve Sedefkarlık sanatı Ortadoğu ülkelerinde doğmuş ve 15. yüzyıldan sonra Osmanlılara geçmiştir. Sedefçilik asırlarca değişik motif ve desenlerle zenginleştirilerek mimari yapılarda, kullanım eşyalarında ve silah süslemelerinde kullanılmıştır
GÜMÜŞ İŞLEMECİLİĞİ: Yörenin antik şehir özelliği taşıyan Karkamış, Dülük, Belkıs kentleri ve höyüklerden çıkartılan gümüşler, gümüş işçiliğinin ve kullanımının ilde ve yörede eskiden beri çok yaygın olduğunu göstermektedir.
YEMENİCİLİK: Yemeni, üstü kırmızı ya da siyah deriden, tabanı ise köseleden dikilen topuksuz ve çok sıhhatli olan ayakkabılara denir. Yemeni diken insana da “Köşker” denir
ANTEP EL İŞLEMESİ: Antep işi, beyaz kumaş üzerine iplik sarılarak ve çekilerek, beyaz, sarı, krem rengi ipliklerle çeşitli susma ve ajurlarla süslenerek işlenir. Antep işi, ilk defa Antep ve çevresinde ev hanımları tarafından yapıldığı için bu adla adlandırılmıştır. İşlemelerin eski Türk işleme karakterini taşıması bu işlerin yerli halk tarafından yapıldığını göstermektedir. Günümüzde işleme tekniği bozulmadan sim, renkli iplikler ve yardımcı nakış iğneleri kullanılarak çok güzel işlemeler yapılmaktadır KÜPÇÜLÜK:Küpçülüğün yörede M.Ö. 6000’li yıllardan beri yapıldığı arkeolojik kazılardan anlaşılmaktadır.Topraktan yapılan bu ürünler günümüzde süs eşyası, çiçek saksısı ve turistik hatıra eşyası olarak değerlendirilmektedir.
KUYUMCULUK:Altın işlemeciliği ilde Cumhuriyet’in ilanından sonra gelişmiştir. Gaziantep’te yapımı devam eden Altın Merkezi’nin faaliyete geçmesiyle Altın Borsası kurulacaktır. Gaziantep altın işlemeciliğinin en önemli özelliği mamullerin 22 ayar olarak imal edilmesidir.
ANTEP KİLİMCİLİĞİ: Antep kilimlerinin hammaddesi öküz, deve ve at tüyü, koyun yünü ve keçi kıllarıdır. Antep kilimleri tezgah, şekil, dokunuş biçimleri ve nakışları yönünden diğer yörelerin kilimlerinden çok farklıdır.
KUTNUCULUK: Hammaddesi; floş (suni ipek) ve pamuk ipliği olan ve tamamen el tezgahlarında dokunan kutnu bezi, Türkiye’de sadece Gaziantep’te dokunan ipekli bir dokuma türüdür. Kutnu kumaşı, yöresel bir kıyafet olarak kullanıldığı gibi, çeşitli aksesuar, turistik giysi, çanta, terlik, perdelik kumaş ve milli kıyafet olarak da kullanılmaktadır.
ABA DOKUMACILIĞI: Aba; deve, öküz, ve at tüyünden, keçi kılından ve koyun yününden dokunan özel bir kumaştan yapılan bir erkek giysisidir. Abalar dokunduğu ipin ve kumaşın rengine, boyuna ve giyildiği yörenin ismine göre isimlendirilirler.
ZURNACILIK: Üflemeli halk çalgılarımızın başında gelen zurna, kalın zerdali ağacından yapılır. Gaziantep’te; Tüm Kaba Zurna, Orta Kaba Zurna ve Cura Zurna çeşitleri imal edilmektedir.

MARMARA ADASI


Marmara Adası’nın kumsalı daha az, yeşili ise daha boldur ve daha sakindir. Erdek’ten 22, İstanbul’dan 93 mil uzaklıktaki adaya İstanbul’dan gemi ve deniz otobüsü, Erdek ve Tekirdağ’dan motorla ulaşım sağlanıyor. Motel, pansiyon ve ihtiyaca cevap verebilecek lokantalar bulunuyor. Yakın zamana kadar Rumların oturduğu adada 36 kilise ve manastır var. Bunlardan bazıları iyice harap durumdadır ve sadece kalıntıları görülebilmektedir.

Sahile yakın yerlerde zeytinlikler, bağlar, yükseklerdeki kızılçamlar ve güneydeki makiler, Marmara Adası'nı yakınındaki diğer adalardan hemen ayırır.

Ada içindeki ulaşım ise kiralayacağınız bisiklet veya taksi türü çalışan faytonlarla sağlanıyor.

KIRKPINAR


Rumeli’nin fethi sırasında Orhan Gazi’nin kardeşi Süleyman Paşa 40 askeriyle Domuzhisarı Kalesi ile birlikte birkaç kaleyi de ele geçirir. Bu birlik geri dönerken, bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan Samona’daki molalarında güreşe tutuşurlar. Bunlardan ikisi yenişemez. Daha sonra iki güreşçi bir Hıdrellez gününde (6 Mayıs) yeniden güreşe tutuşurlar. Güreş sabah erkenden başlayıp gece yarısı iki güreşçinin ölümüne kadar sürer. Arkadaşları tarafından orada bulunan bir incir ağacının altına defnedilirler. Yıllar sonra arkadaşları aynı yere tekrar geldiklerinde iki pehlivan arkadaşlarının gömülü oldukları yerde temiz ve gür pınarların şırıl şırıl aktığını görürler. Bunun üzerine o yer “Kırkpınar” olarak adlandırılır ve böylece “Kırkpınar Yağlı Güreşleri” geleneği başlar.

Her yıl genellikle Haziran ayının son haftası ile Temmuz ayının ilk haftasını kapsayan günlerde bir hafta süre ile düzenlenir.

ADIYAMAN TAVASI

MALZEME - 10 kişilik
1.5 kg. koyun eti kuşbaşı
250 gr. Çekilmiş kuyruk yağı
5 kg. domates
1.5 kg. patlıcan
250 gr. Yeşil biber
100 gr. Sarımsak
Tuz yeteri kadar

Domates ve patlıcanların kabuğu soyulur ve kuşbaşı şeklinde doğranır, Tavanın içine doğranmış et konulur, soyulmuş sarımsak etin üzerine serpilir. Onun üzerine yeşil biber ve kuyruk yağı dizilir ve bunun üzerine doğranmış patlıcanlar dizilir ve en üstte domatesler konur daha sonra fırına verilir. Piştikten sonra servis yapılır.

11 Nisan 2007 Çarşamba

KAZAN KEBABI

MALZEME
4 tane orta boy patlıcan,
300 gr. kıyma,
4 tane yeşil biber,
4 tane domates,
2 tane orta boy soğan,
1 yemek kaşığı domates salçası,
Tuz, karabiber, kırmızıbiber,
2 bardak su,
1 yemek kaşığı zeytinyağı.


Patlıcanlar soyulur. Enine 5 eşit parça kesilir. Kıyma içerisine tuz, karabiber, ince doğranmış bir soğan ve kırmızıbiber ilave edilerek yoğrulur ve ceviz büyüklüğünde parçalara ayrılır. Enine kesilmiş patlıcanlar bir parça et bir parça patlıcan şeklinde yerleştirilir. Diğer taraftan bir tencereye 1 yemek kaşığı zeytinyağı, halka halka doğranmış soğanlar, rendelenmiş bir domates konur. Bunların üzerine sıralanan et ve patlıcanlar yerleştirilir. Ayrı bir kapta domates salçası suda eritilip üzerine tuz, karabiber atılır ve patlıcanların üzerine dökülür. Kabuğu soyulan domatesler ve biberler halka şeklinde doğranır ve tencereye konur. Hazırlanan bu malzemenin üzerine bir tabak kapatılır ve kısık ateşte pişirilir.

TARHANA ÇORBASI

Malzeme olarak un, yoğurt, süt, kırmızı ve yeşil biber, nane, soğan, domates ve tercihe göre haşlanmış yoğurt veya fasulye belli oranlarla hazırlanır. Bir gün öncesinden hamur için maya hazırlanır. Hazırlanan maya un ile yoğrulurken, yukarıda sayılan malzemeler de ilave edilmek suretiyle, karışım hazırlanır. Belli bir kıvama gelen karışım, geniş kap,(Toprak çömlek veya leğen) içine konulur.15-20 gün bu kapta bekletilir. Bu arada 2 günde bir, hafif ıslatılmış elle karıştırılarak mayalanması sağlanır.

YANARTAŞ

Yanartaş, Yanar Dere vadisinin güney yamacında, serpantinitler içerisinde üç ayrı lokalite'de çıkarak yanan doğal gaza yöre halkının verdiği isimdir. Gaz çıkış lokalitelerinden en çok ziyaret edileni Yanartaş 2 olarak gösterilendir. Burada, mevsimlik akan Yanar Dere vadisi'nin batı yakasında, yamacın deniz seviyesinden 165 m. yüksekliğindeki noktasından başlayarak 180 m.'ye kadar yükselen 80 metre uzunluğundaki meyilli yüzeyi üzerinde dört ayrı seviyede sürekli yanan gaz çıkışları bulunmaktadır.

Efsaneye göre bu, Belerefon tarafından öldürülen Kimera adlı canavarın dilidir. Anlatılanlara göre: Bir zamanlar Belerefon adlı yakışıklı bir delikanlı vardı. En büyük isteği Pegasus denen kanatlı ata binmekti. Ancak çok zordu bu ata binebilmek. Pegasus'u ne yapıp yapıp ele geçirmek isteyen delikanlı uğraşır, didinir, sonunda karşısına çıkan iyi yürekli bir yaşlının öğüdü ile Athena'nın Tapınağında bir gece uyur ve rüyasında tanrıçadan bir gem alır. Uyandıktan sonra atı arar, bulur ve altın gemi takarak üstüne atlar. Böylece gökler hakimi olur. Bir gün kaza ile kardeşini öldüren Belerefon çok üzülerek gurbete çıkar. Bir çok serüvenden sonra baş tarafı arslan, ortası keçi, kuyruğuda yılan olup ağızından alevler saçan Kimera canavarı ile karşılaşmak zorunda kalır. Yayını ve oklarını alarak uçan atına atlar, Kimera'nın bulunduğu yere gelir. Canavar üstünde uçan Belerefon ve Pegasus'a bir şey yapamaz. Delikanlıda onu oklayarak öldürür. Fakat canavarın ağızından çıkan alevi söndüremez. İşte bu alev yıllardan beri dağın yamacında hala yanmaktadır. Homer ve diğer ozanların eserlerinde sözünü ettikleri alev bu efsanedeki alevdir...















10 Nisan 2007 Salı

MAVİ CENNET




Marmaris yeşilin ve mavinin tüm tonlarını yılın on iki ayında görebileceğiniz cennet bir köşedir. Uzun kıyı şeridindeki koyların çokluğu , doğal liman oluşu, antik kentlere yakınlığı, doğal güzellikleri, mavi tur olanakları, modern yat limanları, körfezin her türlü su sporlarına olanak sağlaması, beş yıldızlısından başlayarak en mütevazı pansiyonuna kadar tüm turistlerin gönüllerince tatillerini geçirebilecekleri cennet bir ilçedir.

Kısa bir süre öncesine kadar balıkçılığı, süngerciliği ve ıtırlı bitkileri ile tanınan Marmaris, bugün büyük bir turizm merkezi haline gelmiştir.Kara ulaşımı yanı sıra Dalaman Havaalanı ve Rodos Feribotları ile kolayca dış dünyaya açılma imkanı bulan Marmaris, Datça yolu üzerinde bulunması, Fethiye yoluna yakınlığı nedeniyle önemini arttırmaktadır.Akdeniz'deki yatlar için oldukça uygun bir doğal limanı olduğu gibi, Yalancı Boğaz'daki atölyelerde yat imalatı ve bakımı yapılabilmektedir.

Deniz tutkunları dısında tarih severler içinde Marmaris her türlü imkanı sunmakdadır. Bölgede yapılacak gezilerde Karia, Rodos ve Ada uygarlıkları, Mısır, Asdur, İon, Dor, Pers, Makedon, Suriye, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin izlerini görmek mümkündür.


KAŞ'IN DERİNLİKLERİ









Kaş'a gelinir ve Akdeniz´in maviliklerine inilmez mi?

Kaş Bölgesi’nde denizden itibaren dik bir şekilde yükselen kıyı şeridi, deniz dibinde de aynı şekilde derinleşmekte ve sualtı fauna ve florasının son derece zengin olduğu Akdeniz’in sualtı incisi Kaş’ın derinlikleri tüm dalış sevdalılarını kendine çekmektedir.

Dünyada kabul edilen en iyi 50 dalış bölgesinden biri olan Kaş, Türkiye'nin en iyisi. Topu topu iki ana caddeden ibaret Kaş'ın, 15 tane dalış okulunun ilanları her yerden insana göz kırpıyor.

Dalış sevdalıları için Kaş'ın en iyi dalış okulu:
www.barakuda-kas.com






FESTİVALLER

İlde, 3 merkezde turizm, deniz ve kültür etkinlikleri kapsamında festival ve şenlikler düzenlenmektedir.

Sinop kentinde her yıl Temmuz ayında, "SİNOP FESTİVALİ” düzenlenmekte; bu çerçevede turizm ve deniz şenlikleri yapılmaktadır.

Ayancık İlçesinde her yıl Temmuz ayında, “AYANCIK KETEN FESTİVALİ” düzenlenmektedir. Festival 3 gün süreli olup amacı, Ayancık keten ve el sanatlarını bütün Türkiye’ye tanıtabilmek ve ileride uluslararası seviyeye ulaşabilmek, İlçe Turizmine katkı sağlamaktır.

Gerze’de her yıl Temmuz ayında “GERZE DENİZ ŞENLİKLERİ” düzenlenmektedir.
Ayrıca İlde, Sonbaharda ekonomik Kaynaklı yerel Panayırlar düzenlenmektedir. Panayırlarda şenlikler yapılmakta, pazarlar kurularak köylünün tarımsal ürünleri değerlendirilmekte, yıllık toptan alış-veriş yapılmaktadır.

Eğlence ve spor (Yağlı güreşler) karşılaşmaları yapılmaktadır.

ÇÖMLEK ETİ

Parça etlerden yapılan bir yemektir. Özel olarak yapılmış bir çömleğin içine etler iyice yıkandıktan sonra yerleştirilir. İçine iki tane domates, yeşil bir tane soğan, acı tatlı karışık istenildiği kadar biber konur. Biraz salça, bir bardak su ilave edilir. Yeteri kadar tuz konup, çömleğin ağzı kalın bir kağıtla bağlanır. Üstüne bir kapak kapatılır.
Mangala ateş yakılır, ateşin ortasına çömlek gömülür dibini tutmaması için arada bir sallayarak pişirilir.

PRENSES ADALARI








Bostancı-Kartal kıyı şeridinin karşısında yer alan Adalar, doğal yapısındaki zenginlik yüzünden İstanbullular tarafından yakın geçmişte önemli bir sayfiye yeri olarak değerlendirildi. Plajları, yeşil dokusu, yürüyüş yolları, çam ormanlarıyla örtülü vadileri, tepeleri ve kıyılarıyla Adalar eskiden beri bilinen, kullanılan en önemli dinlence alanlarıdır.
Ada köşklerinin iyi düzenlenmiş bahçeleri, yeşil alanlarını kaplayan akasya, erguvan, zakkum, lale, yasemin, hanımeli, karanfil gibi çiçekler bütün bir yıl sırayla çevreyi renklendirir.Yerleşim bölgeleri genellikle adaların güney ve doğu kıyılarında yer alır.
Adalar, geçmişiyle de İstanbul tarihinde önemli bir yer tutar. Bizanslılar döneminde doğu keşişlerinin manastırlarını kurmalarından bu yana birçok tarihsel olaya da sahne olmuştur.Prens Adaları veya Kızıl
Adalar olarak da isimlendirilen adalar üç grupta sınıflandırılabilir;

Kınalıada, Burgazada, Heybeliada, Büyükada ve Sedef adası, üzerinde yerleşim olan, turizme açık adalardır.
Kaşık Adası ve Pide Adası özel mülktür. Adaya çıkmak bu nedenle mümkün değildir.

Yassıada, Sivriada ve Balıkçı Adası'nda yerleşim yoktur.

ROMA



2700 yıllık bir tarih kültü olan Roma, Avrupa'nın en eski kentlerinden biri. Tiber kıyılarında yedi tepeye kurulmuş olan kent, tarihte önemli kültürlere tanıklık etmiş. 'Antik Roma' gibi önemli medeniyetlere beşiklik eden kent, aynı zamanda Hıristiyanlığın da merkezi.Pek çok politika, hukuk sistemi ve felsefi anlayış bu topraklarda şekillenmiş, dünyanın bir çok kenti Antik Roma'nın tarz ve teknik yapısını baz almış. Bugünkü Roma, bu iki bin yıllık serüveninin nadir ve ince katmanlarını barındırıyor. Güney İtalya'da 1500 km'lik bir alanda, denizden 28 kilometre uzaklıkta 3 milyonluk bir nüfusu barındıran kentte, bir de Bağımsız Vatikan Devleti bulunuyor.

Roma M.Ö 8. yüzyılda, küçük bir Demir Çağı köyü olarak kurulmuş. Romalılar MÖ 616'da komşuları Etrükslerin elindeki iktidarı ele geçirmiş, ama 509'da Roma'nın Cumhuriyet halini alması ile güçlerini kaybetmiş. MÖ 1. yüzyılla birlikte İspanya, Kuzey Afrika ve Yunanistan'a kadar genişlemiş. Jül Sezar belli bir süre diktatörlük yapmış, daha sonra Roma'nın ilk imparatoru olmuş. Hz. İsa, Agustus zamanında doğmuş ve ilk Hıristiyanlar 4. yüzyıla kadar zulüm görmüşler. Bu yeni din hızla yayılarak Roma onun merkezi haline dönüşmüş. Şehir ortaçağ ile birlikte nüfuzunu kaybetmeye başlamış, 15. yüzyılda ise eski gücüne kavuşmuş, Rönesans ve Barok dönemi sanatçıları, kenti inci gibi işlemiş. 1870'de ise birleşik İtalya'nın başkenti olmuş.Eski şehrin duvarları arasında 16 ayrı bölge bulunuyor.



08 Nisan 2007 Pazar

TARİHDEN KALANLAR




Ordu sahip olduğu kültürel değerlerle de ayrı bir güzelliğe sahiptir.

MELETİOS KALESİ: Mesudiye İlçesi Yeşilçit Köyünde şato kalıntısı denilen bir kale mevcuttur. İlçenin bilinen en eski yerleşim yeridir.

YASON KİLİSESİ: Yasonburnu yarımadası üzerinde yer alan kilise, 1868 yılında yörede yaşayan Rumlar tarafından yaptırılmış, 1. derece arkeolojik, 2. derece doğal SİT alanı içinde bulunmaktadır. Üç apsisli küçük kubbeli olup, cephesinde açık ve koyu taşlar kullanılmıştır. Kilise içte iki sıra sütunla üç nef'e ayrılmıştır. Güneyde ve batıda olmak üzere iki girişi vardır.

BOZTEPE: Ordu şehri Boztepe'nin yamaçlarına serilmiştir. Denizden 450m. yükseklikte olup, ilin tüm güzellikleri, Karadeniz'in muhteşemliği Boztepe'den seyredilebilir.

KURUL KALESİ: Ordu Merkez Bayadı Köyü sınırları içerisindedir. Şehir Merkezine 13 km mesafede bulunur. Tarihi yerleşim yeri olup, yapılan çalışmalar ile piknik alanı olarak düzenlenmiştir. Alan içinde tarihi dehliz ve su sarnıcı bulunmaktadır. Mükemmel bir temaşa zirvesidir.

KEVGÜRK KALESİ: Akkuş ilçesinin 30 km kadar güneybatısında, Gökçebayır Çayı' nın bir devamı olan Tifi Çayı yakınlarında tabandan yaklaşık olarak 300 m yükseklikte yalçın kayanın üzerinde, dört yan görünüşüyle yöresine tamamen hakim bir şekilde kurulmuştur. Uzaktan basit bir kaya gibi görünen kalenin, sanat değeri, güzelliği ve yaklaştıkça büyüklüğü daha belirgin bir şekilde görülmekdedir. Bir çok tarihi anılara sahip olan kaleye, doğu yönünden çıkılır. Doğuya bakan yarıya kadar toprağa gömülü kapısında doğruca kale alanına geçilir. Surları içindeki evlerin duvarları içinde mermer parçaları vardır. Binalar harç ve tuğladan yapılmıştır.

BÜBEN KAYA MEZARLARI: (Zafer Köyü) Değişik ve ilginç görünüme sahiptir. Büben köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır.

DELİKKAYA KAYA MEZARLARI: İlin 10 km mesafedeki Delikkaya köyü sınırları içerisinde bulunur. Tek odalı, sütunsuz ve alınlıklı ve çift sütunlu girişe sahip, 3 kaya mezarı mevcuttur.

KALEKÖY KALESİ KAYA MEZARLARI: Ünye İlçe merkezinin 7 km . batısında Kale köyünde bulunmaktadır. Kalenin etek kısmı oyularak yapılmıştır. Girişi antik grek tapınaklarındaki gibi alınlık formunda düzenlenmiş, yanları iç bükeydir kavislidir, iç kısımlarına freskler bulunmaktadır. Helenistik döneme ait vadi boyunca birçok mezara rastlanır.












07 Nisan 2007 Cumartesi

ASMA YAPRAĞINDA SARDALYA

MALZEME
50 adet sardalya balığı
1 çorba kaşığı tuz
2 adet limon suyu
50 adet taze asma yaprağı
1 tatlı kaşığı toz beyaz biber
1 su bardağı zeytinyağ

Sardalya balıklarının baş ve kuyruk kısımlarını koparmadan, orta kılçıklarını dikkatlice çekip çıkarıtın. Pullarını bıçakla kazıyın, sonra yıkayın. Marinad malzemesini bir kasede çırparak karıştırın. Balıkların suyunu iyice süzdükten sonra genişçe bir kaba alın ve üstüne hazırlanan karışımı dökerek bir süre dinlenmeye bırakın.
Asma yapraklarının saplarını dipten koparın. Yapraklar taze ise önce kaynar suya, sonra soğuk suya atıp çıkarın. Salamura ise , yaprakların tuzunun gitmesi için ılık suda bekletip yıkayın. Yaprakların parlak olan dış tarafları alta, damarlı olan iç tarafları da üste gelecek şekilde tezgaha koyup düzeltin. Yaprağın bir kenarına balığı yerleştirin ve yuvarlayarak sarın. Önce ekli kısmı ateşe gelecek şekilde ızgarada iki tarafını çevirerek pişirin. Yaprakların renkleri değiştiğinde sardalyalar pişmiş demektir. Pişen balıkları servis tabağına dizerek sofraya sıcak getirin. Bu yöntemle pişen sardalyalar, kızartılmadığı ve doğrudan ateşe değmediği için en sağlıklı balık yemeklerinden biridir.

06 Nisan 2007 Cuma

ETLİ EKMEK

MALZEME
250gr kıyma
2 küçük baş soğan
1/2 demet maydanoz
4,5 su bardağı un
1 tatlı kaşığı tuz
2 küçük domates
5 orta boy yeşil biber
1/2 çorba kaşığı tereyağ
1 çorba kaşığı karabiber

Sebzeler ince ince doğranır ve kıymayla karıştırılır. Tereyağ konulur ve yoğrulur. Biberin yarısı bütün olarak üzerine konması için ayrılır. Mayalı hamur hazırlanır ve pide elle yayılır. Üzerine hazırlanan iç yayılır ve kızgın fırında pişirilir.

TURUNÇ




Benim gibi yıllar sonra Turunç'a uğradıysanız, o küçük, şirin beldenin nasıl bu kadar beton yığını altında hala kendini koruyabildiğine inanamayacaksınız. Yapılan oteller, pansiyonlar, sahil kesiminde yer kalmadığı için yamaçlara hoyratça yayılmış yapılaşmaya rağmen Turunç, hala o benim sevdiğim Turunç.
Yeşili, mavisi, eski evleri (hala biraz var) ..

Tekne turları ile tadı doya doya çıkarılan, sahil boyu küçük küçük restauranlarda akşam keyfi yapılan, meydandaki çay bahçesinde gecenin sakinliğinde çay yudumlanabilen ve gezi sonrası bırakıp da gidilemeyen yer..
Turunç...

Not: Eğer giderde şelaleyi görmezseniz inanın büyük kayıptır.
Bayır Köyü'nü geçtikten sonra şelaleye ulaşılabilir.Tertemiz ve buz gibi suyuyla çınar ve çam ağaçlarının altında akan şelale ortalama 18km kadar uzakda.


DENİZLİ'NİN HOROZLARI


Horozları ile ünlü Denizli zengin bir tarih ve kültüre sahiptir.

Denizli'nin sembolü olan "Denizli Horozu", renk ve vücut yapısı itibariyle ahenkli uzun ve güzel ötüşleriyle, en uzak yörelere kadar isim yapmış yerli bir ırktır. Bazılarına göre Osmanlı İmparatorluğu zamanında Arnavutluk'tan İstanbul'a getirilen uzun ötüşlü Berat horozlarının Denizli'ye getirilmesi ve Denizli'deki yerli tavuklarla melezlenmesinden oluştuğu söylenmekte ise de bu doğru değildir. Zira renk ve vücut yapısı bakımından aralarında hiçbir benzerlik yoktur.
Denizli horozu bu bölgedeki insanların eskiden beri uzun ötüşlü horozlara gösterdikleri özen sonucu kendiliğinden oluşmuş bir ırktır.


05 Nisan 2007 Perşembe

KÖYCEĞİZ GÖLÜ


Köyceğiz Gölü; Akdeniz Bölgesinin batı ucunda, ilçe hudutları içerisinde, suyu hafif tuzlu ve çevresindeki kaplıcalardan karışan kükürtlü bir göldür. Gölün, önü alüvyonlar ile tıkanmış eski bir körfezden türediği sanılmaktadır.

Gölün güneyinde nesli tükenmekte olan Nil Kaplumbağaları bulunmakdadır.

Köyceğiz, sörf, yelken, kürek gibi su sporları ile uğraşanların da vazgeçemediği göllerden biridir.

04 Nisan 2007 Çarşamba

BOZCAADA





"Tanrı, insanların uzun omürlü olmaları için Bozcaada'yı yarattı"demiş Herodot...

Deniz zengini, ada fakiri Türkiye’nin, Ege’de sahip olduğu iki adadan biri olan Bozcaada’nın yüzölçümü çevresindeki adacıklarla beraber 42 km²’dir. Rüzgarıyla ünlü adanın en önemli özelliklerinden biri, her rüzgarda denize girilebilecek bir ya da birkaç plajının bulunmasıdır.

Denizi mavinin tüm renklerini barındıran, kumsalları sarı ince ipek gibi kumdan oluşan Bozcaadada, mor, mavi, pembe ve kırmızı kapılı bembeyaz rum evleri ve yemyeşil asmalarla bezenmiş dar sokaklarda dolaşırken, yaşadığınız kentin karmaşasından sıyrılmamak imkansız.

Adaya gelenlerin ziyaret ettikleri yerlerden biri de tarihi Bozcaada Kalesi. Adanın kuzey burnu üstünde kurulmuş olan kalenin, kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor.
Bozcada halkı, sofralık çavuş üzümü ve şarapçılıkta kullanılan vasilaki ve karasakız çeşitleri ile bağcılık literatürüne geçmişlerdir. Evliya Çelebi, Bozcaada’yı anlatırken "Buradaki gibi güzel çavuş üzümü, dünyanın hiçbiryerinde yetişmez." demektedir.
Ahalisi hem Türklerden, hem de Rumlardan oluşan adadaki küçük kasabada bugün bile Türk ve Rum mahalleleri bulunuyor.
Özellikle de 12-13 Ağustos tarihlerinde yapılan Bağbozumu Festivaline Amerikadan, hatta Avustralyadan gelen ve adaya yerleşenler var.

03 Nisan 2007 Salı

GEZGİNLERİN BULUŞMA NOKTASI






Trabzon; Doğu Karadeniz bölgesinde tarihi, sosyal ve kültürel, doğal zenginlikleri ile mavi ve yeşilin kucaklaştığı yerde yer alır. Bulunduğu yer itibarı ile her mevsim görülmeye ve gezilmeye değer, serin yazları, az tuzlu denizi, çeşitli balıkları ile denizden yararlanmaya imkan verirken, yeşilin her tonunu içinde barındıran ormanları ile de kıymetli bir hazine gibidir.

Dünyaca ünlü gezginlerin ziyaret ettiği Trabzon, yüzyıllar boyunca, bütün dünyanın ilgisini çekmiştir. Ksenophon'dan, Evliya Çelebi'ye, Fallmerayer'den, Frunze'ye kadar yüzlerce seyyahın ziyaret edip düşüncelerini tarihe birer belge olarak aktardıkları "seyahatnamelerde"ki ana buluşma noktası "gizemli doğası, coğrafi konumu, Orta Asya, Kafkasya, Uzakdoğu, Ortadoğu'nun İstanbul ve Avrupa ile ilişkisinde önemli bir ticaret ve kültür merkezi" oluşundan kaynaklanan kentin vazgeçilmezliğidir.


MİDYAT





Mardin'den 1,5 saat mesafede bulunan Midyat, özellikle birbirinden güzel tarihi evleri ve gümüş işçiliği ile tanınır. "Telkari" denilen geleneksel gümüş işleme sanatı, buradan Türkiye'ye yayılmıştır.

Kale, cami ve köprüleriyle ünlü kentteki Mardin Kalesi (M.S. 10. yüzyıl), Ulu Cami (12. yüzyıl), Latifiye Camii (14. yüzyıl) ve Kasımiye Medresesi (15.yüzyıl) görülmeye değer güzelliktedir. Kent çevresinde ilgi çeken yerler arasında Deyrülzaferan Manastırı bulunur.

Midyat, farklı kültürlerin bir arada nasıl yaşayabileceklerine dair harika bir örnektir. Süryanilerin dini merkezi olan manastırın 1600 yıllık bir geçmişi vardır. Manastırda Süryani patriklerinin mezarları bulunur. Süryani bilginlerinin yetiştiği ve eski çağlarda zengin kütüphanesi ile ünlü olan bir diğer manastır ise ormanlarla kaplı bir tepenin üzerinde kurulmuş olan Deyrülumur Manastırı'dır.

Kentte geçmişi asırlar öncesine dayanan taş işçiliği ile ortaya konmuş taş yapılara da sıkça rastlanır. Taş evler ve pazar yerleri, taş işçiliği ile ortaya çıkarılabilecek eserlerin ne kadar güzel olabileceklerine dair yaşayan örneklerdir.

02 Nisan 2007 Pazartesi

DÜDEN ŞELALESİ


Antalya'nın 12 km. kuzeyinde bulunan Düden Şelalesi 40 metre yüksekliğindeki dik traverten falezinden denize dökülerek Kepez Mesire yerinde bir çağlayan oluşturuyor. Mağaraya inilerek, arkadan da izlenebilen şelalede ayrıca görülmeye değer kaya mezarları da mevcuttur. Ayrıca şelalenin düştüğü yerdeki tabandan su kaynak halinde çıkmaktadır.

Düden Şelalesi 10 Km sonra başka bir güzelliği daha Lara'dan Akdenize dökülerek bir kez daha insanlara göstermekte devam ediyor.

PİRPİRİM AŞI

MALZEME:
300 gr. kuru pirpirim (semizotu)
200 gr. tavla zarı büyüklüğünde doğranmış et
100 gr. mercimek

50 gr. lolaz
2 adet kuru soğan
13 diş sarımsak

2 limonun suyu
1 yemek kaşığı d. salçası
1 yemek kaşığı biber salçası
100 gr. nohut,
50 gr. bulgur

Tuz, biber, biraz nane, yağ,
Su.

Küçük küpler halinde doğranmış ve tencereye konmuş etlerin suyunu bırakması sağlanır. Bu ete yağ, ince kıyılmış soğan ilave edilir ve orta ateşte soğan biraz solunca domates ve biber salçaları konur. Bunlarla da biraz soldurulduktan sonra üzerine sıcak su koyup biraz kaynatılır. Ayrı kaplarda mercimek, nohut ve lolaz ayrı ayrı haşlanır.
Kurutulmuş pirpirim, suyu iyice koyulaşıncaya kadar haşlanır, suyu dökülür ve sıkılır. Kaynayan salçalı, kıymalı suyun içersine haşlanmış pirpirim, mercimek, nohut, bulgur lolaz ve dövülmüş sarımsak katıp tekrar pişirilir. Tuzu tamamlanır, ekşisi konur, ocağın altı kapatılır. Servis tabağına aldıktan sonra üzerine yağ, kırmızıbiber ve nane ile süs yapılır. (Aynı yemek taze semizotu, pancar veya ıspanakla da yapılabilir.)

01 Nisan 2007 Pazar

TARİHİ KİŞİLER

YUNUS EMRE:
İnsanları birlik ve beraberliğe çağıran büyük düşünür, halk şairi, gönül adamı Yunus Emre yaklaşık 700 yıl önce Eskişehir'in Mihalıççık İlçesine bağlı Sarıköy'de doğup, burada bir süre yaşamıştır. Şiirleri "Yunus Emre Divanı" nda toplanmıştır. Şiirlerinde ahlak, din, aşk, kardeşlik gibi konuları işlemiştir. Türbesi Sarıköy, yeni adı ile Yunus Emre Beldesindedir.

NASREDDİN HOCA:
İnsanları güldürürken düşündüren, düşündürürken güldüren ve onları üzmeden, hakikatı öğretmek için uyarılarda bulunan, fıkralarıyla dünya mizah literatüründe yerini almış olan Nasreddin Hoca, Eskişehir'in Sivrihisar İlçesi Hortu köyünde doğup, burada bir süre yaşamıştır. Doğduğu ev Hortu köyünde yeni adıyla Nasreddin Hoca Beldesindedir.


SEYYİD BATTAL GAZİ:
Türk-İslam tarihi içerisinde kahramanlığı ile destanlaşarak yerini almış komutan ve asker Seyyid Battal Gazi Malatya'da doğmuş ve ömrünün son zamanlarını Eskişehir'in Seyitgazi İlçesinde geçirerek burada ölmüştür. Türbesi ilçedeki bir tepe üzerindeki külliyede bulunmaktadır.

ŞEYH EDEBALİ:
Osmanlı Devleti'nin kurucusu ve Osman Gazi'nin kayınpederi, Ahilik teşkilatının kurucusu ve bilgin Şeyh Edebali, yaklaşık 700 yıl önce Eskişehir'in İtburnu (yeni adı Uludere) köyünde yaşamıştır. Türbesi Bilecik'tedir. Makam türbesi ise Eskişehir'in Odunpazarı semtindedir.

HIZIR BEY:
1407 yılında Eskişehir'in Sivrihisar İlçesinde doğmuştur. Sivrihisar kadılığı, medrese müderrisliği yapmış, daha sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul kadılığına tayin edilmiştir. 1459 yılında ölmüştür.

SİNAN PAŞA:
Hızır Bey'in oğludur. Sivrihisar kadılığı yapmıştır. 1486 yılında ölmüştür. Mezarı İstanbul Eyüp semtindedir.